Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Enerjisa rüzgarı arkasına aldı

‘Yenilenebilir Enerji Yılı’ ilan ettiği 2011’de 30 MW’lık Çanakkale RES ve 39 MW’lık Dağpazarı RES projelerini devreye alan Enerjisa, 143 MW’lık Bares RES ile kurulu gücünü bu yılın sonunda 212 MW’a çıkaracak. 2015 yılında Türkiye elektrik enerjisi piyasasında en az pay almayı hedeflediklerini söyleyen Sabancı Holding Enerji Grup Başkanı Selahattin Hakman, rüzgar enerjisindeki kurulu güçlerini ise 200-300 MW’a yükselteceklerini aktarıyor. 





enerjisa.png

2015 yılında minimum 5 bin MW kurulu güce ulaşmayı ve Türkiye elektrik enerjisi piyasasında en az pay almayı hedefleyen Enerjisa, üretim portföyünü büyütecek yatırımların başında yer alan rüzgar enerjisi alanında da hızlı ilerliyor. Rüzgar enerjisi sektörüne geçtiğimiz yılın Mart ayında devreye aldığı 30 MW kurulu gücündeki Çanakkale RES projesiyle adım atan şirket, ikinci santralini ise Mayıs ayında devreye aldı. Faaliyete geçen İçel’deki Dağpazarı santralinin 39 MW kurulu güçte olduğu bilgisini veren Sabancı Holding Enerji Grup Başkanı Selahattin Hakman, inşaatı devam eden 143 MW kurulu güce sahip olacak Bares santralini ise bu yılın sonunda devreye almayı planladıklarını söylüyor. Bares RES’in devreye girmesiyle rüzgar enerjisi alanında 212 MW kurulu güce ulaşacaklarını aktaran Hakman, “Rüzgar potansiyelini en uygun koşullarda ekonomiye kazandırmaya yönelik yatırım fırsatlarını değerlendirerek, önümüzdeki dönemde portföyümüzde rüzgar enerjisine dayalı kapasiteyi artırmaya devam edeceğiz”  diyor. 

 

2015 yılında en az 5.000 MW kurulu güce ulaşmayı hedefinizde RES projelerinizin payı ne olacak? Rüzgar enerjisine ilişkin orta ve uzun vadeli hedefleriniz neler?

 

2015 yılında en az 5000 MW kurulu güç hedefine yönelik olarak kararlılıkla yürüttüğümüz çalışmalar ve yatırımlar çerçevesinde rüzgar enerjisine dayalı kurulu gücümüzü ilk aşamada 200-300 MW düzeyine ulaştıracağız. Hidrolik enerji yatırımlarımız ile birlikte 2015 yılında Enerjisa portföyünün yarıya yakın bölümünü yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri oluşturacaktır. Bu oranın Türkiye ortalamasının üzerinde olması bakımından anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Ülkemizin yerli enerji kaynakları potansiyelinin en etkin şekilde değerlendirilebilmesi, hızla artan elektrik enerjisi talebinin güvenli, ekonomik ve çevre ile uyumlu koşullarda karşılanabilmesine yönelik çabaların en temel bileşenlerinden birisi durumundadır. Bu genel perspektif içerisinde, Türkiye’nin büyüyen ve gelişen elektrik piyasasının önde gelen oyuncusu olarak, rüzgar enerjisi alanında teknolojik yenilikler de dahil olmak üzere gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz.

 

Enerjisa olarak enerji alanındaki deneyimlerinizi yurtdışına taşımak gibi bir planınız var mı? Özellikle çevre ülkeler Türkiye enerji sektörü için ne tür fırsatlar vaadediyor?

 

Türkiye elektrik piyasasında pazar payına ulaşma ve kurulu gücümüzü en az 5 bin MW düzeyine çıkarma hedeflerimiz çerçevesinde öncelikle Türkiye içerisindeki fırsatlara yoğunlaşmaya ve yatırımlarımızı gerçekleştirmeye devam edeceğiz. Ana önceliğimiz ve ağırlığımız Türkiye elektrik sektöründeki büyümeye katkı noktasında olmakla birlikte, bölgemizde elektrik enerjisi ile ilgili fırsatların değerlendirilmesini de stratejik olarak gündemimizde tutuyoruz. Komşu ülkelere baktığımızda, ekonomik gelişmeye paralel olarak enerjide belirgin bir talep artışı, elektrik enerjisi değer zincirinin tüm aşamalarında ekonomik verimliliğin iyileştirilmesi, sürdürülebilirliğin ve arz güvenliğinin sağlanabilmesi için önemli yatırım gereksinimi bulunduğunu görüyoruz. Bu çerçevedeki çalışmalarımız önümüzdeki yıllarda daha somut noktalara gelebilecektir.

 

EPDK tarafından hazırlanan yeni ölçüm standardı tebliğine göre rüzgar enerjisi yatırımları için en az 1 yıl ölçüm yapma zorunlu hale getirildi. Yeni düzenlemenin sektörü ve yatırımları nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?

 

Ölçüm yapma zorunluluğu ülkemizin rüzgar ve güneş potansiyelinin daha etkin ve verimli kullanılmasına katkı sağlayacak olumlu bir adım olmuştur. Bununla birlikte, rüzgar enerjisi alanında projeler ile üretime dönüşenler arasındaki önemli fark, geçtiğimiz yıl gerçekleşen bağlantı yarışmalarının bir bölümünde oluşan, projelerin gerçekleştirilmesini imkansız kılacak düzeyde yüksek fiyatlar bu alanda bazı ek düzenlemelerin yapılması gerekliliğine işaret etmektedir. Lisans ticareti olarak adlandırılan sorun, sektörde gerçek yatırımcıların proje geliştirebilmelerinin ve böylelikle ülkemiz rüzgar potansiyelinin daha yüksek oranlarda üretime kazandırılabilmesinin önünde önemli bir engel oluşturmaktadır. Bu sorunun çözümüne yönelik çabaların artırılmasının faydalı olacağını düşünüyorum.

Türkiye’nin rüzgar enerjisi alanındaki potansiyelini ve rüzgar yatırımlarının bugününü ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle son üç yıl içerisinde rüzgar enerjisine dayalı kurulu güçte olumlu bir ivme yakalanarak, 2008 yılındaki 300 MW’lık kurulu güç 1900 MW düzeyine ulaşmıştır. Gerçekleşen bu önemli artışa rağmen, ülkemizin bugünün şartlarında ekonomik olan rüzgar enerjisi potansiyelinin önemli bir bölümünün henüz değerlendirilmemiş olduğunu görüyoruz. Orta ve düşük rüzgar hızlarına sahip sahaların da türbin teknolojilerindeki yeniliklere paralel olarak çok yakın gelecekte ekonomik potansiyel niteliğini geliştirebileceğini dikkate aldığımızda, rüzgar potansiyelinin giderek artan oranlarda, daha etkin ve verimli koşullarda değerlendirilmesi yönünde önemli bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum. Türkiye elektrik piyasasının liberalizasyonuna yönelik adımların sürdürülmesi, piyasanın gelişmesi ve derinleşmesi bu alandaki yatırımlar için en önemli itici unsur olmaya devam edecektir.

 

Yerli katkı payı yeniden tanımlanmalı

 

Sabancı Holding Enerji Grup Başkanı Selahattin Hakman, Türkiye elektrik sektöründe yatırımlara yön veren en temel unsurun, toplam maliyetlerin fiyatlara yansıtılmasına izin verecek rekabetçi serbest piyasanın gelişeceğine duyulan güven olduğunu söylüyor. Rüzgar enerjisi yatırımlarının rüzgar hızı bakımından kaliteli sahalarda ve doğru teknolojilerin seçilmesi durumunda rekabetçi olduğunu vurgulayan Hakman şunları aktarıyor: “Feed-in-tariff mekanizmasının da projelerin finansmanı açısından önemli bir teşvik unsuru oluşturduğunu görüyoruz. Teknolojideki gelişmeler ve yatırım maliyetlerinin düşmesi de zaman içinde daha düşük rüzgarlı sahaların da rekabetçi olmalarını sağlayacaktır. Gerçek yatırımcıyı ayırt edecek düzenlemelerin geliştirilmesi, kurumlar arasında koordinasyonun ve ilgili onay süreçlerinin hızlandırılması gibi düzenleyici konuların iyileştirilmesi rüzgar enerjisi potansiyelinin çok daha etkin kullanılabilmesine fayda sağlayacaktır. Ülkemizde rüzgar enerjisi ile ilgili gerçekleştirilecek yatırımların cari açığın azaltılmasına önemli katkısı olacaktır. Yerli rüzgar sanayisinin arzu edilen seviyede gelişebilmesi için öncelikle yönetmeliklerdeki yerli katkı kavramının Sanayi Bakanlığı ve Kamu İhale Kurumu’nun kararlarından yararlanılarak yeniden tanımlanması gerekmektedir. Ayrıca, küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük tedarikçiler ile rekabet edebilecek bir piyasa ölçeğinin oluşması ülkemizde yenilenebilir enerji teknolojilerinin gelişmesi için önemli bir destek olacaktır.”       

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz