Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Bizi kim yönetirse yönetsin, yeter ki adil olsun!

Gündemde olan yeni Petrol Piyasası Kanunu kapsamında petrol ve LPG piyasalarının EPDK’dan alınarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlanmasını değerlendiren Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası Genel Başkanı Muhsin Alkan, EPDK’nın yükünü hafifletecekse devrin doğru olduğunu söylüyor. Alkan, kendileri için önceliğin bu işi yürütecek kurumun ‘hakkaniyetli’ davranması olduğunu vurguluyor.




muhsin_alkanEnerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın Petrol Piyasası Kanunu Değişiklik Tasarısı üzerinde çalışmaları sürdürdüğü, tasarı içeriğine ilişkin kulislerden sızan haberlerin sektörde hararetli tartışmalar yarattığı şu günlerde Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası (PÜİS) Genel Başkanı Muhsin Alkan ile konuştuk. Tasarı içeriğinde yer aldığı iddiasıyla çeşitli “yenilik” ve değişiklikler farklı mecralarda peşpeşe dile getiriliyor. Petrol ve LPG piyasalarının EPDK’dan alınarak Enerji Bakanlığı’na bağlanacağı, petrol ve LPG piyasalarının “Akaryakıt Piyasası Kanunu” altında tek piyasa olarak birleştirileceği, akaryakıt, LPG (Likit Petrol Gazı) ve CNG (Sıkıştırılmış Doğalgaz) bayilik lisanslarını valiliklerin, dağıtıcı ve rafinerici lisanslarını ise ETKB’nin vereceği belirtiliyor. Diğer taraftan ana dağıtım şirketlerinin toplam pazar paylarının %45’i geçemeyeceğine ilişkin hükmün %30’a indirileceği, ana dağıtıcıların kendi istasyonlarından yapacakları perakende satışların ’i geçemeyeceğine ilişkin (EPDK’nın lisans yönetmeliğinde yaptığı değişiklikle zaten hükümsüz kalmış) yasa hükmünün hazırlanan tasarıda tamamen kaldırılacağı belirtiliyor. Tüm bu gelişmeler ışığında Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası (PÜİS) Genel Başkanı Muhsin Alkan sorularımızı gündemdeki konulara ilişkin sorularımızı cevaplandırdı.

Petrol Piyasası Kanunu’nda yer alan “ana dağıtıcı firmaların kendi satışlarının ancak ’i kadar perakendecilik yapabileceklerine” ilişkin hükmün EPDK’nın düzenlemesiyle uygulanmamasına tepkiliydiniz. Tasarı halindeki Petrol Piyasası Kanunu Değişikliğiyle karşı çıktığınız durumun yasallaştırılacağı söyleniyor…
EPDK’nın ana dağıtıcılara getirilen sınırlamasını kaldırmasıyla, dağıtıcılar perakendecilik yapmaya zaten başlamışlardı. Bildiğiniz gibi sınırlamasını maalesef bir ana dağıtıcı firma bozdu, EPDK da lisans yönetmeliğinde tanım değişikliği yaparak buna imkan tanıdı. Daha sonra da bunun kapsamını genişletti. Şu an diğer ana dağıtıcılar da maalesef sürekli istasyon alarak, bayinin karşısında rekabet yapmaya devam ediyorlar. Bu son derece yanlıştır, ne ticari ahlaka ne etik değerlere uyar. Ama maalesef bunu EPDK’ya da, Bakanlığa da anlatamıyoruz. Esasında anlaşılmayacak bir tarafı da yok: Bir bayinin ana dağıtım şirketiyle rekabet etme şansı olmadığı aşikâr. Ana dağıtıcı, bayi fiyatıyla satış yaparsa bayinin onunla rekabet etmesi olanaksızdır; dolayısıyla haksız rekabet oluşturur. O zaman bizi de serbest bıraksınlar, biz de TÜPRAŞ’tan akaryakıt alalım, ana dağıtıcıdan daha fazla fiyat kıralım. Sen kalkıp bayiyi devre dışı bırakıyor ve piyasada oluşmuş bayi kârını indirim olarak kullanıyorsan, o zaman bana da müsaade edeceksin, ben de gidip TÜPRAŞ’tan akaryakıtımı serbestçe alabileceğim. Eğer bayilik müessesesi işleyecekse sınırlamasının kaldırılmasından vazgeçilmeli. Ama eğer işlemeyecekse o zaman bayilere de istediği yerden akaryakıt alma şansı tanınmalı. Benim de aynı şartlarda rekabet etme şansım olmalı. Yoksa haksız rekabet olur. Dolayısıyla bayinin yasal bir hüküm olarak uymak zorunda olduğu “tek ana dağıtıcıdan akaryakıt alma” zorunluluğunun yeniden ele alınarak kaldırılması gerekir.

Sıkça dile getirdiğiniz sıkıntıların bir diğeri de, bazı bayilerin maliyetin altında fiyatlarla yaptığı akaryakıt satışları. Aynı şartlar altında “daha uygun” fiyatla akaryakıt satışı nasıl mümkün oluyor? Kaynağı nedir bunun?
Ne şekilde yapılıyor olursa olsun; niteliği, niceliği ne olursa olsun eğer maliyetin altında akaryakıt satılıyorsa bu kaçaktır. Faturasız mal giriyorsa, bu kaçak değil mi? Kayıt dışı akaryakıt kaçak değil midir? Dağdan taştan gelen akaryakıt kaçak değil mi? Dolayısıyla bugün piyasada maliyetin altında yapılan satışlar hep kaçak akaryakıta dayanmaktadır. Bu işin ticaretini yapan kişi devletten de, toplumdan da daha mı zengin ki maliyetinin altında satış yapabiliyor? Ben bunu bizzat İçişleri Bakanı’na da söyledim: Kaçağı başka yerde aramanın gereği yok, çıkarsınız yollara, nerede maliyetin altında akaryakıt satılıyorsa, “Bu kaçaktır” der ve alırsınız cımbızla.  

‘ÖTV’SİZ JET YAKITI BİLE KULLANILIYOR’
Bu işi yapanlarla ilgili olarak sendika kayıtlarınız üzerinden bir kontrol ve uyarı da yapıyor musunuz?
Sendikamızın üyesi olsun veya olmasın, kim yapıyorsa yapsın, eğer uygunsuz bir şey yapıyorsa, benim üyem değildir demektir. Bizim üyemiz olsa bile bizim bir yaptırımım yok, sadece ikaz ederiz. Çünkü EPDK değilim, ana dağıtıcı değilim, kolluk kuvveti değilim. Biz bütün toplantılarımızda üyelerimize, “Aman bunu yapmayın, etmeyin!” diyoruz. Böyle yolsuzluklara bulaşan bayiler bizim sendikamızın üyesi değildir. Olsa dahi değildir! 12 bin tane bayi var ülkemizde, bunun 9 bin tanesi bizim üyemiz. Bu kişi tip kişiler bizde dışlanır, ilk önce biz bu kişiye uygunsuz davranmaması gerektiğini söyleriz. Ama bize gelinceye kadar EPDK’nın olsun, kolluk kuvvetlerinin olsun yapacağı çok şey var. Size şunu söyleyeyim: Kaçaktan bizim kadar şikayetçi olan bir kesim yok. Bakınız, biz hem bayiyiz hem de bayilerimizin yaptığı kaçaktan rahatsızız! Düşünebiliyor musunuz? Ve bu kaçak konusunda ilgili mercilere “Arkadaş kaçak yapılıyor, buna niye engel olamıyorsunuz!” diye sürekli baskı yapıyoruz.
Türkiye’deki akaryakıt fiyatı bellidir! Çıkınız yollara, bakın bakalım, bunun altında fiyata akaryakıt satılıyor mu, satılmıyor mu? Sormak gerekmez mi; arkadaş sen bunu nereden getirip, nasıl satıyorsun? Türkiye’de şu anda istasyonlarda ÖTV’siz temin edilen jet yakıtı bile satılmaktadır. Bu nasıl oluyor, sormak gerekmez mi? İsteyen herkes havaalanına tankerini sokup, “Ben şu uçağa bir yakıt vereyim!” diyemeyeceğine, bunun belli şartları olduğuna göre, uçaklar için üretilmiş bu yakıtın rafineriden alınıp piyasaya nasıl sürülebildiği mutlaka araştırılmalıdır. Eğer yeterli kontrol olursa bunun satılması asla mümkün olamaz. Bu cepte taşınan bir malzeme değil çünkü! Tankerlerle giden maldır. Size özellikle takip ettirdiğimiz bir olayı söyleyeyim: İzmir Aliağa’dan bir tanker, jet yakıtı alıyor. Ve akşam saatinde “Antalya’ya götürüyorum” diyerek yola çıkıyor. Ama sabah bakıyorsunuz, o tanker yine orada. Bu gibi olaylar kafalardaki soru işaretlerini ister istemez artırıyor. Jet yakıtı fazlasıyla çıkıyor rafineriden. Nasıl veriyorlar, niçin veriyorlar, anlayabilmiş değiliz. Ama ortada somut olarak görünen bir şey var, ama kimse onu görmek istemiyor.

Denetim çalışmalarının etkin yürütülmediği anlamı çıkıyor bu söylediklerinizden? Ulusal Marker’da polisiye önlemlere rağmen oldukça şikâyet var?
Ulusal Marker’ı akaryakıta katıyorsunuz ama bir taraftan da ÖTV’siz akaryakıt satıyorsunuz. Onun nereye gittiği belli değil. Diğeri sorun ise faturasız giren akaryakıttır; Ulusal Marker’ı olsa ne, olmasa ne? Ulusal Marker’ın kaçağı olmadığı ne malum? Eğer adam bunu maliyetin altında fiyatla satıyorsa ve eğer o mal markerlı ise, demek ki var bir şey. Denetimleri sordunuz, onu da söyleyeyim: Denetim yetkisi asıl olarak kanunla EPDK’ya verilmiş, ancak EPDK yedi ayrı kuruma protokollerle bu konuda yetki vermiş durumda. Ama hepsi de sadece işini doğru yapan, dürüst çalışan, kayıt içinde olan bayileri kontrol edip dönüyorlar.

SORUNLARIN TEMELİ: AKARYAKITTAKİ VERGİ YÜKÜ
Kayıt içinde gözüküp de kayıt dışı işler yapanlar nasıl ayırt edilecek?
Maalesef onlar da çok. Bizim kulağımıza gelen, istasyonlarda kurulmuş olan otomasyon sistemlerinin şamandıralarına kelepçe atıyorlarmış ya da akaryakıtı gündüz satıyor, akşam yazar kasayı siliyorlarmış. Bunun gibi kulağımıza gelen bir sürü söz var. Gözümüzle gördük desem yalan olur, ama söylenen laflar bunlar. Bunların ispatlanması da zor, ancak suçüstü yaparak olabilir. Ama şunu mutlaka görmek gerekir, temel bir sorun var ortada. Siz eğer bu akaryakıtın önüne bu kadar vergi yükü koyarsanız, ne yaparsanız yapın, bunlar olacaktır. Temel sorun budur. Çünkü kaçak olduğunda, buna tevessül eden adam o vergiden muaf olmuş oluyor, o vergi onun cebine kalıyor. Ve cezai olarak yaptırımı da pek fazla caydırıcı değil gibi geliyor bana.

Akaryakıt Kaçakçılığı ile Mücadele ile ilgili 2012/19 Sayılı Başbakanlık Genelgesi kapsamında, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda Akaryakıt Kaçakçılığı ile Mücadele Kurulu oluşturulmasını ve bir dizi diğer önlemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Çare olabilecek midir? Konmuş olan teşhis doğru mudur? Ek önerileriniz olur mu?
Teşhis de doğru, bunun böyle bir paket olarak ortaya konmuş olması da doğru. Ama bir kez daha altını çizeyim, onları bir kağıda yazıp ortaya koymakla bu iş olmuyor. Kağıt gidip kendi kendine iş yapar mı, kanun gidip iş yapar mı? Uygulayıcı şart ve uygulamak şart. Onu yapmadığın müddetçe hepsi kağıt üzerinde kalacaktır. Onu yazdıysan, bu işin peşinden koşacaksın. Halen ana dağıtıcıların depolarına otomasyon takılmadı. Niye takmıyor EPDK? Bayiye takıyor da, ona niye takmıyor? Oraya gireni de çıkanı da bileceksin kardeşim! Şimdi gireni bilmiyorsun, çıkanı da resmi olarak sana gösterdiği kadarıyla biliyorsun. Türkiye’de faturasız akaryakıt satılıyor. Kim satıyor bunu? Nereden geliyor? Buna gidip baksınlar. Genelge yayımlamakla, ben bunu yaparım demekle olmaz. Yapacaksın!

‘HA EPDK, HA PİGM’
EPDK’nın iş yükünün hafifletilmesi düşüncesiyle son zamanlarda dile getirilen “petrol ve LPG piyasalarının EPDK’dan alınıp, Bakanlığa/Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne bağlanması” konusu, söylentiler doğruysa, Petrol Piyasası Kanunu Değişiklik Tasarısı’na girmiş. Tasarım olarak doğru bulur musunuz? Sizin gönlünüzde ne tür bir yapılanma var?
Gerekçe iş yükünün hafifletilmesi ise doğru bir yaklaşım. Yok EPDK bu işe devam edecekse, bize pek fazla zarar getirecek bir şey de değildir. Biz idare edilmek istiyoruz. Bunu kim yaparsa yapsın, yeter ki hakkaniyetle yapsın. Ha EPDK, ha PİGM. Birinin ötekinden daha iyi ya da kötü olduğunu söylememiz yanlış olur. 5015 sayılı yasanın hükümlerini doğru ve hakkaniyetle uygulasalar hiçbir sorun kalmaz. Bakın, şu sıralar bayiler olarak sırtımıza yüklenmekte olan yeni yeni yükler var. Bunlardan bir yenisi, getirilen sorumlu müdür zorunluluğudur. Bugün elektrik mühendisi, yarın kimya mühendisi, ertesi gün işyeri hekimi, bir sonraki gün hemşire ve iş güvenliği uzmanı bulundurma zorunluluğu getiriliyor. Peşpeşe gelen bu yeni yükler, altından kalkılabilecek gibi değil. Anadolu’yu da düşünmeleri lazım. Eskiden beş LPG istasyonuna bakan bir sorumlu müdür (mühendis), artık tek bir istasyona bakacak. Yani her LPG istasyonunda bir mühendis istihdam edilmesi gerekecek. Bununla ilgili olarak bu sene sonuna kadar zaman verilmiş durumda. Bir mühendisin maaşı en azından 2.5 - 3 milyar TL’dir. Anadolu’da öyle bayiler var ki, günde 100 litre gaz ancak satıyor. Bu mühendisi nasıl istihdam edecek, onun maaşını nasıl ödeyecek? Bu gibi şeyleri düşünmeden, Türkiye’yi sadece İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana’dan ibaret sanan bu zihniyetin artık son bulması gerekiyor. Kars’ın Digor ilçesinde günde 100-150 litre gaz satan bayinin bütün bu zorunlulukları yerine getirebileceğini mi düşünüyorsunuz? Bu o bayiye “Kapat istasyonu!” demekten başka şey değildir. Sn. hükümet burada çok hata yapıyor. İşsizliğe çare bulmak için bunu yapıyorlar, ama doğru bir uygulama değil.

Akaryakıt kaçakçılığıyla mücadelede taşra teşkilatı olmayan EPDK ve Bakanlığın etkisinin sınırlı kaldığı düşüncesiyle, kaçakçılık ve ulusal marker ile ilgili işlemlerin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’na devredilmesi yönünde bir düzenleme hazırlığından da söz ediliyor…
Devredilmesinde fayda var. Biz bayi olarak içinde kaçakçılıkla mücadele olan her türlü düzenlemeye, önleme varız. Kim bakarsa baksın; amaç kaçakçılıkla mücadele ise biz mutabıkız. Çünkü benim bayim perişan durumda. Bakıyorsun, adam karşında günde 30-40 ünite maliyet altı akaryakıt satıyor. Sen satıyorsun, günde ancak 300-400 litre. Yazık. Bu konuya EPDK’nın, devletin sahip çıkması lazım. Ama çıkılmıyor maalesef. Neymiş? Ucuz satsın da nasıl satarsa satsın! Devletin hazinesinden çalıyor, devlet bunun farkında değil mi? Yok efendim, rekabet oluyormuş da fiyat düşüyormuş. Birisi kalksın söylesin: Kim zararına mal satar? Bu “bir seferlik” ucuz satış değil ki, her gün süren bir uygulama.

‘BELEDİYELERE DEVREDİLİRSE BAYİ MAHVOLUR’
Bayilerle ilgili lisans işlemlerinin de mahalli idarelere devredilmesi ihtimalini değerlendiren PÜİS Genel Başkanı Muhsin Alkan, “Belediyelere devredilirse mahvoldu bayi. Bugün belediyeler işyerlerine ruhsat veriyor. Onun yanında da dünya kadar vergi ve harç istiyorlar. Yarın lisans işlemleri de onlara verilirse, Encümen oturacak, diyecek ki: ‘Efendim, ben lisans harcını çıkardım 10 bin liraya. Onun için yeni bir kaosa düşeriz gibi geliyor bana. Özel idareler ise bizim için kapalı kutu. Ama şunu söyleyeyim, lisanslar artık EPDK’ya bir yük getirmiyor. Çünkü lisanslar verilmiş, zamanı gelen lisans tadil ediliyor sadece. Evrak tamamsa bir günde çıkıyor. O yüzden şu anda belli bir düzene girmiş olan lisans işinin EPDK’da kalması elbette daha iyidir” diye konuşuyor.

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz