Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Yeşil projelerin önündeki bürokratik engeller azalacak

Türkiye’de yeşil proje uygulamalarının, henüz bu konuda mevcut bir yasal zorunluluğun olmamasına karşın son yıllarda hızla arttığını söyleyen Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar, hem oluşan ihtiyacı karşılayabilmek hem de bu alandaki projelerin yaygınlaşmasını sağlamak için Enerji Bakanlığının mevcut mevzuatlarda iyileştirme yapmayı amaçladığını belirtiyor. Yazar, ayrıca yeşil enerji harcamalarının payını artırma yönünde politikaların geliştirilmeye devam edeceğini aktarıyor.

 




yusuf_yazar.png

Enerji ihtiyacının yaklaşık %73’ünü ithalatla karşılayan Türkiye’de enerji tüketiminin yaklaşık %35’i bina sektöründe gerçekleşiyor. %30’dan fazla enerji tasarrufu potansiyelinin bulunduğu bina sektöründe bu potansiyelin ülke ekonomisine geri kazandırılması amacıyla bugüne kadar çeşitli yasal mevzuatlar geliştirildiğini söyleyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar, Enerji Verimliliği Kanunu ve ilgili yönetmeliklerin 2007 yılından itibaren yürürlükte olduğuna işaret ediyor. “Öte yandan daha etkin tedbirlerin alınmasına, somut hedeflerle desteklenmiş bir politika seti belirlenmesine ve kamu, özel ve sivil toplumun ortak hareket etmesine imkân sağlayacak olan Enerji Verimliliği Stratejisi ilgili belgenin yayınlanmasıyla yürürlüğe girdi” diyen Yazar, Türkiye’nin enerji yoğunluğunun 2023 yılına kadar %20 oranında düşürülmesi hedefi kapsamında atılacak adımları şöyle sıralıyor: “Binaların enerji taleplerini ve karbon emisyonlarını azaltmak; yenilenebilir enerji kaynakları kullanan sürdürülebilir çevre dostu binaları yaygınlaştırmak” stratejik hedefi altında 2010 yılındaki yapı stoğunun en az dörtte birinin 2023 yılına kadar sürdürülebilir yapı haline getirilmesi amaçlanıyor. Ayrıca toplu konut projelerinde yenilenebilir enerji kaynaklarından, kojenerasyon veya mikrokojenerasyon, merkezi ve bölgesel ısıtma-soğutma ve ısı pompası sistemlerinden yararlanma imkânları analiz edilecek ve özendirilecek.”

Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar ile Türkiye’nin yeşil stratejilerini, gündemlerindeki yeni uygulamaları ve geleceğe dönük hedefleri konuştuk. 

 

Yeşil Enerji’nin ülkemiz açısından önemini ne şekilde değerlendirirsiniz? Bu alandaki yatırımların hayata geçirilme hızını yeterli görüyor musunuz?

 

Küresel ölçekte artan enerji kullanımı, kısıtlı enerji kaynaklarının paylaşımı ile ilgili krizler, buna bağlı olarak artan ekonomik rekabet ve gittikçe etkinleşen çevre bilinci, ülkeleri sahip oldukları enerji kaynaklarını daha rasyonel biçimde kullanmaya zorluyor. İçinde bulunduğumuz küresel konjonktür ülkeleri halihazırda varolan (ille de geleneksel olarak nitelenemeyebilir) enerji politikaları yerine yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve çevreye duyarlı modern teknolojilere kucak açan temiz enerji anlayışı ekseninde yeni enerji politikaları üretip uygulamaya zorluyor.

Ülkemiz dünyada sera gazı emisyonu en hızlı artan ülkeler arasında yer alıyor. TUİK verilerine göre 1990 yılında 187 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olan yıllık sera gazı emisyonumuz 2010 yılı için önceki yıla göre %9 artışla 402 milyon ton (karbondioksit eşdeğeri) olarak gerçekleşti. Ülkelerin emisyonları azaltması yönündeki beklenti artarken, bu çerçevede enerji verimliliği potansiyelinin değerlendirilmesi, yenilenebilir kaynakların daha fazla kullanımı, temiz kömür teknolojilerinin yaygınlaştırılması enerji ve çevre sorunları bağlamında enerji politikamızda önemli bir boyut oluşturuyor.

Bu bağlamda son yıllarda Türkiye elektrik üretim kapasitesine yeni ilave edilen kurulu gücün kaynaklara göre dağılımı memnuniyet vericidir. Örneğin, 2011 yılı sonu itibarıyla elektrik kurulu gücüne eklenen 3.386 MW’lık yeni santrallerin %51,6’sı yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanıyor. Bu kapsamda 2011 yılı içerisinde 1.305 MW’lık hidroelektrik, 408,5 MW’lık rüzgâr,  17 MW’lık jeotermal ve 18,5 MW diğer yenilenebilir ve atık kaynaklı elektrik üretim kapasitesi (kurulu gücü) işletmeye alındı.

Hidrolik, rüzgar, jeotermal ve biyogaz yatırımları hızlı bir şekilde devam ediyor. Üretim portföyümüzde güneş enerjisinin de yer alması için Bakanlığımız tarafından bağlantı kapasiteleri ile birlikte güneş santrali bağlanacak trafo merkezleri listesi 4 Şubat 2012 tarihinde ilan edilirken, toplam 600 MW güneş enerjisine dayalı lisans verilecek. Daha sonraki yıllar için kapasiteyi Bakanlar Kurulu belirleyecek.

500 kW altı lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği ile elektrik üretip ihtiyaç fazlası enerjiyi satmak mümkün oldu. Ayrıca şebeke bağlantısız kendi ihtiyacı için yenilenebilir kaynaklardan elektrik üreten sistemler yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandı. Sürdürülebilir kalkınma ile de bağlantılı olarak yenilenebilir enerjiye verilen önem artıyor, 2023 yılı itibariyle elektrik üretim portföyünün en az yüzde 30’unun yenilenebilir enerji kaynaklı üretilme hedefi verilen bu önemin ifadesidir.

 

Sürdürülebilir gelişimde yapı sektörü başrolde!

 

Enerji ile ilgili bütün sektörlerde enerji verimliliği seviyesinin yükseltilmesi yönünde alınan önlemler giderek daha sıkı hale getiriliyor. Ülkelerin gelişmişlik seviyesine göre değişmekle birlikte birçok ülkede enerji kullanımının %30-40’ı bina sektöründe gerçekleşiyor. Bu oran OECD ülkelerinde %25-40, AB ülkelerinde ise %40-45’dir.

Bina ve yapı sektörü, sürdürülebilir gelişmede ana sektör, ancak ekonomik ve sosyal faydalar sağlamasının yanı sıra özellikle çevre üzerinde olumsuz etkileri de beraberinde getirebiliyor. Ülkeler, binalara yönelik enerji verimliği politikalarında daha çok binaların işletim sürecinde enerji tüketimlerinin azaltılmasını hedeflemekle birlikte, yeni politikalar arazilerin kullanımından, yapı malzemelerinin doğadan temine kadar çok daha geniş bir aralıkta binanın Yaşam Döngüsü Değerlendirmesinin temel alındığı Sürdürülebilir Binalara doğru bir gelişim gösteriyor.

Çevre ve enerji açısından binalar değerlendirilirken yeşil binalar, sürdürülebilir binalar, düşük enerjili binalar gibi görece olarak farklı anlamlar ifade eden kavramlar kullanılıyor. Bu durum büyük ölçüde bölge veya ülke bazında farklılaşabilen politika ve uygulamalardan kaynaklanıyor. AB ülkelerinde dahi birçok farklı tanım kullanılıyor. Ortak özellik, mevcut standartların ilerisinde tasarım ve uygulamaların yapılmasının ve yenilenebilir enerjiye dayanan sistemlerin bu binalara entegre edilmesinin hedeflenmesidir. Elbette bu tasarım ve uygulamaların mevcut standart uygulamalara göre ilave maliyetleri oluyor. Yeşil istihdam ve yeşil enerji yatırımı olarak adlandırılan bu alan uygulayıcılar ve tüketiciler açısından bazı boyutlar itibariyle henüz tümüyle geliştirilebilmiş ve tanımlanabilmiş görünmüyor. Yeşil enerji yatırım ve istihdamının artırılması için başta mimar ve mühendisler olmak üzere ilgili bütün taraflara yönelik kapasite gelişimine ihtiyaç duyulmasının yanısıra, piyasayı hareketlendirecek yeşil finans teşviklerinin de harekete geçirilmesi gerekiyor. Bu çerçevede yeşil enerji harcamalarının payını artırma yönünde politikalar geliştirilmesi gereği açıktır.

 

Yeşil enerji üretiminin yaygınlaştırılması hedefi doğrultusunda Bakanlık ve Genel Müdürlüğünüzce yürütülen çalışma ve araştırmalar hakkında bilgi verir misiniz?

 

2002 yılında 12.241 MW olan hidrolik kurulu gücümüz 2011 yılı sonu itibarıyla 17.137,1 MW’a ulaştı. Ülkemizin teknik ve ekonomik hidroelektrik potansiyelinin yeniden belirlenmesine yönelik çalışmalar devam ediyor. Ekonomik olarak kullanılabilen tüm hidrolik potansiyelin 2023 yılına kadar elektrik üretiminde kullanılmasının sağlanması hedefleniyor.

2002 yılında neredeyse yok sayılacak düzeyde (18,9 MW) olan rüzgar enerjisi kurulu gücü 2011 yılı sonu itibarıyla 1728,7 MW, Haziran 2012 sonu itibariyle 2013 MW’a ulaştı. 2023 yılına kadar rüzgar enerjisi kurulu gücünün 20 bin MW olması bir hedef olarak 2009 strateji belgesinde yer aldı.

Jeotermal enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarımıza dahil edilmesine yönelik sürdürülen çalışmalarla 2002 yılında 17,5 MW olan jeotermal enerji kurulu gücümüz 2011 yılı sonu itibarıyla 114,2 MW‟a ulaştı. Bir diğer yenilenebilir enerji kaynağı olan biyokütle enerjisinde 2002 yılında 27,6 MW olan kurulu gücümüz 2011 yılında 115,4 MW oldu.

 

Türkiye’nin enerji verimli binaların hayata geçirilmesi konusundaki potansiyelini nasıl görüyorsunuz? Yeni binaların üretimi sürecinde ‘yeşil proje’ uygulamalarının yaygınlaşması için neler yapılabilir?

 

Bahsettiğimiz yasal düzenlemelerin yanı sıra Genel Müdürlüğümüzün yürüttüğü çalışmalar içinde UNDP ve GEF işbirliği ile yürütülen uluslararası bir proje çerçevesinde ülkemiz bina sektöründe enerji verimliliğinin arttırılması amacı doğrultusunda bütüncül bina tasarım yaklaşımının tanıtılması, ülke şartlarına uygun bina tasarım kriterlerinin geliştirilmesi, pilot projelerde uygulanması ile çalışmalar sürdürülüyor.

Örnekleri ile her geçen gün daha sık karşılaştığımız Yeşil Binalar, özellikle çevresel açıdan daha seçkin olmak isteyen özel şirketler ve inşaat firmaları tarafından yapılıyor. Bu binaların tasarım ve yapımında; ısıtma, soğutma, havalandırma ve elektrik ihtiyaçlarının karşılanması için yeni ve yenilenebilir enerji çözümlerinden yararlanılıyor ve bunu belgelendirmek için uluslararası akreditesi olan sertifikalar alınıyor. Tabii bu binaların yapım malzemesi ve kullanılacak sistemlerinin belli kriterleri sağlaması bekleniyor. Bu ürün ve sistemlerin, ülkemiz piyasasında bulunur olması, daha da önemlisi yerli üretiminin yapılması ihtiyacı yakın bir gelecekte artacak. Yeşil enerji üretimi alanına giren bu konuda da harekete geçirilmesi gerekmekle birlikte, henüz ülkemizde Yeşil Binaları teşvik eden bir mekanizma bulunmuyor.

Enerji verimli ‘yeşil’ yapı projelerinin ülkemizdeki en temel güçlükleri nelerdir? Bu konuda sıkça sözü edilen ‘entegre proje tasarımı ve uygulama’ zorunluluğu, ‘mimar ve mühendislerin enerji verimli projeler ortaya koymak üzere beraber çalışmaları gerekliliği’ hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bu konuda öncelikle bilinç düzeyinin artırılması ve yapılan çalışmaların, tasarım ve uygulamaların yaygınlaştırılarak kamuoyu oluşturulmasının çok önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çerçevede yukarıda sözünü ettiğimiz, Bakanlığımız koordinatörlüğünde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı işbirliğiyle yürütülen UNDP/GEF destekli “Binalarda Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi” ile Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinin temelini oluşturan Bütüncül Bina Tasarımı Yaklaşımının tanıtılması ve mimar ve mühendislere yönelik eğitimler ile kapasite yükseltilmesi hedeflenmektedir. Proje kapsamında tasarımı yapılacak ve uygulanacak pilot projelerden elde edilen tecrübeler ve sonuçları kamuoyu ile paylaşılarak farkındalığın artırılması amaçlanmaktadır.

 

Eski binaların yeni uygulamalarla enerji verimli ‘yeşil’ binalara dönüştürülmesi doğrultusunda yapılacak çalışmalar ve bu yolla sağlanabilecek verimlilik artışı hakkında neler söylersiniz?

 

Binaların CO2 salınımında olduğu kadar su kullanımı, atık ve elektrik tüketiminde önde gelen rolünü dikkate alırsak, başta karar vericiler olmak üzere mimarlar, mühendisler ve şehir plancılarına büyük sorumluluklar düştüğünü görürüz. Amerika’da yapılan bir çalışma, “yeşil” veya “çevreci” olarak tabir edilen binaların enerji tüketiminde %24–50, CO2 salınımında %33–39, su tüketiminde %40 ve atıklarda %70’e varan bir düşüş sağlanacağını ortaya koyuyor.

Ülkemizde ise halihazırda, nihai enerji tüketimi olarak ifade edilen toplam enerjinin yaklaşık %35'i binalarda kullanılıyor, özellikle binaların enerji performansı ile bağlantılı yapılacak düzenlemeler ile bu tüketimin %50’ye varan oranlarda tasarrufa çevrilebilineceği öngörülüyor. Türkiye'de 19 milyona yaklaşan konut stoğunun yüzde 48'ini 35 yaşın üzerinde verimsiz binalar oluşturuyor. Deprem gerçeği sebebiyle büyük çaplı kentsel dönüşüm programıyla 10 milyona yakın konutun yenilenmesi düşünülürken, yenilenecek bu binaların yeşil binalara dönüştürülmesi halinde elde edilecek tasarruf oranının çok büyük miktarlarda olacağı öngörülüyor. Bu tasarrufun çevre korumasına ve sürdürülebilir kalkınmaya olduğu kadar, ülke ekonomisine yapacağı katkı da kayda değer miktarda olacaktır. Ne var ki yatırımcılar ve uygulayıcılarda, yeşil binaların çok maliyetli olduğuna dair bir kanı bulunuyor. Oysa ki, yeşil bina sistemlerinin kullanılmasıyla maliyetlerin sadece yüzde 2 ile 8 arasında değiştiği örnek uygulamalarda görüldü. Yeşil bina sistemlerinin uzun vadede yatırımcısını çok avantajlı hale getirecek bir uygulama olduğu açık...

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz