Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
MTA’dan öneri: Sondaj metresi başına prim!

Türkiye’nin derinlerdeki maden potansiyelini görmek için her yıl 5 milyon metre sondaj yapmak gerekeceğini belirten Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürü Mehmet Üzer, “Bunu özendirecek değişik teşvikler düşünülebilir. Örneğin, sondaj metresi başına prim verilmesi de uygulanabilecek teşvikler arasındadır” dedi.




mehmet_uzerMaden aramacılığında ülkenin geldiği son noktayı nasıl özetlersiniz?
Aramacılıkta son zamanlarda ciddi bir gelişme var. Artık ikinci etap madenciliğe geçtik diyebiliyoruz. Birinci etap madencilik olarak adlandırılan mostra madenciliği yerine, örtülü ve gömülü maden yataklarımızı yeteri derinlik ve sıklıkta sondaj yaparak ortaya çıkarma safhasına geçmiş bulunuyoruz. Biliyorsunuz, ülkemizde bilimsel madencilik 1935 yılında MTA’nın kuruluşuyla başladı. MTA, kuruluş amaçları doğrultusundaki çalışmalarıyla 1980’li yıllara dek gerek bütçesi, gerek yaptığı aramalarla büyük gelişme göstermiş; ancak 1980’ler ortasında ülkenin kalkınmadaki öncelikleri değişince arama ve araştırmalara yeterli bütçe ayrılamadığı için uzun bir duraklama dönemine girildi. Bu süreçte usta elemanlarını ciddi anlamda yitiren, yeni eleman da alamayan MTA’nın faaliyetleri neredeyse durma noktasına geldi. Ama özellikle 2003 yılından sonra MTA tekrar güncellenerek hammaddelerimizin araştırılması ve yer bilimlerimizin aydınlatılması konusuyla yeniden gündeme geldi. Özellikle de 2005 yılından sonra hızla, eski günlerine dönercesine yeniden yapılanmaya, faaliyetleri için kaynak ayrılmaya, arama ve altyapı hizmetleri üretmeye başladı.
Geldiğimiz noktada arama-araştırma çalışmaları ülkemizde hem özel sektör hem de MTA eliyle olanca hızıyla devam ediyor. MTA olarak özellikle ülkemiz kömür rezervlerinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının, metalik maden ve endüstriyel hammaddelerin ortaya çıkarılması amacıyla sondaj çalışmalarına hız vermiş bulunuyoruz. 2000 yılında 39,5 milyon TL olan MTA bütçesi, 2012 yılında yaklaşık 9 kat artarak 358,8 milyon TL’ye ulaştı. 2000 yılında 7 milyon TL olan yatırım bütçemiz 2012 yılında 15 kata yakın bir artışla 200 milyon TL oldu. Bu artışa paralel olarak derin maden aramacılığını desteklemek için 2007 yılından itibaren kurumun makine, teçhizat ve sondaj makine parkının yenilenmesi çalışmaları başlatıldı ve alınan yeni teknik elemanlarla eleman yapısı güçlendirildi.

SONDAJIN %75’İ METALİK MADENLER İÇİN
Arama sondajlarında son on yılda 00’lük bir artış görülüyor. Bunun büyük bölümü kömür aramacılığındaki artıştan kaynaklanıyor sanırım? Sondajların madenlere göre dağılımı hakkında bilgi verir misiniz?
1990’larda yıllık 150 bin metre civarında olan toplam sondaj miktarı günümüzde 00’lük bir artışla 1.5 milyon metrelerin üzerine çıktı. MTA olarak bizim yaptığımız sondajlar 25 bin metreydi, bugün 350 bin metreye ulaşmış durumdayız. Bunun yarısı kömür aramalarına yöneliktir. Ancak kömürün payı genel toplam içinde de 200 bin metre. Geri kalan 1.3 milyon metrelik sondaj, metalik madenler için yapılıyor. Dolayısıyla son on yıl içinde yapılmış toplam sondajın %75’i metalik maden sondajlarıdır diyebiliriz. Sadece altın arayıcılarının bu yıl yaptığı sondaj 300 bin metre. Bunun yanında bakırcılar var, kromcular var, mangancılar var, mermerciler var.
MTA olarak hem kendi adımıza, hem de Bakanlığımız bağlı kuruluşları adına sürdürdüğümüz maden aramaları sonucunda önemli bulgular elde ettik. Bu kapsamda 5.9 milyar ton kömür (bilinen rezervler %70 oranında artırıldı), 650 bin ton bakır, 51 ton altın, 4,5 milyar ton dolomit, 2,4 milyar ton kalsit ve 40 milyon ton seramik hammaddesi rezervi tespit ettik. Ayrıca jeotermal aramacılığı da son yıllarda hızlandırıldı ve yıllık sondaj 2 bin metreden 30 bin metreye çıkarıldı, görünür hale getirilen rezerv 2 bin 700 MWt’den 5 bin MWt’e çıkarılarak önemli bir artış sağlandı. Bu süreçte 16’sı elektrik üretimine uygun, toplam 85 jeotermal saha da özel sektöre ihaleyle devredildi. Kurumumuz tarafından ayrıca Eti Maden’e ait işletme ve ruhsat sahalarında rezerv geliştirme ve bor arama projesi kapsamında yürütülen çalışmalar sonucunda (görünür+muhtemel+mümkün) 2 milyar ton olan bor rezervimiz, 1 milyar tondan fazla artırıldı ve rezervlerimiz büyük oranda görünür hale getirildi. Sonuçta ülkemizde aramacılıkta artık bir şeyler yapılmaya başlandığını söyleyebiliyoruz.

GSMH İÇİNDE MADENCİLİĞİN PAYI %1,3’E YÜKSELDİ
Ülkemizde MTA ile birlikte özel sektör de artık aramacılığa ciddi şekilde girerek risk üstlenmeye başladı. Madencilik sektörü olarak bugün GSMH içinde payımız %1,3’e gelmiş durumda. Bu da toplam değer olarak (yarı mamul ürünlerle birlikte) 35-40 milyar dolar arasında bir rakama denk düşüyor. 2000 yılında 562 milyon dolar olan, ülkenin genel ihracatı içinde %2’lik yer tutan maden ihracatımız 2011 yılında 3,9 milyar dolara ulaştı, genel ihracat içindeki payı da %2,58’e yükseldi. Toplam maden (hammadde) üretimimiz ise 3,5 milyar dolardan 12 milyar dolara yükseldi. Yarı mamullerle birlikte üretim değerimiz ise 35-40 milyar doları bulacaktır. Ancak bu süreçte maden ithalatımızın da 6 milyar dolara ulaştığını, dolayısıyla ihracatta sağladığımız önemli artışa rağmen yapacak çok şey olduğunu, yerin altını hâlâ yeterince tanımadığımızı söylemek durumundayız.
Cumhuriyet tarihimiz boyunca yaptığımız sondaj miktarı yaklaşık 20 milyon metredir. Kanada’nın 2007-2008’de, sadece bir yıllık periyotta yaptığı sondaj miktarı 10 milyon metrenin üzerinde. O yüzden ikinci etap madenciliğe daha yeni geçtiğimizi söylüyoruz. Derinlerde gömülü madenlerimizi yeteri sıklıkta sondaj yaparak ortaya çıkarabilmek gerçekten sabır, bilgi, sermaye ve hazırlık gerektiren bir iştir. 2004 yılından sonra işte bu anlayışla bünyemizde usta-çırak ilişkisini yeniden kurmayı hedefledik. Bakanlığımız da bize tekrar eleman alma fırsatı verdi ve 350’ye yakın teknik eleman aldık. Zaman içinde rüştümüzü yeniden ispatlayınca da gerçekten kaynak ayrılmaya başlandı ve bunun etkisiyle sondaj miktarlarımız hemen artmaya başladı. Yıllık sondaj toplamında 25 bin metreden 350 bin metrelere ulaştık. Aynı süreçte analiz yeteneklerimizi de geliştirdik. Daha önceleri sekiz elementi analiz edebilirken, laboratuvar altyapısına yaptığımız yatırımlarla bu elementlerin sayısını 40’a çıkardık. 2003 yılında 6-7 bin numunede 60 bin analiz yaparken, bugün 70 bine yakın numune üzerinde 488 bin analiz yapar hale geldik.

SONDAJDAKİ ARTIŞ ÜRETİME NİYE YANSIMIYOR?
Sondaj ve diğer çalışmalardaki büyük artışın maden üretimine aynı oranda yansımaması eleştiri konusu oluyor. Bunun sebepleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Sondajı artırdığınız zaman ertesi gün üretim yapacaksınız anlamı çıkmaz. Bir madeni bulmanız, işletmeye açmanız 15 sene sürebilir. Aramaları yeni hızlandırdık, ürünler de bundan sonra kendini gösterecektir. Ama yine de bakın, altın üretimimiz artıyor, krom üretimimiz beş kat artarak 1.9 milyon tona çıktı. Yani yavaş yavaş üretimi de artırmaya başladık. Kişi başına maden üretimimiz 6.5 tona geldi. Bu miktar Avrupa’da 15 ton, ABD’de 25 ton civarındadır. Onların hayli gerisinden gelsek de, bir artış sürecine girdiğimizi söylemeliyiz. Artmayan bir şey varsa, o da demir-çelik. Maalesef demir-çelikte dışa bağımlılığımız çok fazla ve 9 milyar doların üzerinde. Bu yüksek rakamın sebebi de hurda ithalatıdır. O nedenle bizim mutlaka düşük tenörlü demir cevherlerimizin problemini çözüp, kendi cevherimize dayalı üretim yapısını kurmamız ve dışa bağımlılığı azaltmamız lazım. Bunun için de Bakanlığımızın ve Ekonomi Bakanlığı’nın ciddi gayreti var.
Demir ya ark ocaklarında hurdadan, ya da yüksek fırınlarda cevherden üretilir. Biz ülke olarak demirimizin %30’unu cevherden, %70’ini hurdadan üretiyor, bu işlem için 30 milyon ton hurda kullanıyoruz. Ama hurdanın %95’i, cevherin ise %80’i dışardan geliyor. O yüzden bizim 60 tenörlü, yüksek fırınlara beslenen cevherin yerine 30 tenörlü cevherlerimizi yüksek fırınlara beslenebilecek hale getirmemiz lazım. Japonya bunu yapabiliyor mesela. Önce döner fırınlarda indirgeme işlemi yapıyor, sonra ark ocaklarında sünger demir haline getirip kullanıyor. Bizim Malatya Hekimhan’da üzerinde çalıştığımız 1.5 milyar ton civarında düşük tenörlü demir cevherimiz var ve bunu daha da artırarak 2.5 milyar tona getireceğiz. O yüzden bununla ilgili problemi mutlaka çözüp, düşük tenörlü demirlerimizi sanayide kullanmamız lazım.
Diğer taraftan düşük kalorili kömürlerimizi de kullanabilmemiz gerekiyor. Bunları yakacak kazan olmadığı söyleniyor. Tüm ülkeler kendi kömürlerine göre kazan yapmış, bizim de yapmamız gerekmez miydi? Yerli sanayimizin artık bu yönde bir çabası olmak zorundadır. Gecikirsek sıkıntı çekeriz. Eskiden sondaj makinelerini de hep dışardan alıyorduk, ama yerli sanayicimizi bu konu etrafında bir araya getirdiğimizde bunun yapılabilir olduğunu gördük.

‘RUHSATI ELDE TUTMAK YOK ARTIK’
Mevcut yasal çerçeveler madencilik faaliyetinin sağlıklı yürütülmesine, yatırımların ve ülkenin bu alandan sağlayacağı kazancın artırılmasına yeterli katkıyı sunabiliyor mu?
Büyük yatırım yapabilecek madenciliğin ülkemizde ortaya çıkması lazım. 10 bin-20 bin metre sondaj için üç-beş milyon dolar harcayıp bir şey bulamadığınızda “dövünmemek” için yatırım gücünüzün biraz büyük olması gerekir. 3213 Sayılı Maden Kanunu’nda yapılan son değişikliklerden önce hatırlarsınız; “Yatırımcıyım” diyerek lisans alan herkes, bulduğu yeri 50 lira-70 lira vererek kapatıyor, bir şeyler yapıyorum diyerek oyalanıyor, ama arama yapmıyordu. Bunlar için “çantacı” tabiri üretilmişti. İnanır mısınız; MTA güçlendi, arama yapacak, ama ruhsat bulmak ne mümkün! Hepsi kapatılmış! Özellikle Karadeniz kuşağına girmek istiyoruz. Çünkü orası metalik madenlerin oluşmasına uygun bir bölgemiz. Ruhsatları tamamen kapatılmış, ya da elden ele geçiyor. İşte kanunda yapılan son değişiklik bu noktada bir yükümlülük getirildi. Eskiden üç sene arama ruhsatı, iki sene de uzatma alıyor, beş sene hiçbir şey yapmadan durulabiliyordu. Ama kanunda yapılan değişiklikten sonra, şimdi öncelikle senin bu işi yapıp yapamayacağına, mali yeterliliğine bakıyorlar. Ondan sonra diyorlar ki; “Bir sene süre verdik, git bir bak bakalım!” Kademe kademe olarak bir sene ön etüd, iki sene ön arama, ondan sonra dört sene detay arama veriyorlar. Ve her birinin gereklerini tek tek yerine getiriyor, karşındakini artık uyutamıyorsun. Bu aynı zamanda güç olma gerekliliğini de getiriyor. Çünkü sürecin gereklerini yerine getirebilmek için ilk günden itibaren para harcamanız ve buna dayanabilmeniz gerekiyor. Daha önce bu ruhsatları hiçbir şey yapmadan elde tutuluyordu. Şimdi onun yapılması mümkün değil.

HEDEF: NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ
MTA’nın önümüzdeki dönem öne çıkacak projeleri neler olacak?
Metalik madenlere yönelik şu anda ciddi bir hamlemiz var. Kömür aramalarındaki ağırlığı devam ettirmek şartıyla, bir o kadar gücü aramaları metalik maden aramalarına yöneltmek istiyoruz. Zaten daha önce 25 bin metre olan metalik maden sondajını en son 125 bin metreye çıkarmış durumdayız. İnşallah önümüzdeki sene 200 bin metreye ulaşacağız ve bunu yaparken eskiden bakmadığımız nadir toprak elementlerini de arıyoruz. Nadir toprak elementleri adıyla bilinen ve 17 elementi içeren bu metal grubu biliyorsunuz, bilişimden elektronik cihazlara, elektrikli otomobillerden hafif pil yapımına kadar yüksek teknoloji gerektiren birçok sektörde kullanılıyor. Artık bu elementlerin aranmasında da öncülük yapmamız ve bununla ilgili altyapı hizmetlerini oluşturmamız lazım. Buna yönelik olarak jeokimya haritasını hazırlayıp web sitemiz üzerinden kullanıma sunacağız. Kayalardan, derelerden alınmış numunelerin analizlerini yapıp bunlarla ilgili bilgileri, nerede/hangi paftada ne bulunduğunu o haritaya koyacağız. Metalik madenlerin ve nadir toprak elementlerinin aranmasını kolaylaştıracak olan bu çalışma halen devam ediyor, elde ettiğimiz bulguları bölge bölge yayımlıyoruz zaten. Özetle, madencilikte daha yapacak çok işimiz var. Çünkü yerin altını tam olarak bilmiyoruz. Evet, 90 çeşit madenden 60’ı ülkemizde var, 50’sinde de oldukça iyiyiz. Endüstriyel hammaddelerde, kuvarsta, çimento malzemelerinde, yapı malzemelerinde, tronada, borda çok çok iyiyiz, ama diğerlerini yeterince arayabildiğimizi söyleyebilmek mümkün değil. Metalik aramalarda risk fazladır, bunları aramayı bıkmadan usanmadan sürdürmek zorundayız. Belki 25-30 sene boyunca her yıl 5 milyon metre sondaj yapmamız lazım ki, derinliklerde neyimiz var neyimiz yok, görebilelim. Bu noktada aramacılığı daha da hızlandırmak amacıyla, uygun görüldüğü takdirde sondaj metresi başına prim verilmesi de düşünülebilecek teşvikler arasındadır.

UÇ ÜRÜN ÜRETİMİNE YÖNELMELİYİZ!
Türkiye madenlerinin hammadde olarak dışarı satılıp, işlenmiş uç ürün olarak ithal edilmesini de değerlendiren Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürü Mehmet Üzer, şunları aktardı: “İthalatımızda maalesef dev kalemler var. En başta demir-çelik. Bakırda da aynı şekilde, büyük miktarda ithalat söz konusu. 400 bin tona yakın bakır tüketirken, ancak 40 bin ton bakır üretiyoruz. O arada yurtdışına konsantre bakır da satıyoruz. Demezler mi şimdi; bu nasıl şey? Hem mamul bakır ithal edeceksin, hem de dışarı bakır konsantresi satacaksın! O yüzden bakır fabrikalarının ülkemizde mutlaka kurulması lazım. Sadece bakırda değil, tüm madencilik ürünlerinde hammadde ihraç etmek yerine uç ürünlerin üretimine yönelip onları ihraç eder duruma gelmemiz lazım. Çıkardığımız kromu da örneğin hammadde olarak satıyoruz. Onda da uç ürünlere doğru giderek, ferro krom yapmamız lazım. Keza magnezit satıyoruz, ateşe dayanıklı tuğla yapımında kullanılıyor. Bunu da tuğla haline getirip veya sinter magnezit yapıp, mamul ürün/uç ürün olarak satabilmemiz gerekir. Türkiye bunları yapacak duruma geldi artık ve yapmamız gerekir. Mangan satıyoruz, ferro mangan silikat olarak alıyoruz. Oysa ferrosu da bizde var, silikası da, manganı da var; o zaman bunu yapabilmemiz lazım. Aynı şekilde paslanmaz çelik alıyoruz, hammaddeleri burada var. Krom var mı? Var. Nikel var mı? Var. O zaman krom nikeli de burada yapmamız lazım. Ekonomiye katkısı bakımından baktığınızda bir hammaddenin değeri bir birim ise, yarı mamulün değeri 8 birim, mamul ürünün değeri ise 24 birimdir. Konsantre bakır satacağımıza kablo satalım veya hiç değilse değerini sekiz kat artırarak tel bakır satalım.”

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz