Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Enerji verimliliği boyutu ve sıfır İstanbul 2050’ye doğru

Avrupa Birliği geneline baktığımızda imar kanunları ve enerji standartları şu aşamada yeni binalardaki enerji verimliliği koşullarını kapsamaktadır. Bu koşullar ya genel imar kanunlarında yer almakta ya da enerji verimliliği standartları olarak ayrıca değerlendirilmektedir. Bu standartlar ülke bazında uygulanabileceği gibi bölgesel ve belediyeler bazında uygulanabilmektedir.

 




pinar_menguc.png

Prof. Dr. M. Pınar Mengüç-Yasemin Somuncu

Özyeğin Üniversitesi-Enerji, Çevre ve Ekonomi Merkezi

 

Enerji ve çevre problemleri her zaman birbirlerine bağlıdır ve birlikte düşünülmesi gerekir. Bu problemlerin çözümü de kaçınılmaz olarak toplum bilincine, küresel gereksinimlere ve ekonomik koşullara göre şekillenir. Özellikle son yıllarda gözlediğimiz küresel enerji darboğazı ve küresel iklim değişikliği enerji ve çevre arasındaki bu ilişkiyi daha da belirgin olarak tartışmamıza neden olmuştur. Bu dönem sürecinde ayrıca tüm dünyada kendini gösteren ekonomik kriz, akılcı ve uzun soluklu çözümlere ulaşmak için gereken yatırımların yapılmasını halen engellemektedir. Öte yandan tarih boyunca ilk defa 2009 itibariyle dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Şehirleşmenin gerektirdiği altyapı ve nüfus yoğunluğunun neden olduğu enerji kullanımı ve atık problemleri, enerji ve çevrenin karmaşık ilişkisini daha da zor bir hale getirmektedir. Aynı zamanda tarih boyunca ilk defa daha kalıcı, yenilikçi ve etkin çözümler için gereken bilimsel altyapı da son 20-30 yılda oluşmuştur. Gelişen bilgi iletişim ağı ve bilgisayar teknolojileri, her bir girişim ve gelişimin neden-sonuç ilişkilerini çok daha derin olarak inceleyebilmemizi somut veri-bazları ile oluşturmaya izin vermektedir. Hem teknolojik yenilikler hem de bu yeniliklerin sosyal boyutları da bilgisayar teknolojileri sayesinde daha fazla irdelenebilmekte ve daha kalıcı çözümlere ulaşmamıza yardım etmektedirler. Yani, son yıllarda aynı zamanda ortaya çıkan ve zorlaştıran enerji, çevre ve ekonomik problemlerine karşı da etkin olarak kullanabileceğimiz teknolojik çözümler yenilikçi uygulamalar için düşünülebilecek seviyededirler. Bu çözümler ancak mühendislerin, mimarların, kamu ve iş dünyasının karar vericilerinin, toplum bilimcilerin beraber çalışmasıyla etkin ve kalıcı olacaktır.

 

Binaların enerji yükü 25 milyar dolar

 

EÇEM bünyesinde başlatılan “Sıfır İstanbul” kavramı enerji, çevre ve ekonomi problemlerini bütüncül olarak çalışmak için gerekli ortaklıkları ve anlamlı stratejileri bir araya getirmeye yöneliktir. Elbette enerji üretimi, kullanımı ve tasarrufu böyle bir çalışmanın en önemli odaklarından birisi olacaktır. Enerji Türkiye açısından en büyük ekonomik sorunlardan birisi olmaya devam etmektedir. Bu önemli bir kaç rakam vererek anlatılabilir. Türkiye kullandığı enerjinin %70’den fazlasını dışardan sağlamaktadır. Türkiye‘de kullanılan enerjide binalar, endüstri ve ulaşımda yaklaşık eşit olarak dağılmakta ve kabaca toplamın üçte biri civarında seyretmekte. Örnek olarak, World Energy Agency bilgilerine göre, Türkiye’de binalarda kullanılan enerji 2007’de toplam enerjinin %27’si civarında; ayrıca binalarda enerji kullanımının 2020’de 2007 yılı değerlerinin iki misli üstünde olduğu tahmin edilmiş (Referans 1). 2011’de bu miktar İZODER verilerine göre, 20 milyar dolardan fazla, 2012’de 25 milyar dolara kadar çıkacağı tahmin ediliyor. Bunun da dörtte üçü dışarıya aktarılacak fonlar (Referans 2). Eski binalarda enerji tasarrufu %50’ye kadar mümkün olabilmektedir. Aynı zamanda, yapılacak tüm yeni binaların da yenilikçi enerji uygulamalarından faydalanılması ve enerji tasarrufuna önem vermesi ilerde gerekecek enerji kullanımını azaltacağı için özellikle önemlidir. Bu mercekten bakılınca, binalarda yapılacak uygulamaların ne denli bir ekonomik boyuta ulaşacağı açıktır. Elbette, bu binaların çevre ile uyumlu bir şekilde yapımı ve kullanımı da uzun dönemde ekonomik olmalarını sağlayacaktır. ‘Yeşil Bina’ kavramları esasında bu akılcı uygulamalar sonunda çıkan binalara verilen isim olarak düşünülmeli ve ‘yeşil bina’ kavramının tüm ülkeye bir katkı olduğu anlaşılmalıdır.

Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) yeşil binaları; “Bugün sürdürülebilir, ekolojik, yeşil, çevre dostu vb. pek çok isim altında karşımıza çıkan doğayla uyumlu yapılar, yapının arazi seçiminden başlayarak yaşam döngüsü çerçevesinde değerlendirildiği, bütüncül bir anlayışla ve sosyal ve çevresel sorumluluk anlayışıyla tasarlandığı, iklim verilerine ve o yere özgü koşullara uygun, ihtiyacı kadar tüketen, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş, doğal ve atık üretmeyen malzemelerin kullanıldığı katılımı teşvik eden, ekosistemlere duyarlı yapılar” şeklinde tanımlamaktadır (Referans 3). Bu tanımı kentlere de uyarlayarak yeşil kent tanımına kolayca ulaşabiliriz. Burada çok detaylı olarak verilen tanım, bizim çalışmalarımızda ‘jenerik’ olarak kullandığımız ‘yeşil’ bina kavramının aslında ne denli akılcı bir çözüm olarak binalara uygulanması gerektiğini çok güzel bir şekilde anlatmakta. ‘Yeşil Bina’ kavramı bir moda yada geçici bir trend değil ama ülke ekonomisi için gerekli, bireylerin huzurlu ve doğa ile (daha) uyumlu yaşayabilmeleri için elzem olan bir kavramdır.

 

AB’nin 20-20-20 planı

 

Türkiye’de binaların ve kentlerin yeşilleşmesi için yapılan en kapsamlı çalışmaların başında, AB’ye uyum sürecine parallel oluşturulan 20 Şubat 2012 tarihli ve 2012/1 Karar No’lu Yüksek Planlama Kurulu tarafından hazırlanan “Enerji Verimliliği Strateji Belgesi 2012-2023” gelmektedir. (Referans 4)  Bu belgeye göre kamu sektöründen, özel kesime ve de sivil toplum kuruluşlarına kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsayan gruplarla işbirliği içinde 12 aydan 36 aya kadar bir süre içinde toplam 36 adet eylem gerçekleştirilecek. Bu kapsamda Avrupa Birliği Çerçeve Direktifi’nde yeralan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (2010/31/EC Direktifi) Temmuz 2012 tarihi itibarı ile uygulanmaya başlanacak.  Bu süreçle beraber üye ülkeler enerji verimliliği kavramları, kullanılmakta olan imar kanunları, farklı hesaplama yöntemleri üzerinde analizlere ve uyumlaştırma çalışmalarına proje grupları bazında yoğun olarak devam ediyor.  Kuşkusuz ki bu Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde attığı en büyük adımlardan birisi. Ayrıca Avrupa Birliği’nin enerji üzerindeki en kapsamlı planı olan  “20-20-20 planı” ile örtüşmektedir (Referans 5). Hatırlatmak gerekirse,  Avrupa Birliği iklim koruma planı çerçevesinde üç hedef belirlemişti: 2020 yılına kadar toplam enerji tedarikinde yenilenebilir enerji payı yüzde 20'ye ulaşacak, karbondioksit salınımı 1990 seviyesine göre yüzde 20 oranında düşürülecek ve yüzde 20 oranında enerji tasarrufu sağlanacak.

Avrupa Birliği geneline baktığımızda imar kanunları ve enerji standartları şu aşamada yeni binalardaki enerji verimliliği koşullarını kapsamaktadır. Bu koşullar ya genel imar kanunlarında yer almakta ya da enerji verimliliği standartları olarak ayrıca değerlendirilmektedir. Bu standartlar ülke bazında uygulanabileceği gibi bölgesel ve belediyeler bazında uygulanabilmektedir. İmar kanunları enerji verimliliğinin yanında, yapı güvenliğinden yangın güvenliğine, deprem güvenliğinden kullanıcı sağlığına kadar birçok konuyu kapsayabilmektedir.

 

Binalarda enerji performansı

 

Enerji verimliliği binaların tasarımında ve inşaasında tek ölçüt değil.  Karar vericiler yapısal öncelikleri, yangın güvenliğini, mekan büyüklüklerini ve hatta manzarayı enerji verimliliğinden önce tutabilmektedirler. Türkiye’de ve bazı Avrupa Birliği ülkelerinde de zaman zaman başka konular öncelik açısından enerji verimliliğinin önüne geçebilmektedirler. Örneğin Türkiye ve İtalya gibi depremin çok ciddi ve hatta günlük önem arzettiği ülkelerde depreme dayanıklılık enerji verimliliği daha yüksek olan, ancak bir o kadar da  ağır olan izolasyon malzemelerinin  yerine enerji verimliliği daha az olan, ancak çok daha hafif izolasyon malzemelerinin kullanılmasını öngörebilir.  Öte yandan, yaklaşik 40 yıllık bir süredir enerji verimliliği üzerine çalışmaların yapıldığı İsveç’te iç mekan hava kalitesi ve sağlık koşulları tasarım süreçlerinde öne çıkmakta ve hatta binaların iç mekanlarında radon seviyesinin 200 Bq/metreküpe indirilmesi üzerinde çalışmalar devam etmektedir.  Bu çalışmalarda gelecekte geliştirilecek malzeme seçimlerinde önceliklerin sıralamasının değişmesine neden olacaktır.

Bu nedenlerle binalardaki enerji verimliliğini asgari düzeyde sağlayabilmek için  Binalarda Enerji Performansı (BEP) Yönetmeliği’nde yer alan belli başlı hesaplama öğelerine dikkat etmekte fayda var. Bu öğeler şöyle özetlenebilir:

(a) Binaların termal özellikleri (hava sızdırmazlığı dahil),

(b) Isıtma tesisatı ve sıcak su teçhizatı,

(c) İklimlendirme teçhizatı,

(d) Havalandırma,

(e) Gömme aydınlatma teçhizatları (özellikle konut dışı binalar),

(f) Binaların konumu ve yerleşimi,

(g) Pasif güneş ışığı sistemleri ve güneş ışınlarından korunma detayları,

(h) Doğal havalandırma uygulamaları,

(i) İç mekan iklim koşulları ve tasarlanmış iç mekan iklimlendirmesi.

Binaların inşası sürecinde imar kanunlarına uyulması yeni binalarda enerji verimliliğinin belli bir düzeyde yakalanmasını sağlayacaktır. Ya imar kanunlarının içinde yer alsın ya da bölgesel veya yerel standartlarda yer alsın, enerji verimliliği uygulamaları binaların asgari standartlarda olmasını sağlayacaktır. Burada önemli bir nokta da imar yönetmeliklerinin inşaatların asgari masrafla azami verimliliği sağlayabilmesidir. Bu kapsamda gerekli ilkeler de oluşturulmalıdır.

 

Yeşil, esnek ve depreme dayanıklı kent

 

Dikkat edilmesi gereken bir nokta da hemen hemen bütün imar kanunlarının ve standartların çözümleri bina bazında alması. Bu durumda da enerji verimliliği bir noktaya kadar sağlanmaktadır.  Bugün İspanya, İtalya gibi ülkelerde bina cepheleri, pencereler, güneşin konumlanması, peyzaj ve yenilenebilir enerji kaynaklarının mimariye uyumu gibi konular üzerinde çok ciddi çalışmalar yapılmakta ve uygulanmaktadır. Ancak, kentsel ölçekte kanunların ve uygulamaların da çıkarılması hususu önemlidir. Kentlerin kalabalıklaşması ve binaların sayısının hızla artması, yeşil alanların, meydanların ve  meydanımsı alanların hızla azalmasına neden olmaktadır. Kentsel planlamada enerji verimliliği önem sıralamasında olması gereken yerde olmadığı sürece binaların kalabalıklaşması hakim rüzgarların önünü kesmeye devam edecektir. Hakim rüzgarlar yazın pasif soğutmayı sağlayan en önemli ve ücretsiz soğutma araçlarıdır. Gene, yüksek binalar komşu binaların güneşini kestiği zaman, soğuk günlerde pasif ısıtma imkanı ve dolayısı ile ücretsiz ısınma koşulları ortadan kalkmaktadır. Bunların sonucunda da binalara uygun yaşam koşullarını sağlamak için mekanik sistemlerin uygulanması gerekmektedir ki bu da ucuz enerji verimliliği çözümlerinden uzaklaşılması anlamına gelmektedir. Enerji verimliliğinin kentsel planlamaya kanunlar nezdinde ya da ayrı standartlar olarak yerleştirilmesi mekanik çözümlerden önce pasif çözümlerin öne çıkmasını sağlayacak ve inşaat maliyetleri de azalacaktır.

Yukarıda bahsedilen hususların 18 Mayıs 2012 tarihinde açıklanan kentsel dönüşüm süreci içinde yer almasını İstanbul ve Türkiye için kaçırılmayacak bir fırsat olarak görmekteyiz. Kentsel dönüşümle beraber yeşil kent, esnek kent ve depreme hazır kavramlarının bütünleştirilebilmesi önemli.

Bir süredir Özyeğin Üniversitesi EÇEM olarak “Sıfır İstanbul 2050” kavramı üzerinde çalışıyoruz. Bu kavramın zaman içinde Türkiye’ye ve dünyaya da uyarlanabileceğini düşünüyoruz. 8000 yıllık tarihi olan, son 50 yılda 6 misli, son 15 yılda 2 misli büyümüş, iki kıtaya yayılmış, her türlü boyutta kaosu yaşayabilen bir metropol olan İstanbul için yapılacaklar fazlasıyla çok. Daha modern daha yaşanabilir daha yeşil  bir şehir olma kapasitesi bulunan İstanbul için üst düzeyde ve birleşik mimarlık ve mühendislik şart. Bunlar aynı zamanda sosyal ve tarihsel kavramlarla beraber düşünülmeli; iş dünyası ve sokaktaki insan bu gelişmelerden gelebilecek faydaları anlamalı ve kabul etmeli; yöneticiler, hem kamunun hem de özel şirketlerin beraberliğine ağırlık verebilmeli; bu birleşik düşünce kavramları ve strateji geliştirme becerisi tüm öğrencilere de öğretilebilmeli. Yeni bir nesil yetişmeli; hem sorunları bilen hem de sorunlara çözüm ve strateji getirebilecek kadar farkındalığı olan, yapabilirliği ve kendine güveni yüksek, teknolojiye ve sosyal düşüncelere hakim sorumlu bir yeni nesil. 

EÇEM, Özyeği Üniversitesi’ndeki öğrencilerin yukarda anlattığımız düşüncelerle yeni bir enerji ve çevre donanımına ulaşmaları için çaba gösteriyor. Burada yapılmasını arzuladığımız tüm öğeler Özyeğin Üniversitesi kampusu içinde hali hazırda uygulanmakta. Kampusun mümkün olduğunca ‘yeşil’ olması çabalarımızdan birisi ve bu bağlamda yapılan her binanın da hem enerji kullanımı hem de çevresel etkiler bazında en üst düzeyde inşa edilmesine dikkat ediliyor. Yapılan ilk üç akademik binanın LEED sertifikası alması, bu binalarda yedi tane yeşil çatı olması, kampusta enerji üretimi ve dağıtılmasını etkin ve ekonomik olarak sağlayacak bir ‘enerji merkezi’ binasının oluşturulması, ve güneş panellerinin hem güneş enerjisinden elektrik üretilmesi hemde eğitim için kullanılması bu çabaların önde gelenlerinden. Ayrıca, mimar ve mühendislerin beraber çalıştıkları ve Avrupa Birliği standardlarınında üzerinde bir düşünce yapısıyla tasarlanan bir akademik bina da EÇEM’in odaklarından birisi. Türkiye’ye şimdiye kadar gelen en büyük uygulama projelerinden birisi olana EU-FP7-NEED4B (New Energy Efficiency Demonstration for Buildings) kapsamında İspanyol, İtalyan, Belçikalı ve İsveçli ortaklarımızla yapılacak olan çalışmaları da periodik olarak anlatmaya çalışacağız (Referenas 6). Bu çalışmanın ilerde binalarda enerji ve çevre kavramlarını ilerici, etkin, ve methodik olarak oluşturması için uğraşmaya devam edeceğiz.

 

Referanslar:

International Energy Agency, Energy Policies of IEA Countries, Turkey, 2009 Review.

Izoder, Ertugrul Sen, 4 Mayıs 2009 sunumu

ÇEDBIK, www.cedbik.org

www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/02/20120225-7.htm

ec.europa.eu/eu2020

www.need4b.eu/index.aspx

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz