Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Akaryakıt sektörü ‘kaçak’ tanımının değişmesini istiyor

Akaryakıt sektörünün önündeki en büyük engellerden birinin kaçakçılık olduğunu, ancak bu suçun tespitinde tek başına ulusal marker seviyesinin yeterli olmadığına dikkat çeken Türkiye Akaryakıt Bayileri Petrol ve Gaz Şirketleri İşveren Sendikası (TABGİS) Başkanı Ferruh Temel Zülfikar, bu nedenle yeni Petrol Piyasası Kanunu’nda ‘kaçak akaryakıt’ tanımının mutlaka değiştirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.




ferruh_temel_zulfikarTürkiye akaryakıt ve gaz sektörünün bugünkü mevcut durumu hakkında bilgi verir misiniz?
Akaryakıt ve LPG piyasaları ülkemizin ekonomik kaynakları bakımından lokomotif piyasalardır. Bildiğiniz gibi akaryakıt ürünleri üzerinden alınan vergilerle devlet bütçemize önemli ölçüde girdi sağlanıyor. 2012 yılında sağladığımız vergi geliri yaklaşık 50 milyar TL’yi buldu. Piyasada 14 bin civarında akaryakıt ve LPG istasyonu ile 120 civarında dağıtım firması faaliyet gösteriyor. 2011 yılında piyasanın büyüklüğü 86,6 milyar TL olarak gerçekleşti. Henüz kesin rakamlar açıklanmadı ancak geçtiğimiz yıl işlem hacminin 100 milyar TL’nin üzerinde gerçekleştiğini tahmin ediyoruz.
Sektörde istasyonlar, dağıtıcılar ve rafineri olmak üzere tüm dağıtım ağında yaklaşık 250 bin kişi istihdam ediliyor. Ülkemiz her ne kadar yüksek akaryakıt fiyatları ile dünya birincisi olsa da istasyonlarımızın teknik donanımları hem de verilen hizmetin boyutu ve kalitesi ile de sektörümüz dünya ölçeğinde birinci sırada yer alıyor. Gerek Avrupa Birliği ülkelerinde gerekse Amerika’da 7/24 çalışan istasyon sayısı yok denecek kadar az iken bizim ülkemizde istasyonlar non-stop hizmet veriyorlar. Bu dışarıdan bakıldığında çok kolay görünebilir ya da verilen mesainin zorluğu fark edilmeyebilir ama gerçekten istasyonlarda çok kaliteli ve emniyet süreçlerine hakim bir hizmet tablosu var. Sektör temsilcileri olarak biz de bu anlamda lider olmaktan çok gurur duyuyoruz.

Yeni Petrol Piyasası Kanunu’nun sektörünüzde yaşanan sorunlara ne kadar çözüm sunacağını düşünüyorsunuz? Bu kanunla ilgili “olmazsa olmazınız” nedir?
Gerek petrol gerekse LPG piyasaları kanunu şüphesiz ki sektörümüzün piyasa faaliyetlerinin tanımlanması ve denetim altına alınmasında çok etkili oldu. Kanunların yürürlüğe girdikleri 2003 yılından bu yana sektörümüzde genel düzenleme açısından çok önemli değişiklikler yapıldı ve istenilen düzeye ulaşıldı. Bu seviyeden sonra ise sektörün yaşantısına paralel çözümler sunacak düzenlemelerin yapılması ihtiyacı doğdu. Bu ihtiyaçların en başında kaçak akaryakıt tanımı geliyor. Hem sendika olarak hem de için de yer aldığımız sektörel örgütler bu konuda mutabık. Bilindiği gibi 2007 yılında kaçak akaryakıtın engellenmesi konusunda ülkece çok önemli bir adım attık ve dünyaya örnek olacak ulusal marker uygulamasına geçtik.
Kanunda, kaçak akaryakıt tanımı “Kurumca belirlenen seviyede ulusal marker içermeyen akaryakıt” olarak tanımlanmış. Aslında bunda herhangi bir sakınca yok ancak ulusal marker sektörümüzü hiç birimizin tahmin edemeyeceği kadar zorladı. Ulusal marker farklı sıcaklıklarda ve ikmallerde farklı tepkiler gösteren bir kimyasal ürün. Üstelik akaryakıt içinde homojen bir dağılım gösterememesi de uzunca bir zaman bizleri zor duruma düşürdü.
Marker sadece teknik özellikler nedeniyle değil sahadaki denetimler bakımından da sorunlara neden oldu. Öncelikle markerin teknik özelliklerinden kaynaklanan sorunlar tam olarak çözümlenmeden denetimler başladı. Markerin saha denetiminde özel olarak geliştirilen marker XP cihazları kullanılıyor. Tıpkı marker gibi bu cihazlarda da çözümlenmesi gereken teknik hatalar mevcuttu. Birçok istasyon ve tesiste bu cihazla yapılan denetimlerde önce geçersiz çıkan akaryakıt numuneleri laboratuarda yapılan sonraki testlerinde geçerli çıktı.
Bu da olabilir, dünyada örneği tek olan bir uygulamada bu tür aksaklıkların olması elbette mümkündür ve kabul edilebilir. Ancak, bizim sektör olarak kabul edemediğimiz hem marker kimyasalının hem de test cihazlarının sorunları ve hata payı biline biline istasyonda kaçak akaryakıt kuşkusu oluşması ve buna karşı bir ön tedbir olarak istasyon ve tesislerde o ürünün tank ve pompasının mühürlenmesiydi. Bu durum sektörde hem ticari hem de kişisel olarak büyük bir itibar kayıplarına neden oldu. Yasalara uyan kişi ve kurumlar hem önemli miktarlarda para cezalarına çarptırıldılar hem de kaçakçılık gibi çok ağır bir suçun haksız yere lekesini taşıdılar.
İşte bizim önemle üzerinde durduğumuz konu kaçakçılık suçunun tespitinde tek başına ulusal marker seviyesinin yeterli olmadığı konusundaydı. Eğer saha ölçümünde akaryakıt numunesi geçersiz çıkıyorsa bunun laboratuar sonuçları ile de desteklenmesi ve bu sonuçlara göre idari ve adli uygulamaya geçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.  Bu bakımdan bizim için kaçak akaryakıt tanımının değiştirilmesi konusu olmazsa olmaz bir noktadır.

1 Ocak 2014 yılına kadar “kademeli olarak” yürürlüğe girecek olan ADR Yönetmeliği’ndeki erteleme akaryakıt sektörünü nasıl etkiyecek?
Tehlikeli madde taşımacılığında ADR yönetmeliğine geçilmesi işin emniyet ve güvenliği bakımından daha da üst seviyeye ulaşmak demektir. Ancak bu işin başlangıcında uzun bir geçiş döneminin olacağı aslına bakarsanız belliydi. Çünkü mevzuatın gereklerinin yerine getirilmesi için hem istihdam alanında hem de donanım bakımından önemli bir yatırım yapılması gerekiyordu.
Ülkemizde ADR’ye uygun hale getirilmesi gereken 30 bine yakın araç olduğu düşünüldüğünde süreç gitgide uzadı. Tabi yapılması gerekenler bunlarla sınırlı değil, istihdamın yanı sıra mevzuatın zorunlu kıldığı eğitimler ve belgelendirme çalışmaları da önemli bir zaman alıyor. Bu bakımdan yeniden bir erteleme yapılmasını doğru buluyoruz.

LOJİSTİK AKARYAKIT SEKTÖRÜNÜN CAN DAMARI
TABGİS Başkanı Ferruh Temel Zülfikar, günümüzde ticaretin ulaştığı boyut itibariyle lojistiğin her alanda büyük bir öneme sahip olduğunu söylüyor. Akaryakıt sektörü içinde lojistiğin payının büyük olduğunu vurgulayan Zülfikar şunları aktarıyor: “Eskiden lüks sayılan akaryakıt ürünleri tüketiciler için artık zorunlu bir ihtiyaç haline geldi. Damarlarımız nasıl ki vücudumuzun her hücresine kan taşıyarak hayat veriyorlarsa, lojistik de sektörümüz için aynı öneme sahip olan hayati bir konudur. Sektör olarak sadece tesis ve istasyonlarımızda değil lojistik alanında da sağlık, emniyet ve çevre kurallarına muntazam riayet eden bir yapıya sahibiz. Bu nedenle taşımacılık alanında en azından sağlık ve emniyet alanında ciddi sayılabilecek bir sorunumuz yok. Ancak, tabiî ki bütün bunların bir maliyeti var. Sektörümüzde lojistiğin maliyet payının yaklaşık %60 civarlarında olduğu bilinmektedir. Şu anki yapıya göre ne yazık ki bu payın azaltılması da pek mümkün görünmüyor.”

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz