Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Türkiye için karbon hem fırsat hem tehdit

Dünyada şirketler çevreye verdikleri zararı azaltmak için birbiriyle yarışırken, Türkiye için karbonun hem fırsat hem de tehdit olduğunu düşünen Dr. Rıza Kadılar, “Eğer başımızı kuma gömüp ‘aman bizden uzak dursun bu değişim’ deyip beklersek, yeni yatırım kararlarımızda, düzenlemelerimizde dikkate almazsak çok büyük bir tehdit” diyor. Kadılar, Türk ekonomisinin henüz birçok alan için çok genç ve yeni yatırımlara açık olduğunu, eğer bu konu dikkatli ele alınırsa o zaman da karbonun önemli bir fırsat olacağını vurguluyor.





riza_kadilar.jpg

Türkiye karbon piyasalarının neresinde? Bu alanda atılan adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Yasal düzenlemelerle tespit edilmiş alanlarda şirketlerimizin aldığı tasarruf tedbirleri oldukça başarılı. Özellikle organize sanayi bölgelerimiz bu alanda oldukça önemli yol kat ettiler. Ancak maalesef küçük işletmelerimiz ve özelikle merdiven altı tabir ettiğimiz üretim alanlarında durum içler acısı. Hizmet sektöründe ise bu alanda bilinçlenme hızla artıyor ama işin doğrusu hem genel kamuoyu bilinci, hem tüketici hem de çalışanlarımız açısından gelişmiş piyasalara göre bu alanlarda hala oldukça geride olduğumuzu kabullenmek gerekiyor.

Bu sene içinde karbon salınımı ile ilgili raporlama zorunluluklarını getiren yasal düzenlemeler de yürürlüğe girdi.

 

Yeni dönemde şirketlere nasıl bir strateji izlemelerini öneriyorsunuz?

 

Hem şirket hem de ürün bazında karbon ayak izini açıklamak zorunda kalacak şirketlerimizin şimdiden hangi alanlarda iyileştirme yapabilecekleri konusunda strateji belirlemelerini tavsiye ediyorum. Tabii işin önemli bir boyutunu da kurumsal iletişim açısından ele almak gerekiyor.

Hem şirket içi hem de şirket dışı bütün paydaşlara çevre bilinci konusunda şirketin izlediği stratejilerin ve eylem planının çok etkin bir şekilde anlatılması büyük önem arz edecek. Zaten gerek Avrupa Birliği'ne gerekse ABD ile Japonya'ya baktığımızda bunu günümüzde de görmemiz mümkün. Tabii bu konuda da liderliğe soyunan Çin'i de asla göz ardı etmemek lazım.

 

Peki sektörler bazında emisyon azaltım stratejisi nasıl olmalı?

 

Bu konuda bilişim sektörünün son derece önemli bir oyuncu olduğunun altını çizmek isterim. Birkaç yıl önce yapılan bir araştırma, sanal ortamda oynanan ‘second life’ türü oyunlarda sanal olarak yaşayan üç kişilik bir ailenin gerçek hayattaki üç kişilik bir aileden daha çok sera gazı salınımına neden olduğu açıklamıştı. Facebook, Google gibi bilişim firmalarının işletim merkezlerindeki bilgisayar sistemlerinin işletilmesi ve özellikle de soğutulması için harcanan enerjinin ne kadar büyük olduğu, bu bağlamda bilişim sektörünün ABD'deki sera gazı salınımının yüzde 5’ine neden olduğu ifade edilmişti.

Günümüze baktığımızda öncekilerden çok daha farklı ve çarpıcı bir değişikliğin eşiğinde olduğumuzu görüyoruz. Sera gazları ile ne kadar yakın bir ilişki içinde olduğumuzun, sera gazlarının küresel ısınma ile birlikte geri dönüşü imkânsız zararlar verdiğini yavaş yavaş fark ediyoruz. Bu durumda süreci iyi takip etmek, sebep ve sonuçları iyi tahlil etmek büyük önem taşıyor. Bu şekilde avantaj sağlayan bireyler, şirketler hatta ülkeler var. Sözün özü karbonun hayatımızın tam orta yerine konuşlandığını kabullenmek ve önüne geçemeyeceğimiz yapısal değişiklikler gerçekleşmeden inisiyatifi ele almak durumundayız.

 

Bu yeşil bakış açısı enerji sektörüne nasıl yansıyor?

 

Türkiye’nin önümüzdeki on sene içinde en büyük yatırım çekecek ve gelişecek sektörlerinden biri de enerji. Bu bağlamda ülkemizin neredeyse bütün önde gelen grupları, enerji sektöründe kendilerine bir strateji çiziyor, yer ediniyor. Sadece elektrik üretimi değil, dağıtımı, ticareti, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kapsamında da rüzgar, jeotermal, hidro gibi değişik kaynakların devreye alınması; petrol, doğalgaz üretim ve dağıtım sektörlerinde bile dinamik bir süreç yaşamamız enerji sektöründe yakın ve uzun vadede giderek artan ölçüde yepyeni iş imkanlarının oluşacağı müjdesini veriyor. Tabii küresel iklim değişikliği tartışmaları sonucunda dünyanın çevre dostu düşük karbonlu bir hayat tarzına geçmesi ve bununla birlikte enerji verimliliğine ve yenilenebilir enerji kaynaklarına verilen önemin artması enerji sektöründe yepyeni bakış açılarını ve önceliklerini beraberinde getiriyor. Bu bağlamda özellikle enerji sektöründe ‘yeşil yakalılar’ olarak isimlendirdiğimiz bir profil ön plana çıkıyor.

 

Yeşil lojistik uygulamaları sera gazı azaltım stratejilerinin neresinde?

 

Aslında tamamında var olduğunu söyleyebiliriz. Artık birçok sektörde nihai üründe sağlanabilecek karbon salınımı tasarrufu belli bir noktaya geldiği için artık bu alanda odak, yeşil lojistik uygulamalarına doğru kaymış bulunuyor. Özellikle tüketici tercihlerinin bu bağlamda bilinçlenmesi sonucunda karbon sertifikası uygulamalarını çok daha sık görmeye başladık. Lojistik şirketleri, operasyonlarını daha yeşil uygulamalarla zenginleştirdikçe aslında sadece karbon salınımını azaltmakla kalmıyor aynı zamanda önemli ölçüde maliyetlerini de aşağıya çekiyorlar. Bu bağlamda kapsamlı bir lojistik hizmeti alan kurumlar için tavsiye edilebilecek stratejiler arasında; hammadde alımlarını ve karbon etkinliğini satın almadaki karar mekanizmalarına eklemeleri, sürat taleplerini asgariye çekmeleri, paket kullanımını ve paketleme ihtiyacını minimize etmeleri, geri dönüşüm ve ters lojistik uygulamaları ile verimliliği arttırmaları ve dağıtım kanallarını tekrar gözden geçirip müşterilerine evde teslimat imkanlarını en yüksek seviyeye çıkarmaları…

Birçok önde gelen perakende firması (Boots, Tesco, Carrefour, IKEA vs) ürünlerinin karbon ayak izi sertifikalarını da hazır etmeye başladı. Bununla birlikte şirketler artık maliyet hesaplarının içine karbon salınımı maliyetini yerleştirmeye de başladılar.

 

Mevcut karbon fiyatlarına göre lojistik ve ulaşım sektörünün karbon salınım maliyeti güncel ECX piyasa fiyatlaması ile küresel boyutta senelik 45 milyon Avroyu buluyor. Financial Times tarafından 2008 senesinde açıklanan bir çalışmada 2020 yılına gelindiğinde bir emtia olarak küresel karbon piyasasının 3 trilyon Amerikan doları seviyesine ulaşacağı tahmininde bulunulmuştu.

 

Kendi karbon ayak izini de azaltıyor

 

www.lowcarbonturkey.com portalı kurucusu ve aynı zamanda KARBON: Fırsat mı Tehdit mi? kitabının yazarı olan Dr. Rıza Kadılar, bireysel karbon ayak izini de azaltmaya kararlı. “Ayak izimin çok büyük bir kısmı seyahat ve enerji tüketiminden geliyor. Telekonferans kullanımı ile seyahatlerimi mümkün olduğunca azaltıp ev ve iş yerimde enerji verimliliğini artırıcı önlemler almaya öncelik veriyorum” diyen Kadılar, aldığı bir diğer önlem olarak ise tarıma yaptığı yatırımları gösteriyor. İki seneden beri meyve üretimi konusunda yatırım yapmaya başlayan Kadılar, şimdiden yaklaşık 1000 adet elma ağacı dikmiş, önümüzdeki seneler için ise sırada şeftali, kiraz ve ceviz yatırımları planlıyor. Kadılar, “Böylece hem ülke tarımına destek olurken hem de kendi karbon ayak izimi en aza indirgemiş oluyorum” diyor.

 

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz