Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Milli yeşil konut sertifikası yolda…

Türkiye koşullarına uygun değerlendirme sistemi oluşturmak için ilgili bakanlıklarla işbirliği yaparak çalışmalarını sürdüren Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK), Yeşil Konut Sertifikası projesinde son dönemece girdi. Dışarıya kaynak transferinin önüne geçecek Yeşil Konut Sertifikası’nın bu yılın Aralık ayında yayınlanacağını açıklayan ÇEDBİK Başkanı Haluk Sur, bu sertifikayı almak isteyen konutların 8 başlık altında değerlendirileceğine işaret ediyor.





cedbik.png

Türkiye’de 19 milyona yaklaşan konut stoğunun, %48’ i 35 yaşın üzerinde bulunuyor. Yıpranmış konut stoğu ve deprem gerçeği sebebiyle büyük çaplı bir kentsel dönüşüm programıyla karşı karşıya olan Türkiye’de 10 milyona yakın konut kentsel dönüşümle yenilenecek. Bu sürecin yeşil binaların sayısının artması için bir fırsat olabileceğine dikkat çeken Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) Başkanı Haluk Sur, konut stoğunun tamamının yeşile dönüştürüldüğünde 500 milyar ila 1 trilyon dolar arasında bir ekonominin ortaya çıkacağına, bu hacmin de yeni teknolojileri ve yan sektörleri tetikleyeceğini aktarıyor.

Ekolojik bilincin göstergesi olarak sertifikalı yeşil bina projelerinin hızla arttığını anlatan Sur, Mayıs 2012 tarihli verilere göre Türkiye’de 40 tane sertifikalı, 80 tane de sertifika adayı yeşil bina bulunduğunu iletiyor. Sur, “Türkiye gibi yapı stoğu 18,5 milyon olan bir ülkede 120 bina az gibi görünse de, sertifikalı yeşil binaların artış ivmesi göz önüne alındığında sektörün hızla büyüdüğü görülür. Büyümenin nedeni hem konunun güncelliği hem de inşaat sektörünün çevre dostu uygulamalara yönelmesidir” yorumunu yapıyor.   

 

Neye, kime göre yeşil bina?

 

Sur’un verdiği bilgilere göre enerji ve suyun tasarrufunu ve doğaya saygılı bir inşaat türünü benimseyen binaya,

‘yeşil bina’ unvanını enerji ve su kullanımı, yer seçimi, tasarım, inovasyon, binada kullanılan ekolojik yapı malzemeleri, yapım tekniği, atık malzemelerin yeniden kullanımı konularındaki seçici yaklaşımlar veriyor. Yeşil dönüşüm sürecindeki en etkili araçlardan biri ise sertifikasyon sistemleri. “Yeşil bina, sertifikası ile binanın tasarım, inşaat ve kullanım sürecinde sürdürülebilirlik kriterlerine odaklanarak çevreye verilebilecek en az zararı verdiğini belirtir. Sertifika yatırımcıların, mal sahiplerinin ve kullanıcıların ulusal ve küresel rekabette çevre dostu olduklarını ve sürdürülebilirliğe katkı sağladıklarını belgelendirmiş olur. Günümüzde binaları çevresel etkilerine göre değerlendiren pek çok sistem geliştirildi ve geliştiriliyor” diyen Sur, dünyada bazı ülkelerin kendi koşullarına uygun sertifika sistemi geliştirdiğini, bazı ülkelerin ise uluslararası sertifika sistemlerini kullandığını vurguluyor. Öyle ki yeşil bina sertifika sistemlerinin başlıcaları; 1990’da İngiltere’de ortaya çıkan BREEAM (Building Research Establishment Environmental Assessment Method), 1998’de Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkan LEED (Leadership in Energy and Environmental Design), 1998’de gelişmiş ülkelerin biraraya gelmesiyle kurulan kurulan IISBE (International Initiative for Sustainable Built Environment), 2003’de BREEAM’den uyarlanarak Avustralya’da oluşturulan Greenstar, 2004’de Japonya’da ortaya çıkan CASBEE (Comprehensive Assessment for Building Environmental Efficiency) ve 2009’da Almanya’da geliştirilen DGNB (Deutsche Gesellschaft fur Nachhaltiges Bauen).

 

Ortak akılla şekillenen milli sertifika!

 

Yeşil bina sertifika sistemi oluşturmuş ülkelerde yeşil bina sektörünün hızla geliştiğine dikkat çeken Haluk Sur, Türkiye’de uluslararası ölçekte kullanılan LEED, BREEAM ve DGNB sertifikalarının gündemde olduğunu, fakat milli bir sertifikası geliştirilmesi için de çalışmaların sürdüğünü açıklıyor. Sur, şu bilgileri veriyor: “Bu kapsamda, binaların yeşil bina kriterlerine göre tasarlanarak inşa edilmesi ve sertifika alması için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın desteğini alan derneğimiz, Enerji Bakanlığı ve bu alanda çalışmalar yürüten üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları ile görüşme halinde... Değerlendirme sistemi oluşturma projesi çok katılımlı, çok paydaşlı toplantılar ve çalışmalar gerektiriyor. Projenin yürütülmesi konusunda kısa, orta ve uzun vade çözümleri, strateji ve hedefleri içeren yol planı üzerinden yapılan çalışmalar ile oluşturulacak sertifikanın benimsenip kullanılmasında, sertifika aracılığıyla inşaat sektörünün çevresel anlamda sorunlarının giderilip yapılı çevrenin iyileştirilmesinde ve çevreye duyarlı hale getirilmesinde önemli bir etki yaratacak. Türkiye'de geliştirilecek bu sertifikanın, diğer uluslararası sertifikalara göre en büyük avantajı sertifika gelirinin yurtiçinde kalacak olması ve böylece dışarıya kaynak transferinin engellenmesi...”

Yeşil Konut Sertifikası kapsamında konutların Bütünleşik Yeşil Proje Yönetimi, Arazi Kullanımı, Su Kullanımı, Enerji Kullanımı, Sağlık ve Konfor, Malzeme ve Kaynak Kullanımı, Konutta Yaşam, İşletme ve Bakım olmak üzere 8 başlık altında değerlendirileceğini söyleyen Sur, “Kamunun, özel sektörün, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek odalarının katkıları ve ortak akılla şekillenecek Yeşil Konut Sertifikası Mayıs 2012 itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, TOKİ’ye, ilgili odaların teknik komitelerine, üniversite birimlerine ve derneğimizin üyelerine sunuldu. Geri bildirimler, Yeşil Konut Sertifikası’nda yer alan her konunun Teknik Komitesi tarafından değerlendirilecek ve Aralık 2012 de Yeşil Konut Sertifikası yayınlanacak” diye belirtiyor.

 

Global krizden çıkışın adresi yeşil binalar!

 

Yeşil binaların global gelişimi hakkında da bilgi veren Haluk Sur, ABD ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede bu konunun artık gündemin en öncelikli maddesi olduğunu ve gayrimenkul sektöründe yepyeni bir dönemin kapılarının açılmaya başladığını belirtiyor. Sur, Amerika’da yeşil bina ve alt sektörlerinin pazar büyüklüğünün 5 trilyon doları bulduğunu, bununla birlikte ülkenin 130 milyon konut stoğunun %1’ini yeşil binaya dönüştürerek 50 milyar dolarlık büyük bir pazar yarattığını dile getiriyor. ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan çıkarken konut ve inşaat sektörünü tetikleyerek büyüdüğünü, şimdiki krizden çıkışını da yeşil bina teknolojisini hayata geçirerek gerçekleştireceğini düşünen Sur, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Gayrimenkul sektörü, dünyada krizlerden çıkış sağlayan bir sektör. Gerek 1929 dünya ekonomik buhranında, gerekse ikinci dünya savaşından sonra krizler bu sektörle atlatıldı. Çünkü bu sektör yüzlerce yan sektörü besliyor. Şimdi yeni küresel krizin ilaçlarından biri de yeşil binalar olacaktır.”

 

Vergiden muafiyet yolu ile desteknelebilir

 

Yeşil bina için vergi indirimi ve teşvikin Türkiye’de henüz uygulamaya geçmediğinden de söz eden Haluk Sur,  “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nde yeşil binalara teşvik verme konusunda çalışmalara başladığını açıkladı. 25 Şubat 2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi’ne göre 2017 yılından itibaren kullanım alanı 10 bin metrekare üzerindeki ticari binaların, müstakil lüks konutların ve entegre konutların ruhsatlandırılmasında binanın sürdürülebilirlik kriterlerine uygun olduğunu belirten sertifikalara sahip olması istenecek. Kanun kapsamında verilen teşvikler, bankaların sağladığı krediler vb. finansman olanaklarının yaygınlaşmasıyla da hem yatırımcı hem de son kullanıcıların yeşil binayı tercih etme oranları artacaktır” diye konuşuyor. 

Yeşil binaların vergiden muafiyet yoluyla teşvik edilmesinin gündeme gelebileceğini de dikkat çeken Sur,

gayrimenkul sektöründe yeniden değerleme esaslarının tanziminde de bu konunun yer alacağını aktarıyor. Sur şunları belirtiyor: “Eğer bir bina yeşil bina ise ve bu binayı alacak olan kişi daha az elektrik, doğal gaz, su vb masrafında bulunacak ise aile bütçesine, kredi kullananın bütçesine olumlu, pozitif bir katkısı olacak ise bunu göz önüne alarak ona daha fazla kredi verme yada onun kredi faizinden sübvansiyon yapma şeklinde bir teşvik söz konusu olabilir. Türkiye’de bina çevre vergileri düşürülebilir, emlak vergilerinde indirime gidilebilir. Böyle proje geliştirenlere özel oranlı faizler sunulabilir.”

 

Yan sektörler de gelişecek

 

Yeşil binaların altyapısını oluşturan çevre dostu malzemelerin, yenilenebilir enerji, enerji-etkin teknolojiler vb. konuların Türkiye’de de geliştiğini ve yan sektörlerin oluştuğunu ifade eden Sur, inşaat aşamasında ekolojik malzemelerin kullanılması gerektiğinin altını çiziyor. Sur, “Ekolojik malzeme ise eko-etiket gibi malzemelerin üretiminden başlayarak malzemenin tüketim sonrasına kadar yaşam döngüsü boyunca malzemenin çevresel etkilerini inceleyen sertifikaya sahip olan malzemedir” diyor. LEED’in yapı malzemelerine sertifika vermediğini, ekolojik malzeme sertifikasyonu için Avrupa'nın tek yeşil etiketi olan EU Ecolabel’in belge maliyetlerinin Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından%50 oranında desteklendiğini aktaran Sur, “Duruma Avrupa açısından da bakacak olursak; yakın zaman içerisinde Avrupa Birliği’nde yürürlüğe giren yeni yasalarla da EU Ecolabel (AB Eko-etiketi) sertifikası Avrupa’da teşvik edilmeye başlandı” şeklinde konuşuyor.

 

2. buluşma şubat 2013’te

 

2007 yılında Dünya Yeşil Binalar Konseyi (WGBC: World Green Building Council) altında kurulan ve yeşil binaların Türkiye’de yaygınlaşması için çalışmalar yürüten Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği’nin 125 üyesiyle yoluna devam ettiğinden de söz eden Haluk Sur, kamu ve özel sektörün katılımıyla ilkini bu yıl düzenledikleri Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nin ikincisinin 18-19 Şubat 2013 tarihlerinde gerçekleştireceklerini söylüyor.

 

Yeşil binalar için yeşil stratejiler

 

- Türkiye’nin kalkınma stratejisi, sürdürülebilir kentsel dönüşüm, enerji verimliliği ve yeşil bina uygulamalarını da içermelidir.

 

• Sürdürülebilirlik kent ölçeğinde ele alınmalı; parsel ya da bina bazındaki çalışmalarla kısıtlı kalmamalıdır. Kentsel sürdürülebilirlik açısından belediyeler daha etkin roller üstlenmelidir.

 

• Kentsel dönüşüm ve dar gelirliler için konut konuları “enerji verimliliği” ve “yeşil bina” uygulamalarıyla birlikte ele alınmalı, kentsel dönüşümde, mevcut binaların yıkılması ve yeniden yapılmasının yanı sıra, elverişli olanlar da iyileştirilerek değerlendirilmelidir.

 

•   Yeşil binaların maliyeti, gün geçtikçe standart maliyetlere yaklaşmakta ve bazı durumlarda eşdeğer olmaktadır. Sanılanın aksine yeşil binalar, inşaat maliyetlerini kayda değer oranda artırmamaktadır. Proje geliştirme sürecinde, yatırımcılar tarafından bu durum göz önünde bulundurularak yatırım kararları verilmelidir.

 

•   Üniversiteler müfredat ve araştırma açısından Yeşil Binaları gündemine almalı, Yeşil Kampüsler desteklenmelidir.

 

•   Kamu yatırımlarına sürdürülebilirlik koşulu getirilerek sürdürülebilirlik konusunda devlet öncü rol üstlenmelidir. Devlet, mevcut kamu binalarının yeşile dönüştürülmesini ivedilikle programına almalı ve bu konuda kamuoyuna öncülük etmelidir.

 

•  Büyük bir hızla veri ve istatistik toplanarak, ilgili kurum ve kuruluşların işbirliği ile, tabanında enerji verimliliği kriterlerine yer veren, yeni gayrimenkul değerleme modelleri geliştirilmelidir.

 

• Yeşil binaların yapımı düşük faizli krediler ve indirimli KDV, emlak vergileri vb. uygulamalar ile teşvik edilmelidir.

 

• Çevre dostu malzeme ve ekipman olmadan yeşil bina yapmak mümkün değildir. Bu nedenle inşaat malzemesi üreten firmalar da ivedilikle kendi bünyelerinde değişim geçirmeli ve bu sürece hızla ayak uydurmalıdır.

 

* 1. Uluslararası Yeşil Binalar Zirvesi’nin Sonuç Bildirgesi’nden derlenmiştir.

 

 

 

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz