Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Aytekin: Güney Akım ve NABUCCO birbirini tamamlıyor

Türkiye’yi enerji alanında kendine yeter bir ülke haline getirmek için her koldan harekete geçen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TPAO eliyle yurtiçi ve yurtdışında yürütülen petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına hız verirken, yeniden yapılandıracağı BOTAŞ’ı ise global bir aktör halene getirmeyi hedefliyor.





sefa_sadik_aytekinÖnümüzdeki 10 yılda sadece petrol ve gaz faturasının neredeyse Türkiye’nin mevcut GSMH’sine denk geldiğini vurgulayan ETKB Müsteşar Yardımcısı Sefa Sadık Aytekin,“Bu faturayı kendi üretimimizle karşılayacak büyüklüğe ulaştığımız takdirde, dünya enerji arenasında ağırlığı hissedilen bir görünümüne kavuşacağız” diyor.

Türkiye’nin mevcut doğal gaz tüketim miktarından söz ederek, bunun hangi bölgelerden temin edildiği konusunda bilgi verir misiniz?
Ülkemizde 2012 yılında 46 milyar metre küp gaz tüketildi. Gazı temin etme noktasında uzun erimli kontratlarla gerek LNG gerekse boru gazı olmak üzere BOTAŞ’ın başta Rusya olmak üzere İran, Azerbaycan, Cezayir ve Nijerya’yla 40 milyar metre küpün üzerinde gaz alım anlaşması bulunuyor. Bunun yanında yıllık tüketimi dengelemek için spot gaz alımı da gündemimizde tutuyoruz. Ülkemizin gaz tüketim miktarının son yıllarda hızla arttığı bir gerçek. Ancak hidrokarbonlar sözkonusu olduğunda hem tüketim miktarı hem de fiyat tahmin/projeksiyonlarına daha ihtiyatlı yaklaşmamız gerektiği kanaatindeyim. Gelecekte gerek yerli kaynaklarımızın kullanıma girmesiyle gerekse ülkemiz coğrafyasına mücavir alanlardan gelecek ilave arz imkanlarıyla gaz tedarik güvenliğimizi garanti altına almak için çalışıyoruz.

BOTAŞ, ulusal ve uluslararası alanda önemli projeler yürütüyor. Bu projelerden ikisi de TANAP ve Nabucco. TANAP’tan önce gündeme gelmesine rağmen Nabucco projesinde yaşanan gecikmenin nedenlerini neler? Rusya’nın yürüttüğü Güney Akım ile Nabucco arasında bir rekabet söz konusu mu?
Dünya enerji gündeminde son yıllarda uluslararası projelerin önemli yer tuttuğuna tanıklık ediyoruz. Biz de bu kapsamda, TANAP ve Nabucco West gibi projelerin içinde yer alarak bu projelerin gerçekleşmesine katkıda bulunuyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu projelere olan katkı aslında ülkemizin arz kaynaklarını çeşitlendirmesi açısından kendi enerji güvenliğimize de katkı sağlamak anlamına geliyor. Yani bu projeler ‘uluslararası’ nitelik taşımalarının yanında ‘ulusal’ arz güvenliğimiz için de özel bir öneme haizdir.
Bilindiği gibi TANAP, artık yatırım aşamasına geçmeyi bekleyen ve gerekli anlaşmaların Azerbaycan ve Türkiye Meclis’lerince onaylandığı bir proje. Bu konuda kısa zamanda hayli mesafe alındığını söyleyebilirim. Nabucco West’te ise Şah Deniz Konsorsiyumu’nun kararı doğrultusunda bir gelişme olacaktır. Konsorsiyum 2013 yılının ilk yarısında Türkiye sınırından başlamak üzere Nabucco West ve TAP projeleri arasında bir tercih yapacak. Bu karar doğrultusunda da halihazırda pay sahibi olduğumuz Nabucco West projesinin mümkün hale geleceğini umut ediyoruz. Fakat bence buradaki temel hedef, kaynağın hangi pazarlara ulaşması olmalıdır. Bu bakımdan, bizim için tarihi anlam ifade eden Balkan coğrafyasına erişebilirlik de önemli bir kıstastır.   
Aslında en başından itibaren Nabucco ve Güney Akım boru hatları rakip olarak gösterilmek istense de biz, ısrarla bu iki projenin birbirinin tamamlayıcısı olduğunu söylüyoruz. Bu bakımdan Türkiye’nin içinde dahil olduğu projelerin Güney Akım’ın inşasıyla birlikte olumsuz etkileneceği kanaatine katılmak mümkün değil.

TANAP Türkiye’nin hem de Avrupa’nın enerji arz güvenliğine nasıl bir katkı sunacak?
TANAP sayesinde Türkiye, Şah Deniz 2 faslından gerçekleştirilecek doğal gaz üretiminin en az 6 milyar metreküpünü kendi iç tüketimi için kullanabilecek. Böylece bu projeyle ülkemizin artan gaz talebini karşılamaya yönelik olarak önemli bir katkıyı hedefliyoruz. Dahası Avrupa enerji arz güvenliğine de AB’nin “Güney Gaz Koridoru” konsepti çerçevesinde ele alınması gereken bu proje sayesinde 10 milyar metreküplük bir miktarla katkıda bulunulacak. Bahsedilen hacimler niceliksel olarak düşük görünebilir fakat gerek Türkiye gerekse AB açısından ‘kaynak çeşitlendirilmesi’ stratejisi ele alındığında TANAP’ın önemli bir mihenk taşı olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

BOTAŞ’ın gündeminde olan projeler tamamlandığında Türkiye global enerji arenasında nasıl bir noktaya ulaşacak?
BOTAŞ’ta görülmeye başlayan kıpırdanmanın, ülkemizin son dönemde yurtdışına açılım politikasıyla paralel ilerleyen bir gelişme olduğunu söyleyebilirim. İşte bu anlamda BOTAŞ’ın yurtdışında daha aktif bir konuma ulaşması orta vadeli hedefimiz durumunda. Çünkü enerji politikasının başarısı için ülkelerin güçlü enerji şirketlerine ve kurumlara ihtiyacı vardır. Zira uluslararası ticarette ülkeler değil, şirketler rekabet ediyor. Devletler ise bu mücadele alanında destek ve koordinasyon birimleri olarak enerji diplomasinde yerlerini alıyor. BOTAŞ’a yönelik uzun vadeli hedefimiz ise, şirketimizin finansal konsolidasyonunu sağlayarak, devletin stratejik koordinasyon desteğiyle çok boyutlu enerji gelişim projelerinin içinde üretim de dahil olmak üzere her safhasında yer almasını sağlamak.
Türkiye küresel enerji oyununda edilgen durumdan etken konuma ve ‘enerji koridoru’ hedefinden ‘enerji merkezi’ vizyonuna doğru önemli bir dönüşüm geçiriyor. Aslında sözkonusu projelerin tamamlanması demek yeni bir denklemde enerji oyununun şekillenmesi ve Türkiye’nin de bu yeni denklemde yerini alması anlamını taşıyor. BOTAŞ’ın da bu dönüşümün göbeğinde yer alan bir kurum olarak uluslararası projelerde daha fazla rol almak suretiyle ülkemizi bu vizyona daha fazla yakınlaştıracağını düşünüyorum.

ÜRETİMDE HEDEF 25 MİLYON VARİL TEP
TPAO’nun yurtiçi ve yurtdışında tamamlanan ve devam eden arama-üretim faaliyetlerinden söz eder misiniz?
Bilindiği üzere Türkiye, enerji fakiri olan ve ihtiyacının 4’te 3’ünü yurtdışı kaynaklardan temin etmek zorunda olan bir ülkedir. TPAO yoğun özveriyle bu durumu tersine çevirebilmek için son dönemlerde arama-sondaj çalışmalarını hızlandırdı. Tüketilen petrolün %92’si ve doğal gazın %98’ini ithal eden ülkemizin kendi kara-deniz sahalarında ilaveten yurtdışında Üretim Paylaşım Anlaşmaları veya yeni saha imtiyaz sözleşmeleriyle girmiş olduğu sahalarda arama-üretim faaliyetlerinde bulunması elzemdir. Bu kapsamda yurtdışında başta Azerbaycan, Kazakistan, Irak ve Libya olmak üzere yakın çevremizde etkin bir çalışma içerisinde olduğumuzu söyleyebilirim.
2012 yılında karada yürütülen arama çalışmalarımızın yanı sıra ülkemizin özellikle deniz alanlarına ağırlık verdik. 2013 yılından itibaren Karadeniz’de başlayan çalışmaları Akdeniz’de de sürdürme ve bu kıta sahanlığımızdaki mevcut potansiyeli ortaya çıkarma amacındayız. Bu çalışmalarımızın uzun vadede ciddi sonuçlar vereceğine inanıyoruz. Öncelikli hedefimiz ise yurtdışı faaliyetlerimiz de dahil olmak üzere toplam petrol ve doğal gaz üretimimizi 2013 yılında 25 milyon varil petrol eşdeğerinin üzerine çıkarmak.

Karadeniz’de petrol arama çalışmaları devam ediyor. Bu bölgede şimdiye kadar ne kadar harcama yapıldı? Beklenen rezerv bulunursa bu Türkiye’nin petrol ihtiyacının ne kadarını karşılayacak?
TPAO yurtiçi ve yurtdışında 2012’de toplam olarak 1 milyar dolarlık bir yatırım büyüklüğüne ulaşmış durumdadır. Bunlar içerisinde Karadeniz’de yürütülen arama ve sondaj çalışmalarının payı ise kaydadeğer bir orandadır. Toplam sismik yatırımımız 400 milyon dolara yaklaştı. Karadeniz’de yapılan arama faaliyetleri neticesinde ulaştığımız bazı bulguların kayda değer ve iktisaden üretilebilir rezervler olup olmadığına yönelik tamamlayıcı çalışmalarımız ertesinde bu konudaki görüşümüz de netlik kazanacak. Amacımız Cumhuriyet’imizin 100. yılında Türkiye’nin petrol tüketiminin tamamını karşılamak. Beklenen rezervin bulunması halinde bu hedefin tutturulması mümkün gözüküyor.

TPAO, AKDENİZ’DEKİ KONUMUNU GÜÇLENDİRECEK
TPAO geçtiğimiz yıl Shell ile Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde petrol arama, üretim ve paylaşım anlaşması imzalandı. Yine KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ile “Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi” imzaladı. Bu çalışmalardaki son durum hakkında bilgi verir misiniz?
Akdeniz’de başlayacak faaliyetlere ek olarak Shell ile yaptığımız anlaşma konvansiyonel olmayan gaz rezervleri için Trakya, Diyarbakır ve Erzurum basenlerini kapsıyor. Dünyadaki ‘kaya gazı’ devriminden ülkemizin de fayda sağlaması için bu anlaşmanın hayati derecede önemli olduğunu söyleyebilirim. Bu alanda 2012 yılında Shell tarafından 42 milyon dolarlık bir yatırım gerçekleştirildi. Proje kapsamında ilk kuyu Sarıbuğday-1’de sondaja başlanıldı. 2 bin 940 metrede sondaj çalışmaları devam ediyor.
Akdeniz’de şimdiye kadar yapılan 90 milyon dolarlık sismik yatırımın artarak devam edeceğini söyleyebiliriz.
KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı imzalanan “Petrol Sahası Hizmetleri ve Üretim Paylaşımı Sözleşmesi” de Akdeniz’deki arama-üretim projelerimiz içinde değerlendiriliyor. Bu uğurda yeni aldığımız ‘Barbaros Hayrettin Paşa’ isimli sismik gemimizin de Karadeniz’den sonra Akdeniz’e odaklanacağını ve TPAO’nun Akdeniz’deki konumunu güçlendireceğini rahatlıkla ifade edebilirim.

Türk Petrol Kanunu Tasarısı ile “TPAO'nun etkisiz kılınacağı” iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? TPAO’nun THY modeliyle halka açılması durumunda bu arama-üretim faaliyetlerine nasıl yansıyacak?
Sektörün dünyanın güncel gelişmelerine bağlı olarak yeni bir Petrol Kanunu ve TPAO kanuna da ihtiyaç duyduğu gözlemlenmekteyken, burada TPAO’nun konumunu da küresel enerji arenasında uluslararası etkinliğiyle anılacak bir milli petrol şirketine dönüştürmenin vizyoner bir yaklaşım olacağı kanaatindeyiz. THY ya da özgün bir model için dünyadaki farklı ölçek ve özellikteki petrol şirketi yapılanmalarını inceliyoruz. Ülkemiz için en uygun modelin belirleneceğini ümit ediyoruz.  
Yaptığımız çalışmalar neticesinde önümüzdeki 10 yılda ülkemizin sadece petrol ve gaz faturasının neredeyse Türkiye’nin mevcut GSMH’sine denk olduğunu hesapladık. Bu faturayı kendi üretimimizle karşılayacak büyüklüğe ulaştığımız takdirde zaten dünya enerji arenasında ağırlığı hissedilen bir görünümüne kavuşmuş olacağımız için TPAO’nun uzun vadeli hedefinin Türkiye ile birlikte büyümek ve dünyaya açılmak olduğunu belirtmek isterim.

BOTAŞ YURTDIŞINDA BÜYÜYECEK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sefa Sadık Aytekin serbestleşmenin, bilhassa son yıllarda Avrupa gaz piyasalarında temel bir eğilim olarak ortaya çıktığını söylüyor.  Bunun Türkiye gaz piyasasına yansımalarının olmasının da son derece doğal olduğunu ifade eden Aytekin, “Ancak unutulmamalıdır ki doğal gaz piyasalarında serbestleşme uygulaması ülkeler için sancılı bir süreci de beraberinde getiriyor. Bu açıdan sürecin sıhhatli gitmesi ve müspet bir sonuç vermesi için özel sektöre de en az kamu kadar sorumluluk düşüyor” diyor.
Doğalgaz Piyasası Kanunu Tasarısı’na yönelik çalışmaların sektörün ilgili taraflardan gelen görüşler de dikkate alınarak sürdürüldüğünü vurgulayan Aytekin, yeni kanunla BOTAŞ’ın üçe bölünmesine yönelik ise, “BOTAŞ’ın içeride küçülen ama yurtdışında büyüyen bir yapıya bürünmesi önceliğimiz olacak. Bu sayede daha verimli çalışan bir kamu şirketine sahip olacağız” diye konuşuyor.  

DENİZLER ‘BARBAROS HAYRETTİN PAŞA’DAN SORULACAK
Karaların ardından denizlerde petrol aramacılığına hız veren Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), yaklaşık 7 aydır satın almak için görüşmelerini sürdürdüğü sismik araştırma (deniz tabanın ve altının incelenmesi) gemisinde mutlu sona ulaştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın alındığını açıkladığı gemiye, daha önceden duyurulduğu üzere Ünlü Türk Denizcisi ‘Barbaros Hayrettin Paşa’nın ismi verildi. Norveçli Polarcus firmasından 130 milyon dolara satın alınan, yaklaşık 84 metre uzunluğunda olan ve Skorsky helikopter iniş pisti bulunan gemi, iki ve üç boyutlu sismik veri toplamayabilecek. Yön ve pozisyon tayinini uydu haberleşmesi ile otomatik olarak yapabilen 2011 yapımı ‘Barbaros Hayrettin Paşa’, her biri 6 bin 300 metre uzunlukta 8 jeofon kablosu çekerek kayıt yapabilirken, daha uzun kablo boyuna ihtiyaç olması halinde ise 6 adet 8 bin 400 metrelik veya 4 adet 12 bin metrelik kablo çekme kabiliyetine sahip.
Norveçli Polarcus firmasının kurumsal rengi olan yeşil renkteki gemi, gümrük ve liman kayıt işlemlerinin ardından Türk Bayrağı'nın renkleri kırmızı-beyaza boyanacak. ‘Barbaros Hayrettin Paşa’, sismik araştırma alanında önemli bir boşluğu dolduracak.

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz