Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
'Devlet şirketi olmak, yurtdışında gücümüze güç kattı!'

BOTAŞ’ın bir devlet şirketi olarak özel şirketlere nazaran daha sınırlayıcı düzenlemeler ve mevzuat çerçevesinde çalıştığını hatırlatan BOTAŞ Uluslararası Projeler Daire Başkanı Emre Engür,bu nedenle bugüne kadar geliştirdiği projelerde risk alma konusunda çok serbest davranamadığını belirtti.





emre_engur.jpg

 Ergün, ancak uluslararası projeler söz konusu olduğunda ‘devlet şirketi’ olmanın büyük avantajlar yarattığını ve BOTAŞ’ın gücüne güç kattığını vurguladı.

Ülkenin yurtdışında öne çıkmış önemli şirketlerinden BOTAŞ, Türkiye’nin ve Avrupa’nın büyüyen gaz ihtiyacını karşılamaya yönelik transit proje arayışları içinde on yılı aşkın süredir aktif olarak rol alıyor. Bu doğrultuda en son, Azeri Şahdeniz (2. Faz) gazından 16 milyar metreküplük bir miktarın Türkiye ve Avrupa’ya taşınmasına yönelik TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı) Projesi, Azerbaycan hükümeti ve Şahdeniz Konsorsiyumu ile imzaya bağlandı. Bu gazı Türkiye’nin Batı sınırından Avusturya’daki Baumgarten gaz ticaret merkezine taşıyacak proje de iki aday arasından 2013 ortalarına doğru açıklanacak. Trans Adriyatik Boru Hattı Projesi (TAP) ile yarışan Batı Nabucco’nun tercih edilmesi durumunda BOTAŞ, proje ortağı sıfatıyla Avrupa’daki hatta da pay sahibi olacak. Aynı süreçte BOTAŞ’ın 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu değişikliğiyle üçe bölünmesi de gündemde.

Bütün bu gelişmeleri bir arada değerlendirmek üzere BOTAŞ Uluslararası Projeler Daire Başkanı Emre Engür’e başvurduk. Uluslararası projeler söz konusu olduğunda “devlet şirketi” olmanın getirdiği “mevzuata bağlı” sınırlamalardan çok, bunun sağladığı “büyük avantajlardan” söz etmenin daha doğru olacağını kaydeden Engür, gündemdeki 4646 sayılı Kanun değişikliği hakkında düşüncelerini de, “Ağırlıklı hisse ya da altın hisse devlette kalarak, kalan hisselerin bir kısmı şirketlere ihale edilebilir, bir kısmı da halka arz edilebilir. Devletin, Türkiye’nin stratejilerini bu şirket üzerinden uygulayabilmesine imkân verecek oranda bir hisseyle içinde olması yararlı olacaktır. BOTAŞ’ın bu süreç sonunda güçlü kalmasında fayda olacağına ve olaya global olarak bakan devletin en doğru kararı vereceğine inanıyorum” diye konuştu. Emre Engür, küresel aktör kimliğiyle BOTAŞ’a ve BOTAŞ’ın geleceğine ilişkin sorularımızı cevaplandırdı.

Ortadoğu-Hazar-Avrupa ekseninde gelişecek enerji hareketlerinin şekillendirilmesi ve yönlendirilmesiyle ilgili uzun süreli çabaları sonucunda BOTAŞ’ın, dolayısıyla da Türkiye’nin uluslararası ölçekte en önemli kazanımları neler oldu?

 

Ulaştığı ticaret hacmi ve sahibi olduğu boru hattı ağının büyüklüğüyle BOTAŞ, geçmişten bu yana daima önemli bir oyuncu olarak piyasalarda yerini almış bir şirket... 2011 yılında 40 milyar metreküpe yakın doğal gaz satışı gerçekleştirmiş, 12 bin kilometresi yüksek basınçlı, toplamı 75 bin kilometreyi bulan ciddi büyüklükte bir boru hattı ağının sahibi... Geliştirmiş olduğumuz transit projeler ve uluslararası ortaklıklarımız, şirketin bu büyüklüğünü dışarıda biraz daha bilinir hale getirdi. Bu projelerde ortağımız olan şirketler BOTAŞ ile yaptıkları işten olumlu yönde hem çok şey öğrendiler, hem de Türkiye’yi daha iyi tanıma fırsatı buldular. Bu ortaklıklar neticesinde Türkiye’de özelleştirmelere giren birçok Avrupalı şirket oldu. (Mesela Petrol Ofisi hisselerinin tamamına yakını şu anda Nabucco’daki ortağımız OMV’nindir. Daha önce de MOL şirketi, Türkiye’de önemli rafinerilerin özelleştirmesine girmişti. Bunlar tabii özelleşme sürecindeki şirketlerin değerlerini ve dolayısıyla satış fiyatlarını da yükseltti.) Yer aldığımız tüm projeler öncelikle Türkiye’nin, arkasından da Avrupa’nın enerji arz güvenliğini hedeflemektedir. Amacımız hep, Avrupa şirketleriyle gazı Avrupa’ya yönlendirirken ihtiyaç duyacağımız kısmının mutlaka Türkiye’de kalacağı düşüncesiyle, zaten önemli ölçüde çeşitlendirmiş olduğumuz arz kaynaklarının daha da çeşitlendirilmesine hizmet etmek oldu. Bu süreçte kendi içinde önemli bir doğal gaz pazarı olan Türkiye’nin 71 iline ulaşırken, ülkenin koridor özelliğini kullanarak, gaz kaynaklarının Avrupa’ya taşınması projeleriyle BOTAŞ’ın önemini uluslararası arenada da perçinlemiş olduk.

 

Botaş gardını önceden alır hale geldi

Uluslararası platformlarda yer almak BOTAŞ’ın kurumsal kültürüne nasıl katkı yaptı?

Herşeyden önce BOTAŞ’a artı bir teknik bilgi, beceri, bir “know-how” kattı. Doğal gaz alım müzakerelerinde edinmiş olduğu tecrübeyi sağlamlaştırdı. Avrupa’daki birçok şirketle nasıl müzakere edilmesi gerektiğini on yılı aşan bu süreçte çok daha iyi öğrendi. Artık gardını önceden alır hale geldi. Daha önemlisi; önceleri doğal gazı en verimli şekilde dağıtıp, en ekonomik şekilde kullanılmasını sağlama gayretiyle Türkiye’ye odaklanmışken, şimdi hem Avrupa hem de arz kaynakları için bir gaz merkezi olma noktasına geldik. Bugün bildiğiniz gibi, Avusturya’daki Baumgarten doğal gaz dağıtım merkezi, Nabucco ile ulaşılmak istenen Avrupa’daki en önemli gaz ticaret merkezidir. Avrupa’nın içinde biz bu noktaya ulaşmak isterken, bu projeler sayesinde Türkiye’yi de doğu ve güneyden gelecek doğal gazın Avrupa’ya ulaşmasında bir gaz merkezi haline getirme amacını edindik.  Bundan 10 sene önce bu projelere başladığımızda, “Biz bir başlayalım, komşumuz olan büyük kaynakların gazını taşıyalım, hem ülke kazansın, hem de piyasamızı genişletelim” derken, geldiğimiz noktada birçok boru hattıyla ve birçok kaynakla Avrupa için de en önemli gaz merkezi haline gelme hedefini edinmiş olduk.

BOTAŞ’ın etkinliklerini yürütürken uymak zorunda olduğu yasal düzenlemeler, mevzuat altyapısı, ‘küresel oyuncu’ kimliğini güçlendirip geliştirme konusunda ne yönde ve ölçüde etkili oldu?

Açık söylemek gerekirse BOTAŞ bir devlet şirketi olarak doğaldır ki, özel şirketlere nazaran daha sınırlayıcı düzenlemeler ve mevzuat çerçevesinde çalışmak durumundadır. Bu nedenle BOTAŞ, bugüne kadar geliştirdiği projelerde belki çok fazla esnek davranamadı. Bu kısıtlar çerçevesinde bazı konular beklenenden daha yavaş ilerlemek zorunda kaldı. Devlet şirketi olmanın getirdiği sorumlulukla birlikte alabileceğimiz risk de tabii ki daha düşük oldu. BOTAŞ yani risk alma konusunda çok serbest davranamadı. Fakat aslına bakarsanız, aynı zamanda devlet şirketi olmanın getirdiği son derece önemli avantajları da oldu şirketin.

BOTAŞ arkasında Türkiye devletiyle bundan 10-12 sene önce transit projeler için uluslararası arenaya çıktığında, “Kim bu şirket?” demedi kimse. BOTAŞ Avrupa projelerine açılırken aslında Türkiye devletinin gücü hissedildi o platformlarda. Bunun çok büyük etkisi oldu. Proje ortakları iş geliştirirken, BOTAŞ’ın arkasında güçlü bir devletin olduğunu, hiçbir zaman kendilerini yarı yolda bırakmayacağını, hiçbir zaman tutarsız, istikrarsız davranmayacağını çok iyi biliyorlardı. Bunun yanında, hiçbir zaman Türkiye’nin ekonomik veya siyasi çıkarlarına ters düşecek adım atmayacağını da geçen süreçte öğrendiler. Yani devlet şirketi konumu, kurumun dış dünyadaki itibarı ve bununla birlikte gelen kazanımlar açısından aslında olumsuz yanlarından çok daha fazla olumlu katkı yapmıştır. BOTAŞ bu sayede, devletin verdiği güçle, itibarlı bir şirket olarak yaptırmak istediklerini diğer ortaklara kabul ettirebildi. Belki biraz daha esnekliğe sahip olur ve gelecekteki gelirleri göz önünde bulundurularak risk almada bir miktar rahatlatılırsa, taşlar tam olarak yerine oturmuş olacaktır diye düşünüyorum.

 

Devlet, en doğru kararı verecektir!

Doğal Gaz Piyasası Kanunu Değişiklik Taslağı’nda BOTAŞ'ın farklı faaliyetleri temelinde üçe bölünmesinden söz ediliyor. Bu konuda değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Devlet bu konuya, doğal olarak çok daha geniş bir açıdan ve genel enerji stratejisi kapsamında bakıyor ve ona göre hareket ediyor. İlgili kanun tasarısı henüz neticelenmemiş olmakla birlikte, BOTAŞ’ın üçe bölünerek özelleştirilmesi bir alternatif. Bu şekilde mi, yoksa farklı şekilde bir holdingleşmeye mi gidileceği konusu -çeşitli görüşler olmakla birlikte- hâlâ neticelenmiş olmadığı için BOTAŞ olarak bizim de bu konuda bir şey söylememiz şu an için doğru olmaz. Olması gereken, piyasa koşullarına en uygun elbisenin BOTAŞ’a giydirilmesidir. BOTAŞ’ın mevcut durumda hem devlet şirketi olmasından, hem de ulaştığı ticaret hacminden kaynaklanan gücüyle birlikte, belki diğer özel şirketleri de bir lokomotif gibi arkasından getirip, onların da ileride BOTAŞ’la boy ölçüşen, hatta onu geçen uluslararası oyuncular haline gelmelerine katkı sağlayacak ve özellikle uluslararası arenada daha da güçlendirecek bir yapılandırma olabilir belki. Belki borsaya açılması veya bir kısmının özelleştirilmesi gibi çözümler olabilir. Ağırlıklı hisse ya da altın hisse devlette kalarak, kalan hisselerin bir kısmı şirketlere ihale edilebilir, bir kısmı da halka arz edilebilir.

Örneğin Avusturya’nın OMV şirketinde bugün hâlâ %30 devlet hissesinin bulunması, devletin stratejilerini bu şirket üzerinden bir şekilde uygulattığı düşüncesini akla getiriyor. BOTAŞ örneğinde de devletin Türkiye’nin stratejilerini bu şirket üzerinden uygulayabilmesine imkân verecek oranda bir hisseyle içinde olmasının yararlı olacağı düşünülebilir. BOTAŞ’ın bu süreç sonunda güçlü kalmasında fayda olacağına ve olaya global olarak bakan devletin en doğru kararı vereceğine inanıyorum. Ve öyle zannediyorum ki, BOTAŞ’ın mevcut gücünden bir şey kaybettirmeyecek ama piyasaya daha uyumlu halde çalışmasını sağlayacak bir yasa çıkacaktır.

BOTAŞ’ın 2002 yılından bu yana yoğun çaba ve emek harcadığı Nabucco projesinin sonunda ‘Batı Nabucco’ diye adlandırılan boyutla sınırlı kalması, hangi gelişmelerin veya zorunlulukların sonucu oldu?

BOTAŞ, 2002 yılından bu yana Nabucco ile uğraşıyor. Daha önce 2000’li yıllarda Türkiye-Yunanistan-İtalya boru hattı ile başladı gaz transit projelerine. Türkiye-Yunanistan hattı hayata geçti ve BOTAŞ şu anda Yunanistan’a verdiği bu gazla aslında sembolik miktarlarda da olsa Avrupa’ya gaz ihraç eder durumda. Böylece doğal gazda “koridor” stratejisinin önemli bir adımı da atılmış oldu. Daha önce biliyorsunuz Kerkük-Yumurtalık ve Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hatları gerçekleştirilmiş, ham petrol taşıması kapsamında Türkiye’nin koridor stratejisinin temel adımları zaten atılmıştı. Türkiye-Yunanistan projesinden sonra Nabucco Projesi’ni başlatmamızın en önemli nedeni, doğu ve güneyimizdeki büyük gaz potansiyelinin varlığıydı. İran, Türkmenistan, Irak, Azerbaycan’da çok önemli bir gaz potansiyeli var, bunu kimse yadsıyamaz. Avrupa’daki artan gaz talebi de diğer bir gerçek.

Diğer projeler gibi Nabucco projesi de bu gereksinimin karşılığı olarak gündeme geldi. Bu çerçevede de fizibiliteler, mühendislik çalışmaları yapıldı. Amaç, öncelikle ana konsepti geç kalmadan oluşturmaktı. Tamam, Nabucco ortaklarının hiçbirinin gazı yoktu, ama “Bir gaz kaynağı çıksın da projeye o zaman başlayalım” diye beklemenin de bir anlamı yoktu. Zira Avrupa’nın amacı, Rus gazı ithalatını artırmak değil, gaz çeşitlendirmesine gitmekti. Onun için, o an “Kısa vadede ben sana gazını getiririm!” diyen Rusya’yla bir projeye girişmek aslında Nabucco projesinin ruhuna aykırı olacaktı. Bu nedenle vakit geçirmeden, somut olarak gaz anlaşmaları yapılmadan proje geliştirilmeye başlandı. Çok uzun zaman alan birçok işlem o arada bitirildi, Avrupa’daki regülatörlerden transit boru hattı için alınacak izinler alındı, mühendislik çalışmaları yapıldı ve proje teknik olarak hazır hale geldi. Tabii bu arada, uluslararası siyasi gelişmeler belli ülkelerin önünü kapadı. Malum… Orada gaz var, kaynıyor, ama belli güvenlik nedenleriyle o ülkelerle bugün hiçbir ülke veya şirket iş yapmıyor. Diğer taraftan Irak, istikrara kavuşmakta sorun yaşadı, en azından gecikti, onun için o da piyasaya zamanında giremedi. Türkmenistan, Hazar Denizi’nin statüsü ile ilgili sorunlar ya da başka farklı sorunlar nedeniyle gündeme gelemedi. Geriye Azeri gazı kaldı. Zaten Şahdeniz 1. Fazından Türkiye’ye 6.6 milyar metreküp gaz gelmekte idi. Bir gün çıkıp dediler ki, “Biz 16 milyar metreküp daha üreteceğiz; Şahdeniz 2. Fazı’ndan. Bunu da satacağız!”  İşte o anda Nabucco hazırdı artık.

İsviçreli EGL şirketinin BOTAŞ’la da işbirliği yaparak geliştirdiği TAP ve Türkiye-Yunanistan- İtalya boru hattı projesi de hazırdı. Avrupa içinde regülasyonla ilgili birçok sorun çözülmüş, güzergâhlar belirlenmişti. Azeri Şahdeniz 2. Faz gazının bu şekilde piyasaya çıkışıyla birlikte bütün Avrupa şirketleri bu gazı almak için Şahdeniz Konsorsiyumu ile görüşmeye başladılar. Sonuçta 16 milyar metreküplük, herkesin peşinde olduğu bu gazın 6 milyar metreküpünün BOTAŞ’a satılmasıyla ilgili anlaşma 25 Ekim 2011’de imzalandı. Bu Türkiye’nin arz güvenliğini perçinleyen çok önemli bir adım oldu. Buna ek olarak, BOTAŞ’ın mevcut hatlarının kullanılarak -eğer şartlarda anlaşılırsa -bu gazın Avrupa’ya taşınmasıyla ilgili bir anlaşma imzalandı.

 

Ya Nabucco ya da TAP

Gelinen noktada Şahdeniz Konsorsiyumu şunu söylüyordu: “Benim gazım var, bunu satmak istiyorum. Ama ben bu gazı sahada, Azerbaycan’da, ya da Türkiye’nin Doğu sınırında satmayacağım. Ben bu gazı Avrupa kapısına kadar gidip kendim satacağım!” Yani, bunu Türkiye-Bulgaristan, ya da Türkiye–Yunanistan sınırında satacağım, diyordu. Dolayısıyla Nabucco’nun Türkiye topraklarında kalan bölümü, en azından Azeri gazı için, kullanılmayacak duruma geliyordu. Bu durumda Nabucco eğer Azeri gazını taşımak istiyorsa, Bulgaristan’dan başlamak zorundaydı. Sonuçta on yıldır beklenen gaz da gelmişti. Bu şartlar altında Nabucco hemen çok hızlı bir manevrayla “Nabucco Batı” konseptini ortaya attı. “Tamam” dedi,  “Ben Azeri gazını Bulgaristan’dan alma yaklaşımına evet diyorum. Şahdeniz ortaklarından da bu gazı Avrupa’ya taşıması için Nabucco’yu seçmesini bekliyorum!” Şahdeniz Konsorsiyumu’nun karşısında dört tane alternatif vardı. Güneyde İtalya’ya ulaşmayı planlayan alternatifler: Türkiye-Yunanistan-İtalya boru hattı ile Trans Adriyatik Boru Hattı Projesi (TAP); Orta Avrupa’ya ulaşmayı hedefleyenler de Batı Nabucco ve SEEP (South East Europe Pipeline) idi. Şahdeniz ortakları ilk değerlendirmelerini yaptılar ve bu dört projeden de tekliflerini aldılar. Sonuç olarak güney alternatifinden Türkiye-Yunanistan-İtalya boru hattını eleyip, TAP projesini bıraktılar. Orta Avrupa alternatifinden ise SEEP projesini eleyip Batı Nabucco projesini bıraktılar. Ve dediler ki, “2013’ün ortasına kadar kesin kararımızı vereceğiz, ya Nabucco’yu kullanacağız, ya da TAP’ı.”

 

Batı hattı seçilirse Avrupa’daki hatta pay sahibi olacağız

Şimdi BOTAŞ ve Nabucco ortakları açısından baktığımızda, “Hayır efendim! Ben bu gazı Gürcistan sınırında alırım. Sen de bana vermek zorundasın!” deme gibi bir şansı yoktu. Çünkü gazın sahibi bunu Türkiye’nin Batı sınırında vermek istediğini söylüyordu. Türkiye konuyu değerlendirdi ve şöyle bir sonuca vardı: Daha önce Nabucco ve ortaklarıyla birlikte ülkeye dış yatırımı getirerek, ayrıca Avrupa’da bir hattın da sahibi olarak projeyi gerçekleştirmek ve gazı taşımak amaçlanmıştı. Gelinen noktada yine aynı şey söz konusu olacaktı. Tek fark, Nabucco’nun Türkiye kesiminin yerini aynı boyutta, ancak farklı ortaklı bir hat alıyordu; hem de gazı ile birlikte. BOTAŞ’ın Avrupa’daki hat sahipliği de yine Nabucco olarak devam edecekti. Bu kapsamda Azeri tarafı ve Şahdeniz ortaklarıyla çalışmalara başlandı. İlk önce, demin söylediğim gibi, BOTAŞ’ın mevcut boru hattının kullanılması düşünüldü, burada BOTAŞ mevcut doğal gaz iletim sistemine ilave yatırımlarını kendi yapacak ve gazı taşıyacaktı. Ama alternatif olarak da ayrı bir hattın inşa edilerek gazın Batı sınırlarımıza taşınması seçeneği vardı. Bu alternatif de yine 25.10.2011’de imzalanan Hükümetlerarası Anlaşma’ya konmuştu. Yapılan değerlendirmeler sonunda yeni bir hattın yapılmasında karar kılındı. Bunun ismine de TANAP (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı) dendi.  Hatırlarsınız, bununla ilgili Hükümetlerarası Mutabakat Zaptı 24.12.2011’de, Hükümetlerarası Anlaşma ve Ev Sahibi Ülke Anlaşması da 26.06.2012’de de imzalandı. Sonuçta Türkiye açısından baktığımızda, BOTAŞ -bu projede TPAO ile birlikte- yanına yabancı sermayeyi de alarak gerçekleştireceği Türkiye içindeki hattın sahibi olacak. Artı Nabucco projesinin seçilmesi durumunda da Batı Nabucco’nun ortağı sıfatıyla Avrupa’daki hatta da pay sahibi olacak. Böylece BOTAŞ, Baumgarten’a kadar uzanacak bu iki boru hattı bileşiminde yine önemli bir oyuncu olarak yerini almış oluyor.

Türkiye sınırları dahilinde bu defa TANAP için inşa edilecek hattın maliyetini kim, hangi oranda karşılayacak?

Yatırım maliyeti ile ilgili çalışmalar henüz devam ediyor, kesin bir rakam yok. Türkiye açısından bakarsak, Nabucco’da BOTAŞ’ın hissesi ’ler civarındaydı, doğal olarak Türkiye kısmında da öyleydi. TANAP Projesi’nde ise %20’lik bir hissemiz var, Türk devlet şirketleri BOTAŞ ve TPAO olarak. O açıdan baktığımızda Türkiye’nin hiçbir kaybı yok. Aksine hissemizi de yükseltmiş olduk. BOTAŞ (Nabucco’da da olduğu gibi) hattın yapım maliyetine ve kâra hissesi oranında ortak olacak. Sonuçta Türkiye’yi de geçen Nabucco Klasik yerine, TANAP ve Batı Nabucco’nun bileşimi olacak. Nabucco Projesi özelinde konuya bakıldığında buradaki tek beklenti, sonuçta Şah Deniz ortaklarının Nabucco Batı’da karar kılması.

 

TANAP NABUCCO’ya hız kazandırdı

TANAP’ın ileride Şahdeniz 2. Faz ile sınırlı kalmayıp, klasik Nabucco’nun kapsamayı hedeflediği tüm diğer arz kaynaklarına açılımı söz konusu olabilir mi?

 Azeri gazının TANAP projesiyle gündeme gelmesi Nabucco’ya da hız kazandırdı. On senedir kendi içinde büyük ilerlemeler kaydeden proje, gaz olmadığı için hayata geçemiyordu. Şimdi artık gaz var ve Nabucco -yeni bir konseptle- hayata geçme noktasına geldi. Sonuçta eskiden Nabucco Klasik vardı, şimdi, (eğer Şahdeniz konsorsiyumu Batı Nabucco’yu seçerse) TANAP-Nabucco kombinasyonu olacak. Bugün Şahdeniz Faz 2’den Avrupa’ya transiti yapılacak 10 milyar metreküp gazdan söz ediyoruz. Ancak Azerbaycan’ın onun dışında da gaz sahaları var, bunların geliştirilmesi için çalışmalar sürüyor. İleride belki buralardan da gaz gelecek. Daha sonraki aşamada Türkmenistan ve Irak gazı gündeme gelebilecek. O zaman belki Türkiye-Yunanistan-İtalya projesi tekrar canlanacak, belki Nabucco tekrar Türkiye’yi dahil edecek şekilde büyüyecek, TANAP genişleyebilecek veya BOTAŞ’ın mevcut sistemi yeni yatırımlarla transit kullanıma sunulacak ve Türkiye üzerinden çok daha fazla gazın Avrupa’ya taşınması söz konusu olabilecek.

TANAP, zaman içerisinde evet farklı kaynaklara da açılabilir. Ama şu anda “Açılacaktır” diye kesin bir şey söyleyebilmek elbette mümkün değil. Burada önemli olan, TANAP ile bu yol açıldıktan sonra diğer gazların da onu izleyerek bir şekilde ilerlemesidir. TANAP sürecinde BOTAŞ’ın en önemli kazanımlarından biri, Türkiye içinde ortağı olduğu TANAP şirketiyle gazı taşırken, Avrupa içinde de yine ortağı olduğu Batı Nabucco kapsamında Avrupa’nın en önemli gaz dağıtım merkezi Baumgarten’a ulaşma şansı olacaktır. Böylece orta ve uzun vadede BOTAŞ,  belli şartlar altında gazının tümünü satamadığı dönemler olursa, “Al ya da Öde” sıkıntısına düşmeden, aldığı gazı sahibi olduğu Nabucco şirketi sayesinde Avrupa’ya satabilir hale gelecek, Avrupa’nın en önemli gaz dağıtım merkezine kendi hattıyla ulaşma avantajını yaşayabilecektir.

 

Nabucco bitmedi aksine hız kazandı

TANAP Projesi’ni Nabucco’nun sonu olarak değerlendirenler var. Bunu söylemek mümkün mü?


Hayır, Nabucco hiçbir şekilde bitmedi. Tam aksine daha yapılabilir hale geldi. Olan aslında şudur; Nabucco küçülerek Batı Nabucco haline gelmiş oldu. Türkiye bölümünün projeden çıkmasıyla, daha önce 10-15 milyar Euro’lar düzeyinde telaffuz edilen ve ciddi bir tutar oluşturan proje maliyeti, şimdi çok aşağılara inecek. Bununla ilgili ayrıntılı hesaplamalar halen yapılıyor. Düşen yatırım maliyetiyle birlikte uluslararası finans marketlerinde de çok daha düşük bir finansman arayışına girilecek ve bu finansmanı sağlamak daha kolay olacak. Daha önemlisi, gaz kaynaklarının önüne çıkan engeller nedeniyle uzun süredir devam eden Nabucco Projesi, Azeri gazının piyasaya çıkması ve TANAP’ın oluşmasıyla, çok büyük bir hız kazandı ve Şah Deniz ortaklarıyla ilgili anlaşmaların imzası yönünde yoğun şekilde müzakerelere devam etmekte. Yani proje artık sonuçlanma aşamasına da ulaşmış durumda.

Azeri gazının TANAP projesiyle gündeme gelmesi Nabucco’ya da hız kazandırdı. 10 senedir kendi içinde büyük ilerlemeler kaydeden proje, gaz olmadığı için hayata geçemiyordu. Şimdi artık gaz var ve Nabucco hayata geçme noktasına geldi. Sonuçta eskiden Nabucco Klasik vardı, şimdi -eğer Şahdeniz Konsorsiyumu Batı Nabucco’yu seçerse- TANAP-Nabucco kombinasyonu olacak.


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz