Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Frost&Sullivan uyarıyor

Dünyanın önce gelen araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından Frost&Sullivan dağıtım özelleştirme ihalelerinin yılsonuna kadar gerçekleşeceğini, üretim varlıklarından geriye kalan 16 GW’lık özelleştirmenin de başlayacağını öngörüyor. “Ancak planlanan bu zaman çizelgesinin finansal zorluklar nedeniyle sapma gösterebilir” diyen Frost&Sullivan Uzman Analisti Özge Özeke, bu durumun aynı zamanda serbest ve rekabetçi piyasa yapısına kavuşulmasını da geciktireceğini aktarıyor.





frost.png

Türkiye, enerji piyasasının yüzde 70’in üzerindeki, özellikle Rus doğal gazına bağımlılığına olan hoşnutsuzluğunu her fırsatta dile getirse de, son yıllarda ortaya koyduğu istikrarlı büyüme rakamlarıyla doğal gaz da dahil olmak üzere sektörün her kolundan yatırımcının dikkatini çekmeye devam ediyor. Yeni yatırımlar kadar özelleştirmeleri de yakın markaja alan özel sektör ise hiç şüphesiz en önemli sıkıntılardan birini finansman ayağında yaşıyor.

Frost&Sullivan Uzman Analisti Özge Özeke’ye göre hala kendini tam anlamıyla toparlamayan finans piyasaları 2013’te de tedbiri elden bırakmayacak. Bu durumun özelleştirme ajandasında önemli tarih değişikliklerine neden olabileceğine işaret eden Özeke, özelleştirmelerin finansman boyutunu ve piyasaya yansımalarını konuştuk.

 

 

Türkiye enerji sektöründe son yıllarda özelleştirmelerle birlikte yaşanan finansman hareketliliği finans kuruluşlarını da harekete geçirdi. Bu doğrultuda öncelikle özelleştirmelerin finans sektörüne yansımalarını değerlendirir misiniz?

 

Özelleştirmelerin büyük meblağlara konu olmasına paralel olarak finans kuruluşlarında daha farklı bir hareketliliğe sebep oldukları doğru. Bu durum bankaların uluslararası anlamda kredibilitelerini de ortaya koyma

şansı sunmuş oldu. Sunulan finans paketleri ve olanaklarıyla bankalar enerji piyasasının bu tekrar yapılanma sürecinde hareket kabiliyetlerini de geliştirmiş oldular. Bu tecrübe, ilerleyen süreçte önümüzde olan üretim özelleştirmelerine de olumlu bir ivme kazandıracaktır.

 

Uzun bir bürokratik süreci aşarak harekete geçen enerji yatırımcıları için özellikle kriz süreçlerinde finansman bulmak oldukça zorlaşıyor. Bu tablo özelleştirme süreçlerinde sektörü nasıl etkiledi?

 

Bölgesel ve küresel ölçekte dalgalanma finansal kuruluşlarını haliyle fazla tedbirli bir hale soktu. Dağıtım özelleştirmelerinden yatırımcıların istekliliğini görebiliyoruz. Ancak bilindiği üzere dağıtım ihalelerinde verilen en yüksek teklife dayanarak ihalenin sonuçlandırılması uzun vadede ülke ekonomisinde diğer işler çarkların ne yazık ki gözden kaçırılmasına ve aksamasına neden olabilen bir uygulama. Beklenenden daha yüksek bir rakama devir alınan bir işlemden sonra iki şey oluyor; yüksek bir başlangıç maliyetinden ötürü ucuza elektrik sağlanması olasılığı düşüyor ve dağıtım bölgesinin ihtiyacı dahilinde atılması gereken adımlar gecikiyor. Özelleştirme İdaresi’nin bu işlemlerden hedeflediği geliri düşünecek olursak, yüksek montanlı finansmandan bahsediyoruz. Bunun sağlanması her ne kadar mümkün olsa da, işleyen sistemin zamanlama olarak sürekliliği de o oranda önemli. Bulunmaması durumunda haliyle hedeflenen reform süreci planlanan ajandanın gerisinde kalıyor. Bölgesel ve küresel ölçekteki gelişmeleri düşündüğümüzde bu beklenmedik bir şey değil ancak devletin koyduğu serbest ve rekabetçi piyasa yapısı hedefine kavuşulmasını geciktiriyor.

 

Orta ve uzun vadeli öngörüleriniz neler? Finansman sektörü artan yatırımların yanısıra özelleştirmelerin doğuracağı talebi karşılamaya hazır mı?

 

Şu anda yaptığımız görüşmelerden de çıkardığımız üzere ve küresel trende bakacak olursa finansal piyasalar hala kendini toparlayabilmiş değil. Tedirginliğin devam ettiğini söyleyebiliriz. Buna etken olan pek çok neden var. Bu yüzden finans piyasasının bu talebi karşılamaya tam olarak hazırlıklı olduğu söylenemez. 2013’ün ikinci yarısından sonra bir parça daha toparlanmayla ivmelenme olacağını düşünüyoruz. Dağıtım ihalelerinde sona doğru yol alınacak ve üretim ihalelerine de başlanacaktır. Ama yine de tüm bunların sonuçlandırılması beklenenden öte bir vakit alabilir.

Tam bu noktada uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir ülke seviyesine çekmiş olması, yatırımcıların daha uygun şartlarda kaynak bulmasını kolaylaştıracak olumlu bir gelişme olarak yorumlanabilir.

 

Son olarak enerji yatırımlarının finansmanı konusunda karşılaşılan sorunlardan söz ederek, çözüm önerilerinizi paylaşır mısınız?

 

Geciken yatırımların sebebiyet verdiği ve tetiklediği önemli bir şey var. Yani devlet özelleştirip rekabetle hizmet kalitesini yükseltme hedefinin, izlenen metodolojinin yol açtığı yüksek fiyatlarla tam anlamıyla amacına ulaştığını söyleyemeyiz. Çünkü ihaleleri kazanan şirketler ya da ortaklıklar elbette ticari kazanımları ön planda tutmaları gerektiğinden, bu yapılan yatırımın makul bir zamanda karşılığını almak istiyorlar. Bu da beklenen düzeyde ucuz elektrik sunamamaları anlamına geliyor ve özellikle elektriğin en büyük tüketici paydasını oluşturan sanayinin rekabet gücünü zayıflatıyor.

Finansmana gelecek olursak, Euro krizinin etkisinin Türkiye’de hissedilmediğini söylemek mümkün değil. Bankaların yaklaşımını daha öngörülebilir çerçevede sürdürmek ve göreceli daha makul bir geri dönüş karşılama isteğiyle finansman da bu firmalar nezdinde haliyle zora giren bir konu.

 

Türkiye, enerjide ‘fırsatlar ülkesi’ olmayı sürdürecek

 

Türkiye enerji sektöründe mevcut tablonun analizini yapan Frost&Sullivan Uzman Analisti Özge Özeke, tasarlanan enerji reformlarına ilişkin aksayan süreçler ve gecikmeler yaşansa da özel sektörün enerji piyasasında giderek artan varlığı durumun iyi bir gidişata işaret ettiğini düşünüyor. Özeke, “Söz sahibi otoritelerin rol ve sorumlulukları yeniden tanımlanmakta ve şekillenmekte olsa da, bu durum yeni oyuncuların piyasaya dahil olmasını engellemiyor. Mevzuat özel sektörün görüşlerini alarak şekillenmeye devam ederken, daha rekabetçi bir piyasa ortamı için daha fazla fırsat sunuyor” diye konuşuyor.

Özeke’nin değerlendirmelerine göre pazardaki kanaat liderlerinin çoğunluğunun da hemfikir olduğu üzere, doğalgaza bağımlılığın yüzde 30 seviyelerine düşürülmesi zorlu ve pek olasılık dahilinde olmayan bir hedef. Bu fikri destekleyen bir diğer etken de Türkiye’yi stratejik transit gaz ağının merkezine yerleştirecek olan uzun vadeli transit gaz boru hattı anlaşmaları. Doğalgazın yanı sıra, ülke içerisinde bulunan ana yük kaynağı olması sebebiyle kömür de enerji politikasının şekillenmesinde önemli bir rol oynuyor. Kömür, ülke toplam kurulu gücünün yüzde 24’üne denk geliyor. Bunun yüzde 16.6’sında başta linyit olmak üzere yerli kömür kullanılırken, kalan yüzde 7.7’lik kısımda ithal kömür kullanıyor.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında ciddi bir ilerleme kaydettiğinden de söz eden Özeke, buna karşın yenilenebilir enerjinin kurulu kapasitesine yönelik hedeflerin yalnızca pazar reformunun vaktinde tamamlanması ile gerçekleştirilebileceğini vurguluyor.

 

 

 

 

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz