Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Zorlu Enerji yeşil enerjide rol modeli olacak

Kurulduğu yıllarda 0 doğal gazdan elektrik üreten Zorlu Enerji Grubu, bugün yeşil enerji alanında hayata geçirdiği projelerle çıtayı yükseltiyor. Yurtiçindeki mevcut kurulu güçleri içindeki yenilenebilir enerjinin payının yüzde 35’e çıkardıklarını belirten Zorlu Enerji Genel Müdürü Sinan Ak, jeotermal, rüzgar ve hidroelektrik alanındaki yeni yatırımlarla bu oranı daha da artıracaklarını söylüyor.





zorlu_enerji.png

“Doğru Enerji” mottosuyla çalışmalarına yöne veren Zorlu Enerji Grubu, temiz bir dünya yaratmanın en önemli yolunun yenilenebilir ve yerel kaynakları kullanmaktan geçtiğini benimseyen şirketler arasında yer alıyor. Kurulduğu yıllarda 0 doğal gazdan elektrik üreten Grubun bugün kurulu gücünün yaklaşık %35’i yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Hem Türkiye enerji sektörünün büyümesine hem de dünyanın geleceğine katkıda bulunmaya kararlı olduklarını belirten Zorlu Enerji Genel Müdürü Sinan Ak, bugün yurtiçinde üretimde olan yenilenebilir enerji santrallerinin kurulu gücünün 262,6 MW’a ulaştığını söylüyor. “Bu kapasite toplam 770 MW’lık kurulu gücümüzün yüzde 35’ini oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde ağırlık kazanacak jeotermal, rüzgar ve hidroelektrik yatırımlarımızla bu oranı artıracağız” diyen Ak, ayrıca üretimde enerji verimliliğini artırmaya dönük çalışmalar gerçekleştirerek ve karbon ayak izini silmeye dönük projeler yürüterek “yeşil enerji”ye katkı sunduklarının altını çiziyor.

 

 

Zorlu Enerji’nin yeşil enerji alanında en önemli yatırım alanlarından birisi jeotermal. Bu alandaki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz? Hayata geçirilen projelerle toplam üretiminiz içinde jeotermal enerjinin payı ne olacak?

 

Yeşil enerjide büyüme alanlarımızın başında gelen jeotermalde, 2011 yılından bu yana çalışmalarımıza hız verdik. Bu alanda Ege Bölgesi’nin en bilinen ve potansiyeli en yüksek sahalarında çalışıyoruz. Bu sahalardan biri Denizli Kızıldere’de bulunuyor. Türkiye’nin enerji üretim amaçlı keşfedilen bu ilk jeotermal sahasında, 2012’nin Mart ayında 80 MW kurulu güce sahip olacak ülkemizin en büyük jeotermal santralinin temelini attık.  Santralı 2013 yılında üretime almayı planlıyoruz. Santral, 600 milyon kwh elektrik enerjisinin yanı sıra, 30 MW’ı sera ısıtmasında, 20 MW’ı Sarayköy ilçesindeki konutların ısıtılmasında kullanılmak üzere toplam 50 MW ısı enerjisi üretecek. Böylece bölgede 2 bin 500 konut ile 500 dönüm seranın ısıtma ihtiyacını karşılayabileceğiz. Santral aynı zamanda ürettiği elektrik enerjisi ile 79 milyon ton/yıl fuel-oil ve bunun karşılığında 86 milyon USD/yıllık dış kaynaklı enerji gideri ikame edilebilecek. Bu rakamlar, enerji arzında dışa bağımlılığı hızla artan ülkemizde, yerli ve yenilenebilir bir kaynak olan jeotermalin değerlendirilmesinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

Kızıldere’de, 2008 yılında 30 yıllık işletim hakkını devraldığımız, halen faaliyette olan 15 MW kapasiteli bir santralimiz daha bulunuyor. Bu santralde, geçtiğimiz dönemde bir dizi iyileştirme çalışmaları gerçekleştirdik. Kızıldere Santrali’nin kullanım kapasitesi, devraldığımızda yarı yarıya düşmüştü. Üretim kuyularında mineral yapısından dolayı kireçlenme sorunu vardı. Bu kireçlenme de kuyu cidarlarını daraltarak üretimin düşmesine neden oluyordu. Biz teknolojik rehabilitasyon çalışmaları sayesinde 6 MW’a kadar düşen üretim kapasitesini, kurulu kapasitesi olan 15 MW’a yükselttik. Bu çalışmaların ardından sahanın oldukça yüksek olan potansiyelini değerlendirmek amacıyla sondaj çalışmalarına başladık. 2400C rezervuar kapasitesine ulaşınca da sahada yeni bir santralin kurulmasına karar verdik. Toplam maliyeti 250 milyon dolar olan bu yeni santralimizin 2013 yılında üretime geçmesi ile birlikte Kızıldere’deki kurulu gücümüz 95 MW’ye ulaşacak.

Jeotermal alanında yatırım kararı aldığımız bir diğer sahamız olan Manisa Alaşehir’de, yüksek sıcaklıkta üretken jeotermal kaynağa ulaştık. 10 MW jeotermal güce sahip bu kuyu, bölgenin elektrik üretimine uygun olarak keşfedilen ilk ticari kuyusu. 2040 yılına kadar üretim lisansımızın bulunduğu bu sahada rezervuar değerlendirme ve fizibilite çalışmalarının tamamlanmasının ardından 30 MW kurulu güce sahip olacak bir santral inşasına başlamayı planlıyoruz.

Kütahya Simav’da ise jeofizik çalışmalar için hazırlıklarımız devam ediyor. Bu çalışmalar Simav’ın jeotermal kaynak haritası ile birlikte fay hattı haritasını da ortaya çıkaracak. Bu bölgedeki yatırım kararımızı tüm bu süreç sonunda elde edeceğimiz bulgular doğrultusunda alacağız. Eğer bu veriler, öngördüğümüz gibi sonuç verirse, ilk aşamada hedefimiz, önümüzdeki yıl içinde 20 MW kapasiteli bir santralin inşasına başlamak olacak.

 

Jeotermal dışında yeşil enerji alanında yürüttüğünüz diğer çalışmalar neler?

 

Rüzgar alanındaki yatırımlarımıza ise 2010 yılında üretime geçen 135 MW kapasiteli Gökçedağ RES öncülük ediyor. Rüzgarda önümüzdeki üç yıl içinde yurtiçi kapasitemizi 245 MW’a ulaştıracağız. Gökçedağ RES’in bulunduğu Osmaniye’de yer alan Sarıtepe’de 50 MW, Demirciler’de ise 60 MW kapasiteli iki rüzgar santrali lisansımız daha bulunuyor. Bu bölgelerde yatırım öncesi çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yenilenebilir enerji yatırım portföyümüzde, 2008 yılında yapılan ADÜAŞ ihalesi ile 30 yıl işletim hakkını aldığımız 7 hidroelektrik santralimiz de bulunuyor. Bu santrallerin yanı sıra hidroelektrik yatırım stratejimiz kapsamında, çalışmalarımızı  Dalaman Çayı ve Harşit Çayı üzerinde yoğunlaştırıyoruz. 124 MW’lık potansiyele sahip olacak Dalaman, Sami Soydam Hidroelektrik Santrali ve 60 MW gücündeki Harşit, Tirebolu Hidroelektrik Santrali için yatırım öncesi çalışmalarımız devam ediyor.

Yenilenebilir enerji alanında yurtdışındaki yatırımlarımız da devam ediyor. Pakistan’ın ilk rüzgar santralinin inşasını gerçekleştiriyoruz. Ülkenin, Jhampir bölgesindeki santralin altı türbinden oluşan ilk fazını üretime aldık. İkinci fazın ise finansman süreci tamamlandı. İkinci fazda yer alacak türbinlerin ilk bölümü Haziran ayında sahaya ulaştı. Santrali 2013 yılında üretime almayı hedefliyoruz.

 

Zorlu Enerji yatırımlarında maksimum enerji verimliliğini sağlamak için nasıl bir üretim teknolojisi uyguluyor?

 

Santrallarımızda enerji verimliliğine yönelik yürüttüğümüz çalışmalara, Lüleburgaz Doğal Gaz Santrali Geliştirme Projesi’ni örnek vermek istiyorum. Bu proje kapsamında verimlilik artırıcı yatırımların ve 2009 yılında başlatılan kapasite yükseltme projesinin ardından konfigürasyon portföyüne kombine çevrim teknolojisini de ekleyerek, Lüleburgaz Enerji Santrali’nde buhar ve elektrik enerjisi üretim esnekliğini sağladık. Bu sayede santral, enerji piyasalarındaki arz-talep dengesine daha yüksek oranda uyum sağlayarak, doğrudan müşterilerinin buhar ve elektrik taleplerine eksiksiz yanıt verebiliyor. Talebin düştüğü dönemlerde oluşan artık buharı da elektrik üretiminde değerlendirebiliyor. Proje sayesinde, üretimde sağlanan verimlilik artışıyla kaynak tüketimi ve üretim sonucu oluşan emisyon miktarlarını da önemli ölçüde azalttık. 

Lüleburgaz Enerji Santrali’nde bugün gelinen noktada ayrıca su ihtiyacı, devreye aldığımız geri dönüşüm tesisi yatırımının ardından civardaki tesislerin atık sularından sağlanıyor.  ZorluTeks fabrikasının atık su tasfiye tesisi çıkış suyunu, 130 ton/saat kapasiteli re-osmos tesisi ile tekrar tasfiye ederek santral için gerekli olan soğutma suyu olarak kullanıyoruz. Böylelikle yer altı su rezervi kullanımında 950.400 ton/yıl tasarruf ediyoruz. Yeni yatırım kapsamında devreye giren kazan ile de buhar türbininden geri dönen suyun kullanımını sağlıyoruz. Böylelikle yılda yaklaşık 500 bin ton suyu geri kazanıyoruz.

Gelişmeleri rakamlarla ifade edecek olursak, Lüleburgaz Santralimizin kapasitesi  son geliştirme çalışmalarıyla 65,7 MW elektrik ve 162 ton/saat buhardan 148,19 MW elektrik ve 239 ton buhara ulaştı. Kapasite artırılırken uygulanan iyileştirmelerle santralin elektrik verimliliğini %5 arttırdık. Kullanılan doğal gazda 61,3 sm3/yıl tasarruf sağladık. Karbon emisyonunu 100 bin ton/yıl, inverter sistemi sayesinde de kullanılan enerjiyi % 30 azalttık.

 

Yeşil enerji yatırımlarında yaşanan sorunları ve çözüm önerilerinizi aktarır mısınız?

 

Enerji yatırımlarında yaşanan sorunlar enerjinin türüne göre değişen bir yapıya sahip değil. Ortak sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunların başında ülkemizde serbest ve şeffaf bir piyasanın oluşmaması geliyor. Ülkemizde yatırımların hız kazanabilmesi için rekabete dayalı bir yatırım ortamı ile öngörülebilir liberal bir piyasa yapısının oluşturulması gerekiyor. Ülkemizin artan enerji talebini karşılayabilmek için özel sektör yatırımlarını önümüzdeki yıllarda daha çok ihtiyaç duyulacak. Ancak mevcut piyasa koşullarının özel sektörü yatırıma cesaretlendirir nitelikte olduğunu söylememiz oldukça güç. Bugün yaşanan belirsizlikler nedeniyle enerji politikaları, kısa vadeli olarak gerçekleşiyor. Bu durum enerji sektörü için ciddi bir tehlike. Sektörde kalıcı olmak isteyen, uzun soluklu gelişme stratejilerini benimseyen yerli ya da yabancı yatırımcılar yatırımlarını geciktiriyorlar.

Liberalleşmenin temel koşulu olan özelleştirmelerin de son dönemde hız kestiğini görüyoruz. Özelleştirmeler ile beraber piyasalar da yeniden yapılanacak. Özelleştirmelerin tamamlanması ile birlikte serbest rekabeti teşvik eden yasal ve bürokratik düzenlemelerin yapılması ve enerji ticaretini kolaylaştıran enerji borsasının kurulması, sektörümüzün liberalleşmesi yolunda atılacak önemli adımların başında geliyor.

Yenilenebilir enerji yasası ve belirlenen tarifelerin sektörün beklentilerini karşıladığını söylemek mümkün değil.

Bu açıdan bir diğer iyileştirilmesi gereken alan ise teşvikler diye düşünüyorun. Her ne kadar bu konuda son yıllarda olumlu gelişmeler yaşasak da henüz tatmin edici düzeyde bir düzenlemeden söz edemiyoruz. Küresel çapta yaşanan ekonomik istikrarsızlıklar nedeniyle yatırım finansmanı konusunda ciddi sıkıntılar ortaya çıkıyor. Finans kuruluşları tarafından verilen kredi miktarları dünya piyasasına hakim olan likitide sıkıntısı sebebiyle yatırımcıya ağır ticari yükümlülükler getiriyor. Önümüzdeki dönemde enerji arzının daha da artacağını göz önüne alarak, finansal yatırım süreçlerinde kredi ve teşviklerin mutlaka artması, yenilenebilir enerji yatırımlarına da bu konuda pozitif ayrımcılık yapılması gerekiyor.

 

Karbon ayak izini fidan dikerek siliyor

 

Karbon ayak izlerini 2009 yılından bu yana yakın takibe aldıklarını belirten Zorlu Enerji Genel Müdürü Sinan Ak, “Teknik birimler ve sürdürülebilirlik ekiplerimiz, düşük karbonlu ekonomiye geçişte karşı karşıya olduğumuz risk ve fırsatları geleceğe yönelik stratejilere dönüştürebilmek için çalışmalar yapıyor” diyor. Bu vizyonla, ISO 14064 Sera Gazı Doğrulama Standardı’nı alan ve Uluslararası Karbon Saydamlık Projesi’ne (CDP-Carbon Disclosure Project) Türkiye’den katılan ilk enerji şirketi olduklarını, 2011 yılında ise Türkiye Karbon Saydamlık Liderliği Ödülü’nü almaya hak kazandıklarını hatırlatan Ak şunları aktarıyor: “2012 yılı için tüm etkinliklerimizin ayak izi karşılığında Türkiye’nin dört bir yanında yeni ormanlar, yani karbon emisyonlarımıza karşılık yutak alanlar oluşturma kararı aldık. Fuar, toplantı vb kurumsal organizasyonlarımızın karbon ayak izini detaylı şekilde hesaplıyor ve karşılık gelen ağaç sayısından daha fazla fidanı toprakla buluşturuyoruz. İlk olarak Denizli’de 8 bin 250 fidanlık bir orman kurduk. Bunu, Arpaçay ve Tunceli’de tesis edeceğimiz yeni ormanlar izleyecek. 2013 yılında ise çalışanlarımızın seyahatleri nedeniyle oluşan karbon emisyonuna karşılık, yeni ormanlar kazandırmayı planlıyoruz.”

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz