Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Biyokütle Enerjisi Potansiyel Atlası çıkarılacak

Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar, ülkenin güneş ve rüzgar enerjisi potansiyelini ortaya koymak amacıyla yayımlanmış olan Türkiye Güneş ve Rüzgar Enerjisi Atlasları’nın bir benzerini bu defa Türkiye’nin biyokütle enerjisi potansiyeli ile ilgili olarak yayımlayacaklarını söyledi.




biyokutle_enerjiGıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’nce (TAGEM) Ankara’da gerçekleştirilen Biyoekonomi Çalıştayı’na katılan Yenilenebilir Enerji Genel Müdürü Yusuf Yazar, çalışmalar devam eden “Türkiye Biyokütle Enerjisi Potansiyel Atlası”nı önümüzdeki yılın ilk aylarında kullanımına sunmayı hedeflediklerini belirtti. Yazar, “Biyokütlenin tüm tarafları için ilgi çekici olacağını düşünüyoruz. Atlas’ın yatırımcılara rehber olmak gibi bir yararı olacaktır. Türkiye’nin neresinde hangi biyokütle kaynağından ne kadar elektrik, ne kadar biyoyakıt üretme potansiyeli olduğunu, bu kaynakların ülkenin hangi yörelerinde yoğunlaştığını haritalarda görsel ve rakamsal olarak veren bir çalışma olacak. Dolayısıyla bundan böyle bu alanda belirleyeceğimiz politikalar ve atacağımız adımlar daha sağlam bir zemin üzerinde gelişecektir” dedi.  
Türkiye’nin ormanı bol, dönüştürülebilir kentsel atıkları bolca bulunan, tarım ve hayvancılığın yoğun yapıldığı bir ülke olduğunu, dolayısıyla biyokütle ve atık enerjisi açısından büyük potansiyele sahip olduğunu ifade etti. Türkiye’nin 2005 yılında 15 MW düzeyinde olan biyokütle kaynaklı elektrik üretim kapasitesinin bugün 190 MW’a ulaştığını kaydeden Yusuf Yazar, ülkenin farklı bölgelerinde büyük bölümü çöpten gaz, gazdan da elektrik üreten, bir kısmı da atıktan elektrik üreten 23 adet tesis olduğu bilgisi vererek, “Şu an inşa edilmekte olanlar ile proje halinde olanların da önümüzdeki süreçte devreye girmesiyle, biyokütle kaynaklı üretim kapasitemizin hızla artacağını düşünüyoruz” diye konuştu.

ZORUNLU KATKI UYGULAMASI KULLANIMI ARTIRACAK
Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü olarak biyokütleden “biyodizel” ve “biyoetanol” üretimi konusuyla da özel olarak ilgilendiklerini belirten Yazar, şu an Türkiye’de toplam kapasiteleri 90 milyon litre/yıl olan üç adet biyoetanol üretim tesisi ile yıllık kapasiteleri toplamı 540 bin tonu bulan 23 adet irili ufaklı biyodizel üretim tesisi bulunduğu bilgisini verdi. Yazar, 1 Ocak 2014’te yürürlüğe girmesi beklenen “biyodizelin zorunlu katkı olarak kullanımı” uygulamasının biyodizel üretimini artırıcı etki yapacağını vurguladı.
1 MW’ın altındaki elektrik üretim tesislerinin lisanssız faaliyet gösterebilmelerine olanak veren düzenlemenin, biyokütle enerjisi yatırımlarına da hız kazandıracağını belirten Yazar, “Biyokütleye dayalı elektrik üretim tesislerinin çok büyük bir çoğunluğu 1 MW’ın altında bir kapasiteye sahip. Dolayısıyla lisanssız üretim tesislerinin yenilenebilir enerji tesislerinin yararlandığı teşviklere aynen tabi olduğu düşünülürse, lisanssız üretim uygulaması, diğer yenilenebilir kaynaklarda olduğu gibi biyokütleye dayalı yatırımlar açısından da büyük bir teşvik anlamına gelmektedir” dedi.
Yenilenebilir sektörde şimdiye kadar su ve rüzgarda görülen hareketliliği önümüzdeki dönemde güneş enerjisinde, jeotermal enerjide ve biyokütlede görmeyi ümit ettiklerinin altını çizen Yazar şöyle sürdürdü: “Çünkü onlar için de bu gelişmeye zemin oluşturacak hazırlıklar tamamlanmış durumdadır. Güneş enerjisi yatırımlarında şu sıralar bir başlangıç noktasındayız. Güneş enerjisinde şimdiye dek daha çok şebekeye bağlı olmayan tesisler inşa edildi. Yurt çapında trafik levhalarından, telekomünikasyon alıcı-verici istasyonlarına, yangın kulelerine dek hayli yaygın bir kullanım alanı oldu. ‘Lisanssız’ uygulaması çerçevesinde güneş enerjisinden elektrik üreten ilk tesisler de devreye girmiş bulunuyor. Sayıları 10’a yakın; birçok şehrimizde, çoğu belediye girişimi olarak devreye alınmış ve elektrik üretir hale gelmiştir. Güneş enerjisine dayalı bu lisanssız tesislerin sayısı da hızla artıyor. Güneş enerjisinden lisanslı elektrik üretim süreci de devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde 600 MW’lık toplam kapasite için ilk lisans başvuruları alındı. Muhtemelen önümüzdeki yılın sonunda Anadolu’nun birçok yerinde, özellikle güney şeridimiz boyunca güneş enerjisinden elektrik üreten birçok tesisin inşa edilmekte olduğunu ya da tamamlandığını göreceğiz. 2015 yılında da bunların büyük kısmının devreye alındığına tanık olacağız.”

EMİSYON DEĞERİ 400 MİLYON TONU AŞTI
Jeotermal enerjinin bina, ev, sera ısıtmasında ve turizm amaçlı kullanımları haricinde elektrik üretiminde kullanılması konusunda da son dönem ciddi atılım gerçekleştirildiğini söyleyen Yazar, bu alanda şu an 360 MW’a ulaşmış olan kapasitenin önümüzdeki bir-iki yıl içerisinde 400 MW’lara ulaşmasını, orta vadede ise 1000 MW’ı geçmesini öngördüklerini de sözlerine ekledi… Genel Müdür Yusuf Yazar, 2012 yılında devreye alınan yeni elektrik üretim tesislerinin %70’ten fazlasının yenilenebilir enerji kaynaklı olduğunu anımsatarak, “Bu Türkiye için ümit veren bir gelişmedir. Çünkü Türkiye emisyon durumu açısından çok parlak bir fotoğraf vermiyor. 1990’larda 187 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olan emisyon değerimiz, bugün itibarıyla 400 milyon tonu çok aşmış durumda. Dolayısıyla hem yenilenebilir enerjiyi, hem de enerji verimliliğini mutlaka ve mutlaka dikkate almak, gündemin birinci sırasında tutmak zorundayız” diye konuştu.


LİSANSSIZ ÜRETİM BİYOKÜTLEYE HIZ KAZANDIRACAK
İstanbul Büyükşehir Belediyesi - İstanbul Çevre Yönetimi Sanayi ve Ticaret A.Ş. (İSTAÇ A.Ş) yetkililerinden Kadir Sezer de, kentsel atıkların ekonomiye geri kazandırılması, enerji üretiminde kullanılmaları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bu alandaki çalışmaları hakkında bilgi verdi. Kendi alanında Avrupa’nın en büyük tesisi olan, 1000 ton/gün atık işleme kapasitesine sahip kompostlaştırma ve geri kazanım tesisinin 2001 yılından bu yana faaliyette olduğunu belirten Sezer, bu tesiste yapılan işlemler hakkında da şu bilgileri verdi:
“Tesisimize gelen kaba atıklar önce iş makinesiyle ayrılıyor; daha sonra 80 milimetrelik eleklere besleniyor. Elek altında kalan kısım, fermantasyon ünitesine giderek burada 8 haftalık süreçte biyolojik komposta dönüşüyor. Bunu İstanbul’un çeşitli park ve bahçelerinde kullanıyoruz. 80 mm.’nin üzerinde kalan malzeme ise ayıklama bantlarında ülke ekonomisine geri kazandırılıyor. Nihai ürün de (RDF de denilen) atıktan türetilmiş yakıt. Bu da çimento fabrikalarında değerlendirilmektedir. Bu tesiste üretilen kompost bitki yetiştiriciliğinde ve çim sahalarda kullanılıyor. Kompostu kentsel atıklarla ürettiğimiz zaman karşımıza iki tane parametre çıkıyor: Ağır metal ve tuzluluk… İstanbul’da üretilen komposttaki ağır metal içeriği, Avrupa Birliği’nde üretilen kompostlarla karşılaştırıldığında çok çok iyi konumda. Hatta AB ülkelerinde yalnızca biyokütleden üretilen eko-kompost değerlerine bile yaklaşmış durumdayız. Bunun yanında bir de havasız ortamda, kapalı sistemlerde yapılan uygulamalar var. Bu kapsamda Avrupa Birliği’nde, özellikle Almanya’da tarımsal kaynaklı biyokütleden enerji elde edilmesine yönelik, sayıları 15 bini bulan çiftlik bazlı uygulamalar var. Türkiye’de de 1 MW’a kadar lisanssız elektrik üretiminin mümkün olmasıyla bu alandaki uygulama sayısının artacağını umuyoruz. Biyokütlenin kullanılmasıyla elde edilen biyogaz, yaklaşık %50-75 oranında metan içermektedir. Bunu saflaştırarak (karbondioksit ve diğer istenmeyen gazların giderilmesi durumunda) hanelerde ısınma ve pişirme amaçlı olarak da kullanılabilecektir. Isıl değeri 4700 - 5700 kilokalori/metreküp arasındadır. Kaynaklarına baktığımızda hayvansal kaynaklı, evsel ve tarımsal kaynaklı atıklardan elde edilebildiğini görüyoruz.”

ULUSAL STRATEJİ BİR ZORUNLULUK
Biyoekonomi Çalıştayı’nın açılış oturumunda konuşan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ferhat Şelli ise; gıda, yem, enerji, kimyasal ve sınaî ürünlerin biyolojik kaynaklardan sürdürülebilir bir biçimde üretilmesiyle ortaya çıkan ekonomik faaliyetleri bir bütün olarak tanımlayan “Biyoekonomi” alanında Türkiye’nin ulusal stratejisini henüz ortaya koymamış olduğunu anımsattı. Türkiye’nin büyüme ve gelişme hızının sürdürülmesi, uluslararası alanda rekabet gücünün artırılması için bu stratejiyi oluşturmanın zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Şelli, “Hazırlıklarına bu Çalıştay ile başladığımız Strateji Belgesi ortaya konduğunda, Türkiye ve dünyanın bugün karşı karşıya olduğu ekolojik, gıda tedarik,  çevre, enerji ve doğal kaynaklar konusundaki sorunlara çok yönlü bir yaklaşımla çözüm getirilmesi mümkün olacaktır. Bu Strateji ile aynı zamanda sürdürülebilir üretim, doğal kaynakların daha az kullanılması, atıkların değerlendirilmesi, çevre üzerindeki olumsuz etkilerin sınırlandırılması, fosil kaynaklara bağımlılığın ve iklim değişikliği etkilerinin azaltılması ve Türkiye’nin petrol sonrası topluma doğru yönlendirilmesi de mümkün olacaktır” dedi.


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz