Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Madencilikte uç ürün üreten ülke haline gelmeliyiz

Türkiye’nin madenlerini hammadde olarak satıp, uç ürün olarak geri alan bir ülke olmaktan kurtulması gerektiğinin altını çizen Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun,  bunun için de yurtiçinde üretilen hammaddenin yerli sanayi tarafından işlenmesini sağlayacak teşvik ve düzenlemelerin mutlaka yapılması gerektiğini belirtiyor. 





madenci1.jpg

Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun, Türkiye’nin 2000’li yıllar başında 500-550 milyon dolarlarda seyreden maden ihracatı gelirlerinin yıllar içinde yükselişini ve en nihayet 2011 yılında 3,5 milyara vurduğunu gösteren tablolara ihtiyatla yaklaşıyor. Türkiye’nin maden ihracatında rekor kırdığından söz edilirken, ihracatın ithalatı karşılama oranından veya dış ticaret açığından söz açılmamasını eleştiren Torun, “2010 yılında maden ihracatımız 114 milyar dolar, ithalatımız ise 186 milyar dolar oldu. 2011 yılında ise 35 milyar dolarlık ihracata karşın, ithalatın 241 milyar dolara ulaştığını gözden kaçırmayalım” diye konuşuyor.
 

Türkiye’nin doğal kaynaklar potansiyeli ve bunu ortaya çıkarma çabasındaki madencilik sektörünün ekonomideki ağırlığı konusunda değerlendirmelerinizle başlayalım dilerseniz…

Türkiye doğal kaynaklar açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Ancak ülke ekonomisinde madenciliğin önemli bir yeri olduğu söylenemez. Türkiye, üretilen madensel kaynak çeşitliliği açısından 152 ülke arasında, 29 maden türünde yapılan üretim baz alındığında 10’uncu sırada yer alıyor. Ancak üretici ülkelerin dünya pazarı içindeki payları sıralamasında %0.16 oranı ile 52. sıradadır. 50 dolayındaki madensel kaynak üretimiyle GSMH içinde %1,5’luk pay alan madencilik sektörünün, madene dayalı sanayiler ile birlikte düşünüldüğünde oluşturduğu katma değerin GSMH içindeki payı ’yi buluyor. Bu da 22 milyar dolarlık bir değer yaratıldığı anlamına geliyor. Dünya maden potansiyeli içinde ülkemizin payına bakıldığında, bor, toryum, linyit, mermer, manyezit, nadir toprak elementleri, zeolit, trona, barit, feldspat ve sodyum sülfat gibi madenlerde önemli miktarda rezerve sahip ve rekabet gücünün yüksek olduğu biliniyor. Dolayısıyla, elde edilen hammaddelerin işlenmesi, önce yarı mamul, daha sonra mamul ürünlere dönüştürülmesi ve bu ürünlerin ilgili sanayi dallarında kullanımının gerçekleştirilmesi gibi, uluslararası piyasalarda rekabet gücünü artıracak yapılanmaların uygulanması gerekiyor. Ayrıca bu ürünlerin yeni kullanım alanlarının belirlenmesine yönelik bilimsel ve teknolojik araştırmaların yapılmasına ve teşvik edilmesine de ihtiyaç var.

 

Dünyada 3,8 trilyon dolarlık ara malı üretiliyor

komur1.jpgGünümüzde dünya sanayii (enerji hammaddeleri dışında) 350-400 milyar dolarlık maden ve mineral işleyerek 3,8 trilyon dolarlık ara malı üretiyor. Bu ara malları sanayide uç ürünler haline getirilmekte ve böylece örneğin 2011 yılı rakamlarıyla 70 trilyon doları bulan ve dünya ülkelerinin GSMH’larının temelini oluşturan bir değer yaratılabiliyor. Görülebileceği gibi ülkelerin kalkınma ve ekonomik gelişiminde önemli yeri olan madencilik ve entegre üretim sanayi en büyük katma değeri yaratıyor. Ülkemiz için maalesef bunu söyleyemiyoruz. ABD 2011 yılında 2,2 trilyonluk madencilik katma değeri ile 15,1 trilyon dolar GSMH’ye ulaştı. Ülkemizde ise gayrı safi milli gelir içinde madenciliğin payı, son 10 içinde %1.1 ile % 1.4 arasında değişti. Esasen bu oran madenciliğin önemini ya da ekonomimiz içinde madenciliğin önemini ifade etmiyor. Madenciliğin öneminin, madencilik ürünlerinin ülkemiz sanayisi için gerekliliği ve ülkemizin ekonomik bağımsızlığı açısından da değerlendirilmesi gerekir. Madencilik sektörü ayrıca, bildiğiniz gibi, emek yoğun bir sektördür. Bu yönüyle istihdamı artırarak işsizliğin azalmasına önemli katkı yapar ve genellikle kırsal kesimde yapıldığı için iç göçü önlemek ve bölgeler arası eşitsizliği azaltmak gibi önemli bir rolü daha vardır.
 

‘Hammadde ihracatı, sömürünün bir başka şekli’

Türkiye madencilik sektörünün ihracat ve ithalat performansı hakkında bilgi verir misiniz? Bu tabloya bakarak geliştirilmesi gereken alanları aktarır mısınız?

mehmet_torun.jpgMadencilik sektöründe 2010 yılında ihracat 114 milyar dolar, ithalat 186 milyar dolar, 2011 yılında ihracat 135 milyar dolar, ithalat 241 milyar dolar olarak gerçekleşti. Maden ihracatında rekor kırdığımızdan söz edilirken, ihracatın ithalatı karşılama oranından veya dış ticaret açığından bahsedilmiyor. Ülkemiz ihracatı artarken ithalatın %40 artması, ara malı ithalatına dayalı bir ekonomiye sahip olduğumuzu gösteriyor. İhracatın parasal değeri yanında maden ürünü olarak neler ihraç ettiğimiz de önemlidir.

Maden ihracat istatistiklerine baktığımızda 2000’lerin başında 575 milyon dolarlar dolayında olan maden ihracatının 2011 yılında 3,8 milyar dolara ulaştığı görülüyor. Toplam ihracat içinde madenciliğin payı da % 2,8 civarındadır. 2011 yılında ihraç edilen büyük rakamların içinde metal konsantrelerinin önemli bir payı olduğu görülüyor. Kısaca ülkemiz madencilikte hammadde ihraç eden bir ülke konumundadır. Bazı madenler dışında hammadde ihracat değerinin artması, her yıl biraz daha fazla sömürüldüğümüz anlamına geliyor. Bakır konsantresi ihraç edip bakır tel, krom ihraç edip paslanmaz çelik, nikel, kobalt ihraç edip alaşımlı metal ithal ediliyor. Verileri incelediğimizde görüyoruz ki, 2011 yılında 1.2 milyar dolar demir cevheri, 1.1 milyar dolar kömür ithalatı (taş kömürü) ve 9.8 milyar dolar da hurda demir ithalatı için bedel ödendi. Kısaca demir çelik sektöründeki dış ticaretimize baktığımızda 17.1 milyar dolarlık ihracatımız, 25.2 milyar dolarlık da ithalatımız bulunmakta, dolayısıyla 8 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı oluşturdu.

Çelik üretiminin başlıca girdi kalemleri olan hurda demir, demir cevheri ve kömür üretimlerinin ülkemizde yetersiz olması, bu ürünlerde yurtdışına bağımlılığın süreceğini gösteriyor. Oysa ülkemizde demir cevheri ve taş kömürü rezervi bulunmaktadır. Demir ve taşkömürü politikaları gözden geçirilerek bu açık kısmen kapatılabilir. 2011 yılında 1 milyon ton civarındaki fosfat ithalatı için ödenen bedel 100 milyon doları aştı. Ülkemizde madencilikteki çarpık yapılanmanın somut bir örneği de budur. 1989 yılında Etibank Mazıdağı Fosfat Konsantre Tesisleri devreye alındı, 2-3 yıl sonra tesis durduruldu. 20 yılı aşkın süredir bu tesisler atıl beklerken ülkemiz gerekli gübre hammaddesini ithalat yolu ile karşılıyor. Yakın gelecekte ihracatçı ülkeler fosfat kayası satmak yerine gübre ihraç edecekler ve ülkemiz daha yüksek bedeller ödeyerek gübre almak zorunda kalabilecektir. Yıllardan bu yana feldispat neredeyse maliyetine ihraç ediliyor. Feldispat üreten firmaların kendi aralarındaki anlamsız rekabet sonucu bu kaynaklarımızın büyük bir kısmı da yok pahasına üretildiği gibi ihraç ediliyor.  

 

‘Ferro-Krom Üreticisi Niçin Desteklenmez?’

Bakır, nikel gibi metalik madenlerde durum nasıl?

maden_kazma.jpgOnlarda da durum pek farklı değil. Bakır cevheri ve konsantre bakır ihracatımız (genelde bakır cevherleri konsantre olarak ihraç ediliyor) 2011 yılında 258 bin ton karşılığı olarak 371,5 milyon dolar oldu, konsantre bile edilmeden ihraç edilen nikel cevherindeki ihracatımız ise 358 bin ton karşılığı olarak 16,7 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Bu rakamlar ciddi bir katma değer kaybını ortaya koyuyor. İhracatla ilgili en çarpıcı örnek krom cevheridir. Krom madenciliğinde asıl yanlış herkesin krom üretip satması değil, bu konuda bir ulusal politikanın bulunmamasıdır.

Tenörüne göre yaklaşık 2,5-2,8 ton krom cevherinden 1 ton civarında ferro-krom üretiliyor. Dünyada ferro-krom üretiminde kullanılan enerjinin kilovat/saati 2 cent civarında iken, bu değer ülkemizde 5 centin üzerindedir. 1 ton yüksek karbonlu ferro-krom üretmek için yaklaşık 4 bin 300 kWh enerji kullanılıyor. Bu da, mevcut elektrik fiyatlarıyla ülkemizde üretilecek ferro-kromun 1 ton fiyatının maliyetinin dünyadaki diğer ülkelere göre en az 125 dolar daha fazla olacağı anlamına geliyor. Yıllardır devlet, elektrik ark ocaklarında çelik üretimini özel elektrik tarifesi ile desteklerken, krom üreticilerine benzer enerji desteği ile ilgili ufak bir ışık bile göstermiyor. Bu nedenle ülkemizde kamu kesimi dışında ferro-krom üretimi için hiçbir yatırım yapılmamış, krom cevherinin önemli bir kısmı üretildiği gibi ihraç ediliyor. Esasen ferro-krom üretimi kaliteli çelik üretiminin ilk halkasıdır. İhraç ettiğimiz tuvönan krom ile üretilen ferro-kromdan paslanmaz çelik ve mamul ürünler üretilip, daha yüksek fiyatlarla ülkemize geri satılıyor.

Ülkemizin hammadde üretip satan bir ülke konumundan çıkıp, ürettiğini kendi sanayisinde hammadde olarak kullanan, sanayi ürünlerini satan bir ülke konumuna gelmesi gerekiyor. Madenler üretilmeli, sanayi ile entegrasyonu sağlanmalı, ülke ekonomisine kazandırılmalıdır. Kalkınmanın temeli sanayileşme, sanayileşmenin olmazsa olmazı da madenlerdir. Kendi madenini üreterek sanayisini kurmayan bir ülkenin dışa bağımlılıktan kurtulması olanağı yoktur.

 

Mostra madenciliği bitti!

Son yıllarda arama sondajlarında ve madenciliğin GSYİH içindeki payında gözlenen artışlar, bu alandaki potansiyelin değerlendirilmeye başlandığı anlamına gelmiyor mu? Gözlediğiniz artılar, eksiler nelerdir?

Son yıllarda MTA’nın arama faaliyetleri önemli ölçüde hareketlendi. Yapılan sondajlar geçmiş yıllara oranla ciddi anlamda arttı. Ancak, madencilikte gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında hala çok gerilerde olduğumuzu görüyoruz. Kanada’da yılda 14 milyon metre, Avustralya’da ise yılda 6,5 milyon metre maden sondajı yapılıyor. Türkiye’de ise 85 yılda yapılan maden sondajı 20 milyon metreyi ancak buluyor. Bir başka ifadeyle bizim 85 yılda yaptığımız maden sondajı Kanada’da 1,5 yılda yapıyor. Avrupa’da 1500 metre derinlikten, Güney Afrika’da 3 bin 600 metreden madenler çıkarılırken, Türkiye’de henüz ortalama 120 metrede madencilik yapılıyor. Ülkemizde madencilik, ortalama 35 kilometre kalınlığındaki yer kabuğunun ilk 120 metresinde yürütülüyor. Yani ülkemizde yıllardan bu yana mostra madenciliği yapılıyor. Artık mostrada üretilebilecek maden kalmamış, derin kotlara inilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan 450 milyon tonluk toplam maden üretimimizin 250 milyon tonu, yani yüzde 60’ı taş ocağı kapsamındaki kalker, kum, çakıl, tras, marn, kil gibi inşaat sektörünün kullandığı maden üretimidir. Taş ocağı kapsamındaki üretim ayrı değerlendirildiğinde Türkiye’de yılda yaklaşık 164 milyon ton maden üretimi yapılıyor. Türkiye’nin metalik maden üretimi sadece 16 milyon tondur. Sektörün gelişimi bakımından önemli bir sorun, üretim ölçeğine ilişkindir. Sektörün, ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan ağırlıklı küçük ölçekli üreticilerden oluşan yapısı, maliyetlerin artmasına ve ihracat gelirlerinin giderek düşmesine yol açıyor. Sektörde üretim ölçeğinin artırılması, verimliliğin artması ve kaynak kullanımında etkinliğin sağlanması bakımından en büyük katkıyı yapacaktır.

 

Madencilik bakanlığı kurulmalı

maden_ocagi.jpgMaden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Torun, maden kaynaklarını verimli olarak değerlendiremeyen bir ülkenin kalkınmasının oldukça zor olduğunu belirterek şunları aktarıyor: “Bu anlayış doğrultusunda, ülkemizin sanayinin kullanımına göre düzenlenmiş, kamu yararı öncelikli, uzun vadeli plan ve programlar içeren bir Maden Kanunu hazırlanmalıdır. İkinci önemli adım, ülkemizde üretilen hammaddenin kendi sanayimizde kullanılmasına olanak sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmasıdır. Bu düzenlemede madenlerimizin ülkemiz içinde kullanılması ve katma değerin ülke içinde kalması teşvik edilmeli, yabancı firmaların Osmanlı İmparatorluğu döneminde de olduğu gibi ülkemizi bir hammadde deposu olarak görmeleri engellenmelidir. Devlet, derin maden aramacılığını sektöre gerekli önemi vererek teşvik etmelidir. Bu öncelikleri hayata geçirecek yapılanmalar da son derece önemlidir. Bu amaçla sektörün planlamasını yapacak bir Madencilik Bakanlığı’nın kurulması da mutlaka düşünülmelidir.”  

Devletin madencilikle ilgili politikasının günü birlik olduğunu, uzun vadeli bir stratejinin olmadığını görüyoruz. 500 yıllık bor rezervi olan bir ülkede devletin kurumları metalik madenleri aramak yerine hâlâ bor madeni arıyor. 8,3 milyar ton kömür rezervine 5 milyar ton daha rezerv ilave edildiği söylenirken, bu kaynakların değerlendirilmesiyle enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmayı sağlayacak ciddi bir adım atılmıyor.  

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz