Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Necdet Pamir açıkladı; Enerjide masallar ve gerçekler…

Petrolde %92, doğal gazda %98 dışa bağımlı olan bir ülkenin enerji güvenliğinin tehdit altında olduğunu vurgulayan CHP Enerji Komisyonu Başkanı ve TMMOB Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir, Türkiye’nin hem ithalatçı hem de geçiş ülkesi olarak, enerjide gerçekten ‘gol atabilmesi’ için kullandığı gazı ucuza alması, transit gelirini yükseltmesi ve aldığı gazın ticaretini de yapabilmesi gerektiğini söylüyor. Türkiye’nin enerji güvenliğinin de ciddi boyutta risk altında olduğunun altını çiziyor.




enerjiTürkiye’nin doğal gaza olan bağımlılık oranı nedir?
Türkiye, tükettiği enerjinin %33’ünü doğal gazla karşılıyor. Ancak en çok kullanılan kaynak konumundaki doğal gazda, yıllardır ve mevcut konumda ısrarla sürdürülen yanlış politikalar sonucunda %98 oranında dışa bağımlıyız. Diğer yandan, sınırlı bir yerli üretim ve gene az miktarda spot piyasadan alım dışında beş ülkeden yaptığımız ithalattın %58’ini tek bir ülkeden yani Rusya’dan karşılamamız önemli bir sorun. Bu aşırı bağımlılık oranı, Rusya ile dış ticaretimizdeki dengesizlik ve Akkuyu’da inşaatından işletmesine, yakıt temininden yakıt yönetimine her kademesinde 0 Ruslara verilen nükleer “ihale” nedeniyle giderek derinleşiyor. Bu yanlış adımlar, dış politikadaki yanlış ve çok sakıncalı adımlarla (Patriotların konuşlandırılması, Kürecik’e füze kalkanı, saldırgan diye tanımlanabilecek Suriye politikası, vb.) birleşince, gerçekten ülkemiz açısından büyük risk taşıyor.
Ülkemizden geçmesi düşünülen her boru hattı projesiyle, sanki rakip fileleri havalandırıyormuşuz gibi “zafer” çığlıkları atılıyor ama ulusal çıkarlarımız ve kamu yararı açısından bu projelerin ayrıntılarını, “tribünlerdeki seyirciler” pek bilmiyorlar. Medya neyi “pompalarsa” adeta bir amigoya uyan kalabalıklar gibi sloganlar atılıyor, marşlar söyleniyor! Oysa hem büyük oranda enerji ithalatı yapan bir ülke olarak hem de önemli bir geçiş ülkesi olarak gerçekten “gol atacaksak”, bazı asgari kazançlarımızın olabilmesi gerekiyor. Öncelikle aldığımız gazı daha ucuza alabilmeliyiz. Bu söz konusu bile değil… Özellikle Rusya ve İran’dan göreli pahalı aldığımız söylenebilir. BOTAŞ’ın Aralık 2012 itibarı ile alım fiyatları (bin metreküpte) 450 doların altında değil. Transit gelirimizi mümkün olan en yüksek bedelle gerçekleştirebilmeliyiz. Nabucco için imzalanan Hükümetlerarası Anlaşma, bu koşulu sağlamamıştı. Aldığımız gazın ticaretini de yapabilmeli, ülkemizde bu ticaretin yapıldığı merkezler oluşturabilmeliyiz. Sadece Azerbaycan gazının sınırlı bir bölümü için (yaklaşık 750 milyon metreküp/yıl) elde edilebilen bu hak, Rusya, İran ve diğer alımlarımız için söz konusu bile değil. Peki biz ne anladık bu “iş”ten? Bu durum nasıl oluyor da “Asrın Anlaşması” diye yüceltilip, zafer çığlıklarıyla kutsanıyor?

‘NABUCCO’NUN DEVRE DIŞI KALMASI HAYIRLI OLDU’
Nabucco’da gazın Avrupa’ya, Yunanistan’dan mı yoksa Bulgaristan’dan mı taşınacağı netleştirilemediği için hala önemli bir adım atılamadı. Bu nokta da Nabucco’nun gerçekleşme ihtimali nedir?  
Nabucco ile ilgili olarak 13 Temmuz 2009 tarihinde imzalanan Hükümetlerarası Anlaşma, yukarıda sıralanan beklentilerimizin hiçbirini karşılamayan maddelerden oluşmuştu. O zaman da bu eksiklikleri eleştirdik ve gerek bu nedenlerle ve gerekse diğer çeşitli nedenlerle, Nabucco’nun gerçekleşme olanağının çok zayıf olduğunu, defalarca ifade ettik. Nabucco’nun gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkıp kalkmadığı konusu, daha fazla yoruma gerek bırakmayacak kadar açık. “Nabucco ölmedi” diyebilenler varsa da bu görüş, gerçeği yansıtmıyor. Bırakınız yabancı basını, Nabucco şirketinin web sayfasına (bile) bakarsanız, artık ilk ve klasik haliyle Nabucco diye bir proje kalmadığını ve onun yerini Nabucco-West ya da Nabucco-Junior diye bir projenin aldığını görürsünüz.
“Junior” yani; küçük, tali, ufaklık gibi bir şey. Bu küçültülmüş Nabucco, ülkemizden geçmeyecek ancak TANAP boru hattının ülkemizi terk ettiği noktadan başlayabilecek projelerden birine dönüşmüş, indirgenmiş durumdadır. Nabucco’nun, imzalanan anlaşma kapsamındaki haliyle, ülkemize de insanımıza da bir hayrı yoktu ve bugün devre dışı kalmış olması da “hayırlı olmuştur”. Zira Türkiye üzerinden gazı taşıyacak olan nihai proje, TANAP olarak belirlendi. Bu projeyle Türkiye’ye 6 milyar metreküp gaz kalırken, 10 milyar metreküp de (şimdilik) Avrupa’ya taşınacak. Azerbaycan gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan bu yeni projede, Nabucco Hükümetler arası Anlaşması’nda Türkiye’den esirgenen maddeler dikkate alındığında,  o durumdan daha fazlasını alabildiğimizi söyleyebiliriz. Ancak burada da Türkiye’nin daha fazla pay sahibi olması (mevcut durumda toplam % 20) gerekirdi. TANAP, Türkiye’den çıktıktan sonra ya Nabucco-West’e ya da Trans Adriatic Pipeline’a (TAP) bağlanacak. Bu iki proje halen rekabet halindeler.

Nabucco devre dışı kalırken, Rusya’da Güney Akım’ın ilk bölümünün “sembolik” ilk kaynağı yapıldı. “Güney Akım, Nabucco’nun tabutuna çivi çaktığı” biçiminde yorumlar yapılırken, törene katılan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “iki projenin, birbirinin rakibi olmadığını” söyledi. İki projeye ilişkin ne söylenebilir?

Güney Akım, Rus Gazprom şirketinin Avrupa’ya gaz sağlamak için geliştirdiği ihtiraslı bir proje. Teknik özellikleri ve 25 milyar doların üzerinde (son rakam 29 milyar dolar) olarak öngörülen maliyeti ile bu tanımı hak ediyor. Başka sorunları da var. Ama Ruslar bu projeyi, en azından rakip projeleri bertaraf etmede etkin bir aparat olarak kullanmayı başarıyorlar. Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Russkaya kompresör istasyonundan başlayıp, Karadeniz’in altından geçmesi planlanan 900 kilometrelik bir boru hattı ile Bulgaristan’a uzanıyor. Oradan da iki seçenek üzerinden “Avrupa’yı beslemesi” planlanıyor. Tasarlanan taşıma kapasitesi yılda 63 milyar metreküp. Bu boru hattının, Karadeniz’in altından ve büyük oranda Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinden geçmesi gerekiyor(du). Türkiye bu geçişe izin vermese, Rusların işi zor(du). Ancak 28 Aralık 2011’de Türkiye beklenmedik biçimde bu izni verdi. Halk arasındaki deyimiyle, Ruslar “sevindirik oldular.” Nitekim, Gazprom Başkanı Alexey Miller, izin için Türkiye’ye teşekkür ederken, “Bu bizim için çok hoş bir yeni yıl hediyesi oldu” deme ihtiyacını hissetti. Putin de bu görüşü tekrarladı. Nasıl demesinler ki? Rusya için baş ağrısı olan (transit ülke) Ukrayna’yı “by-pass” ederek Avrupa’yı besleme olanağı bulacakları çok stratejik bir projenin, en önemli ve potansiyel siyasi engeli aşılmış oluyordu. Bu izne Türkiye içinden verilen tepkiler, kısa sürede unutuldu. Halka da bir parmak bal sunuldu. “Karşılığında indirim aldık” denildi. Ancak bu indirimin de tipik bir göz boyama numarası olduğunu, ilerleyen satırların aralarında göreceksiniz.
Spot piyasada gaz fiyatlarının büyük oranda düşmesine bağlı olarak Rusya’nın tüm müşterilerine yapmak zorunda kaldığı fiyat indirimi en düşük değerinden Türkiye’ye de yapılırken, bu indirim Güney Akım’ın geçiş izni karşılığında alınmış bir ödün olarak pazarlandı. Nabucco’nun tabutu konusuna gelince: Nabucco ne yazık ki mefta oldu ama “tabuttaki çivilerin” son durumunu, yani görevlilerin çivileri çakıp çakmadıklarını tam bilemiyoruz. Güney Akım’a verilen izin, çividen de öte tabutun kapağını kapatıp üzerine birkaç kürek toprak atmak değil idiyse… Nabucco birçok nedenden gömüldü ama Güney Akım da bu nedenlerden biriydi. Aynı pazara “oynayan” iki rakip…

‘RAKİP OLMAK İÇİN AYNI PAZARA OYNAMAK GEREKİR’
Nabucco ile Güney Akım birbirine hala rakip mi?
Bu soru artık anlamsız ve yakışıksız, zira “ölünün arkasından konuşmak günahtır”! Latife bir yana, Nabucco hayatta olsaydı, şöyle bir bilgilendirmede yarar olurdu: Rakip olmak için aynı pazara oynamak gerekir. “Rakip değiller; böylesi 3-4 proje gerekli” derseniz; şu durumu da izah etmeniz gerekir: Ben merak ettim baktım. Acaba AB ne kadar gaz tüketiyor, ne kadar ithal gereksinimi var? 2020’de ne kadar, 2030’da ne olacak? Avrupa Komisyonu’nun verilerini ve geleceğe yönelik kestirimlerini örnek alalım. Örneğin, EU Energy Trends to 2030 raporuna bakalım: 2010’da AB’nin gaz tüketimi 457 milyar metreküp, ithalatı 293 milyar metreküptü.  2020’da ithalat gereksinimi tahmini 351 milyar metreküp, 2030’da gaz ithalatı tahmini 363 milyar metreküp. AB, gaz ithalat gereksinimini olabildiğince frenliyor, zira yenilenebilir kaynakların payını ve enerji verimliliğini hızla artıyor, talep azaltılıyor. 2010 yılında 293 milyar metreküp ithalat yapılmış, bitmiş. Yukarıdaki rakamları yorumlarsak: 2020’de 2010’a göre ek olarak 58 milyar metreküp daha ithalat gerekiyor. 2030’da ise gene 2010’a göre ek olarak 70 milyar metreküp gaz alımı gerekiyor.
İşte dananın kuyruğu da burada kopuyor. Ruslar Güney Akım’ı gerçekleştirebilirlerse (ilk boruya kaynak yapmakla iş bitmez ama) AB’ye 63 milyar metreküp ek gaz arzı sağlayacaklar. Bir de hayli ilerlemiş Kuzey Akım (Nord Stream) var. Almanya, Fransa, İngiltere, Danimarka, Hollanda ve diğer AB ülkelerine yılda 55 milyar metreküp gaz sağlayacak. Baltık Denizi’nin altından geçen boru hattı sistemi (iki paralel hat), Rusya’nın Baltık Limanı Vyborg’dan 1224 kilometre yol alıp, Almanya’nın Greifswald’ına birleşiyor. 2011 Kasım ayından bu yana 27,5 milyar metreküple AB’yi beslemeye başladı. Şimdi Güney Akım ile Kuzey Akım’ın kapasitelerini birleştirince ortaya çıkacak toplam hacme bakalım: 63 + 55 = 118 milyar metreküp. AB’nin 2030’a kadar ek gaz ithalat gereksinimi ne civardaydı 70 milyar metreküp. Nabucco ya da TANAP ya da bir başkası rakip mi değil mi? Kaldı ki AB’nin gaz tedariki (ithalatı) için kaynak çeşitlendirme politikası çerçevesinde, Kuzey Afrika ve LNG (sıvılaştırılmış gaz) gibi diğer kaynaklara da yöneldiği açıkken, zorlama iddialara fazla itibar etmemek gerekir diye düşünüyorum.

BOTAŞ’ın süresi biten yıllık 6 milyar metreküplük doğal gazı özel sektöre devredildi. Bu adımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
BOTAŞ’ın Rusya’dan Batı Hattı üzerinden almakta olduğu toplam 14 milyar metreküplük gazın daha önce 4 milyar metreküplük bölümü, özel şirketlere devredilmişti. Daha sonra (2012 sonlarına doğru) 6 milyar metreküplük bölüm de devredildi. Oysa uzatılması mümkündü. Geri kalan 4 milyar metreküp de yakında devredilecek. “Onlar erdi muradına” da, kimler çıkacak kerevetine (!) onu bilemiyoruz… Benim görüşüm, BOTAŞ’ın kontratlarının devredilmesi bir yana, daha da güçlü bir şirket haline gelmek için TPAO ile birleşmesinin ve devlet adına faaliyet gösteren dikey bütünleşik yapıya kavuşmasının (arama-üretim-taşıma-rafinaj-dağıtım ve pazarlama, vb.) ülke çıkarına ve kamu yararına çok daha uygun olacağı yönündedir.
Gelelim bu devir işine. Amaç neydi? Yani bu “iş”i kamuoyuna pazarlamak için sunulan gerekçe? “Tekeli kırıp, sektörde rekabeti sağlamak ve doğal gazı daha ucuza mal edebilmek.” Şimdi makul bir soru soralım, BOTAŞ Rus gazını kaça alıyor, kontrat devralanlar kaça alıyor? Aynı ise, devir niye yapıldı? Yok BOTAŞ ucuza alıyorsa, niye devir yapıldı? Ruslara özel sektörümüz daha fazla para ödesin diye mi? Yok eğer BOTAŞ örneğin 100 TL’ye alıyor da özel sektör 50 liraya alıyorsa, BOTAŞ basiretli bir tüccar gibi davranamamış olmuyor mu? Bürokratı suçlamayın! Onu atayan da sizsiniz, elini kolunu bağlayıp, temel politikaları oluşturan ve hatta günlük kararları alan da sizsiniz. Ruslarla pazarlığı da BOTAŞ yapacakken, sizler (siyasiler) devredesiniz. Anlaşmaları da siz yapıyorsunuz. “Anayasa’yı bir kez”, yasayı beş on kez delmekle bir şey olmuyor nasılsa! O zaman size basit bir soru soralım: Eğer özel sektör yarı fiyatına alıyorsa (mesela dedik), bu sizin başarısızlığınız değil mi? Yani politikacı olarak. Tüccar olarak başarı olabilir de bu kime yarıyor? Halka mı? Elektriği doğal gazla üreten kamu ya da özel santrale mi? Özel sektör ucuza alıyorsa, neden fiyatlarda bu indirimi göremiyoruz? Bilmem anlatabildim mi?

ENERJİ GÜVENLİĞİNDE IŞIK KIRMIZI YANIYOR
CHP Enerji Komisyonu Başkanı, TMMOB Petrol Mühendisleri Odası Enerji Politikaları Çalışma Grubu Başkanı Necdet Pamir, enerji güvenliğinin; enerjinin yeterli, ödenebilir, güvenilir, zamanında, temiz ve çeşitlendirilmiş kaynaklardan kesintisiz olarak arzı olduğunu söylüyor. Bunlardan birinin ya da birden fazlasının sağlanamaması halinde, enerji güvenliğinden söz edilemeyeceğini vurgulayan Pamir şöyle devam ediyor: “Enerjide %72, petrolde %92, doğalgazda %98 dışa bağımlıyız. İthalatın büyük bölümünü yaptığımız ülkelerle (Rusya, İran, Irak) ilişkilerimiz son derece gergin. Benzin fiyatlarında şampiyon, mazotta OECD dördüncüsüyüz. Aralık 2007-Ekim 2012 arasında elektriğe 8 zam yapıldı. Yani ‘Yeterli mi ve ödenebilir mi’ sorularının yanıtları olumsuz! ‘Güvenilir mi’ sorusuna da bağımlı olduğumuz ülkeler ve onların tehdit algılamalarına yönelik AKP politikaları çerçevesinde olumlu yanıt veremem. Temiz mi? Çevreyi ‘maliyet arttırıcı’ unsur olarak gören bir anlayış varken, termik ya da hidroelektrik santral inşa süreçlerinde ‘ÇED’e gerek yoktur’ noktasına vardırılan ya da ‘kes-yapıştır’ yasak savma niyetine hazırlanan ÇED’lerle, doğayı ve yaşamı tehdit eden bir anlayışa ‘temizlik’ faslından geçer not verilir mi? Bir dere üzerine 20 regülatör dizen, SİT alanına, tarım ve/veya orman arazisine termik santral diken, deniz suyunu geri dönülmez biçimde kirleten anlayış, çevre dostu ve de temiz midir? Akkuyu’ya nükleer santral dikmeyi (nedense) kafaya koymuş, ‘atıkları Ruslar halledecek’ diyerek nükleer atık konusunu ‘halleden’ bir yaklaşımla güvende olunabilir mi? ‘Çeşitlendirilmiş mi? İthal edilen gazın % 58’i Rusya’dan, % 18’i İran’dan. Petrolün % 41’i İran’dan, % 17’si Irak’tan, % 12’si Rusya’dan. Dış politika maceralarınız nedeniyle hepsiyle (halk deyimiyle) ‘papazsınız.’ Sizce güvende miyiz?”


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz