Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
GES yatırımcısı zamana karşı yarışıyor

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 10-14 Haziran 2013 tarihleri arasında kabul edeceği Güneş Enerjisi Santrali lisans başvuruları öncesi yatırımcı adaylarının hazırlıkları tüm hızıyla sürüyor. Bir sahaya yatırım lisansı başvurusu yapabilmek için ölçüm yapmak, bu ölçümleri Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’ne onaylatılmak gibi zorunlulukları eksiksiz yerine getirmek için zamana karşı yarışan yatırımcılar, bir yandan da proje sahası olarak kullanacakları arazilerin niteliğinden kaynaklanan sorunlarla boğuşuyor.





ges.png

Ankara’da gerçekleştirilen EIF Uluslararası Enerji Kongresi’ne damga vuran konulardan biri de güneş enerji yatırımcılarının arazi sorunu oldu. Kongrede düzenlenen “Güneş Enerjisi Yatırımlarında Son Durum: Lisans Süreci” başlıklı oturumda konuşan sektör temsilcileri güneş yatırımlarında arazi kullanımıyla ilgili çok ciddi sıkıntılar yaşandığını dile getirdi.  Temsilciler, “GES proje sahası olarak bir araziyi tam satın almaya karar verdikten bir hafta sonra Tarım İl Müdürlüğü’nden araziyle ilgili toplulaştırma yazısı geliyor. İlk başta orman arazilerine başvurmuştuk, Bakanlık yazı yayımladı; orman arazilerine başvurulamaz diye. Hazine arazileri ve tarım arazilerine başvurmuştuk, Başbakanlığın genelgesi yayımlandı. Şu ana kadar sekiz ayrı yere başvurduk, bir tanesinin izni çıktı. Diğerleriyle ilgili tarım arazileri başta olmak üzere büyük sıkıntı yaşıyoruz” şeklinde sorunlarını dile getirdi.

 

Sorunlar zamanla çözülecek

 

Oturuma EPDK adına katılan enerji uzmanı Yücel Yaman, dile getiren sorunları koruma amaçlı olarak lisans başvurularına kapatılan tarım arazilerini diğerlerinden (orman, mera, Hazine arazisi vb.) ayırarak yanıtlamaya özen gösterdi. Başlangıçta tarım alanlarının kapsam dışına çıkarmak isterken, gerçekten güneş enerjisinin geleceğine olan inançla hareket ettiklerini belirten Yaman şunları aktardı: “2020’li yıllarda güneş tesislerinin 5-10 bin MW’lık kapasiteye ulaşacağından söz ettiğimizde bu, çok geniş tarım alanlarının tarım dışı amaçla kullanılması anlamına geliyordu ki, Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Arazi Toplulaştırmasına İlişkin Tüzük’te buna izin verilmemesi yönünde maddeler bulunuyordu. Dolayısıyla bu arazileri çıkarmak zorunda kaldık. Yatırımcılar tarafından sıkıntı kaynağı olduğu ifade edilen diğer arazilere baktığımız zaman ise bunlarla ilgili yapılan uygulamaların çok hukuksal olmadığına inanıyorum. Çünkü Yenilenebilir Enerji Kanunu, ‘Orman vasıflı alanlar, meralar ve Hazine arazilerinin bu amaçlarla kullanımına izin verilir.’ diyor. ‘İzin verilebilir’ bile değil. Dolayısıyla bu konuda hukuksal hakkınızı korumanın benim değil, öncelikle sizin göreviniz olduğunu inanıyorum. EPDK sizin adınıza dava açamaz. Hakkınızı gerektiği şekilde korumanız lazım. Bu varlıklar (orman-mera varlığı) hepimizin değerleri... Bunlarda herkes için daha ekonomik olana yönelinmesi lazım. Geçtiğimiz günlerde (Eylül sonlarında) Orman Bakanlığı’na EPDK olarak doğrudan yazı yazdık ve şunu dile getirdik: ‘Ekonomik olarak hangisinin daha değerli olduğunu siz değerlendirin ve ona göre karar verin!’ Yani bomboş, vasıfsız bir toprağı, sadece orman toprağı olarak geçtiği için bu konuda kısıtlamayalım. Daha mantıklı çözümler üretelim. 2004-2005’li yıllarda RES projeleriyle ilgili olarak da bu konular aynı şekilde gündeme gelmişti, o sorun yavaş yavaş ve zamanla çözüldü. Güneşle ilgili süreç çok yeni olduğu için konunun anlatılması gerekiyor, zamanla bu da çözülecektir diye inanıyorum.”

Tarım arazilerinin lisans başvurularında kapsam dışı bırakılması konusunu, EPDK’nın “yatırımcının yanında” tutum almasıyla ilişkilendiren Yaman, “Eğer (tarım arazileriyle ilgili) o Kurul kararı olmasaydı GES yatırımcısı o araziyi belki satın alacak, belki lisans başvurusunda bulunacak ve belki lisansını da alacaktı. Ama yarın öbür gün ÇED sürecinde veya başka birisi kendisine karşı dava açtığında burası tarım arazilerinin korunmasına ilişkin tüzüğe aykırı olduğu için lisansı iptal edilecekti. Biz en azından görevimizi yapıyor; yarın öbür gün sıkıntı olarak önünüze gelebilir diye şimdiden bunları kısıtlıyoruz.”

 

GES kurulumunun güvencesi: kalite yönetimi

 

IBC SOLAR Türkiye’nin Proje Müdürü Sadık Verdioğlu ise konuşmasında GES projelerinin hayata geçirilmesinde kalite yönetiminin önemi ve bunun gerekleri üzerinde durdu. Güneş enerji yatırımlarında kurulumu yapılan her parçayla ilgili emin olunması, tüm komponentlerin testlerini bilfiil yapılmış olunması gerektiğinin altını çizen Verdioğlu, “Bu süreci bütünüyle güvence altına alacak en önemli şey, kurulan sistemle ilgili kalite yönetimidir. Bu anlayış doğrultusunda biz de kurulumunu yaptığımız GES’lerin tüm fizibilite ve ekonomik hesaplarını bu santrallerin 25 yıl boyunca elektrik üretmesi üzerine yapıyoruz” diye konuştu. Konya MEDAŞ bahçesinde 3 bin 500 metrekarelik bir alana kurulan ve iki aydır şebekeye bağlı olarak çalışan GES için 25 yıl boyunca enerji üretme garantisi verdiklerini belirten Verdioğlu, tesisin 200 kW’lık gücüne rağmen büyük GES’lerde olması gereken özelliklerin hepsine sahip olduğunu vurguladı. Kurdukları tesisin büyük santraller için örnek teşkil edebileceğinin altını çizen Verdioğlu,  şunları aktardı: “864 adet polisol panel kullandık. Sistemin şebeke bağlantısı alçak gerilim tarafından yapıldı. Panellerin yerleşim açısı güney yönünde 25 derece olarak tasarlandı ve montaj sistemi olarak da tamamen alimünyum konstrüksiyon kullanıldı. Sistem 30 derecelik bir açıyla kurulsaydı, yaklaşık %0.4 gibi (fazladan) bir enerji kazanımı sağlayabiliyorduk, fakat bu defa da saha yerleşiminde %4 daha fazla bir alana ihtiyaç oluyordu. Bu noktada müşterimiz MEDAŞ ile konuşarak, onun isteği doğrultusunda 25 derecelik açıyla kurulumu yapıp daha fazla panel yerleştirdik sahaya. Dolayısıyla müşteri isteğine göre proje aşamasında bu tür değişiklikler yapmak mümkün.”

GES projelerinin hayata geçiriliş süreciyle ilgili teknik boyutta bilgiler de aktaran Sadık Verdioğlu, ilk adım olan proje geliştirme aşamasında en önemli konunun “arazi seçimi” olduğunu, arazi lokasyonu ve şebeke bağlantı noktasına özellikle dikkat etmek gerektiğini belirtti. Güneş yatırımlarında Avrupa’daki birçok ülkede kontrol sistemleriyle birlikte ‘uzaktan izleme’ sistemlerinin de istendiğini belirten Verdioğlu, “Türkiye’deki yönetmeliklerde sadece izleme sistemi isteniyor, ‘uzaktan müdahale’ istenmiyor. Oysa santrallerin güç ayarlamasının uzaktan yapılması, reaktif veya kapasitif çalışması yönünde sizin uzaktan müdahale yapabilmeniz lazım. Doğru bir izleme sistemiyle sistemlerde oluşabilecek arızaları anında belirleyip sahada müdahalesini erken bir şekilde yapabilmeniz mümkün olmaktadır. Konya’da gerçekleştirdiğimiz kurulumda izleme sistemi ve kontrol sisteminin ikisini beraber kurduk. Bu şu demek oluyor: Sistem 0 çalışırken siz uzaktan %60, %30 veya komple kapama emrini verebiliyorsunuz. Aynı zamanda 0.9 oranında kapasitif veya reaktif olarak da sistemi çalıştırabiliyorsunuz” diye konuştu.  

 

Güneşe tahsis edilen kapasite 600 değil, 450 mw

 

İstanbul’daki şebeke bağlantılı ilk güneş enerjisi uygulamasını 2009 yılında Gayrettepe’de, Güneş Sigorta binasının çatısında kuran Tunçmatik firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Özer de, Haziran 2013’te kabul edilecek GES lisans başvuruları öncesi yatırımcıların sorunlarından söz etti. Özer, lisanslı yatırımları bekleyen temel sorunları; “Tüm Türkiye için 600 MW kapasite tahsis edilmiş olması, 13.3 dolar centlik alım fiyatı, bağlantı noktasında fiyat eksiltmeye dayalı ihale prosesi ve (Avrupa’da 20-25 yıl olarak uygulanan, ama) Türkiye’de 10 yıl süreyle uygulanacak alım garantisi sistemi” şeklinde özetledi.

Geçen yıl Almanya’nın güneş enerjisinde bir sene içerisinde eklediği kapasitenin 7 bin 500 MW olduğuna dikkat çeken Özer, şunları aktardı: “Bizim bütün Türkiye olarak hedefimiz sadece 600 MW. Bu 600 MW’ın dağıtıldığı bölgelere baktığımızda görüyoruz ki, bunun 150 MW kadar bir kısmı Tunceli, Batman, Şırnak gibi şu anda muhtemelen yatırımcıların değişik güvenlik kaygılarıyla tercih etmeyeceği noktalardır. Dolayısıyla bizim tahminimiz bu bölgelere bir yatırım yapılmayacağı, dolayısıyla 600 MW olarak ilan edilen kapasitenin pratikte 450 MW olduğunu düşünüyoruz. Aynı zamanda kanunu incelediğimiz zaman, orada ‘31.12.2013 tarihine kadar şebekeye bağlanacak kapasite 600 MW’tır.’ tarzında bir ifade var. Ancak lisans başvuruları bilindiği gibi 2013 Haziran ayında alınacak. Haziran’daki başvuruların neticelendirilmesi, yatırımcının finansmanını ayarlaması ve en nihayetinde tesisin kurulup üretime geçmesinin 2013 yılı sonuna yetişmesi pek gerçekçi görünmüyor.”

Uygulanan alım garantisi sistemi içinde GES’ler için ortaya konmuş 13.3 dolar cent’lik alım fiyatının yanıltıcı olduğunu belirten Mehmet Özer, güvenlik kaygılarıyla yatırımcının başvurmayacağını düşündüğü (Doğu ve Güneydoğu’daki) 150 MW’lık kapasiteyi hesap dışı tutuyor ve 450 MW’a inen lisans başvurularına tahsis edilmiş alanlara 5 bin-10 bin MW’a ulaşacak çok sayıda başvuru geleceğini, bu durumda “açık eksiltmelerin” söz konusu olacağını ve alım fiyatının ister istemez aşağılara ineceğini söyledi.

 

 

 

 

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz