Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Düşük karbon ekonomisini ‘nükleersiz’ yaratmak mümkün mü?

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacılarından Yen-Heng Henry Chen, halen üç nükleer santrale sahip olan, dördüncüsünü hayata geçirme hazırlığındaki Tayvan’da olup bitenleri mercek altına alarak, düşük karbon ekonomisini ‘nükleer enerji olmadan’ yaratmanın mümkün olup-olamayacacağını araştırdı…





nukleer_karbon2011 Fukuşima felaketi sonrasında Japonya ve Almanya’nın da içlerinde bulunduğu bazı ülkelerde gündeme gelen nükleer tesislerin sayısını azaltma ya da bunları kapatma planları, nükleerin yerinin nasıl doldurulacağı konusunda dünya çapında bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Yen-Heng Henry Chen’in anavatanı olan Tayvan, nükleer enerjinin geleceği üzerine hararetli tartışmalara sahne olan o ülkelerden biriydi. MIT araştırmacısı Y.H. Chen, ülkesinin nükleer enerji politikalarında gündeme gelebilecek değişikliklerin, ülke ekonomisini ve emisyon azaltım stratejilerini ne yönde etkileyeceğini araştırmaya koyuldu…
“Emisyon azaltım hedefini gerçekleştirmede nükleer enerji devre dışı bırakılıp, ‘karbon vergisi’ ve (gaz ve kömüre dayalı santrallerde) ‘karbon tutma ve depolama’ (CCS) teknolojisine ağırlık verilmesi nasıl sonuç verir?” sorusuna yanıt arayan Chen, akademik çevrede “nükleersizlik” ve “düşük karbon politikaları” arasındaki etkileşim üzerine yapılmış araştırma sayısının “yok denecek kadar az” olduğunu anımsatarak şunları söylüyor:
“Tayvan küçük bir ekonomiye ve sınırlı doğal kaynaklara sahip. Bu durum onu, karbon emisyonlarını ‘nükleer santrallerle’ veya ‘nükleer santralsiz’ azaltma yollarını araştıran diğer ülkeler için de ilgi çekici bir ‘örnek olay’ haline getiriyor. Anketler Fukuşima kazasından sonra Tayvan halkının %60’tan fazlasının yeni bir nükleer santralin yapımına karşı çıktığını ortaya koyuyor. Ben de bu noktada, nükleer enerjinin devre dışı bırakılması veya nükleer güçte azaltıma gidilmesinin ülke ekonomisi ve ülkenin emisyon azaltım hedefleri açısından ne anlam taşıyacağını araştırdım.”

TAYVAN’IN KARBON EMİSYONUNDA 2050 HEDEFİ
Tayvan hükümeti ülkenin karbon emisyonlarını 2050 yılına kadar (2000 yılı seviyesine göre) yarı yarıya azaltmayı hedefliyor. Planladıkları yol, bunu nükleer enerji aracılığıyla gerçekleştirmek. Ülke, şu anda üç adet nükleer güç santraline sahip. Bir dördüncüsünü de 2015 yılında devreye almayı planlıyor. Bu yoğun nüfuslu ülkede, mevcut üç nükleer santralin çevresinde bulunan 50 millik alan içerisinde 9 milyondan fazla insan yaşıyor. Tayvan, topoğrafya ve fay hatları bakımından Japonya’yla benzer özellikler taşıdığı için, bu yeni nükleer santral – ve onu izleyebilecek diğerleri – hakkında “nükleer enerjinin güvenilirliği” ile bağlantılı kaygılar sıkça dile getirilmeye başlanmış…
Tayvan mevcut durumda enerjisinin %99’unu ithal ediyor. Petrol, doğal gaz, kömür ve nükleer de buna dahil. Güneş, rüzgar ve hidro gibi düşük karbonlu alternatif enerji olanakları da sınırlı olduğu için Chen, karbon emisyonlarını azaltacak diğer yöntemleri (karbon vergisi ile karbon tutma ve depolama [CCS] teknolojisini) esas alarak analizini geliştirmiş. Ulaştığı sonucu şöyle aktarıyor:
“Düşük karbon ekonomisi, ‘nükleersiz’ yürürlüğe konduğunda, eğer CCS teknolojisi devreye alınmamışsa (ki CCS, henüz büyük ölçekli uygulamada uygun maliyetli değil), Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) 2050 yılında yaklaşık %20 oranında düşüyor. Karbon tutma ve depolama teknolojisi daha maliyet etkin olabilse ve düşük karbon stratejisine eklenebilseydi, bu durumda GSYİH ’dan daha az eksilecekti. Yaptığım hesaplamaya göre, düşük karbon politikasını izlemenin ‘en ucuz’ yolu, kömür kaynaklarını karbon tutma ve depolama (CCS) teknolojisini kullanarak değerlendirirken, bir taraftan da nükleer kapasiteyi genişletmek olacaktır. Nükleer kapasite bugünkünün üç katına çıkar ve CCS seçeneği de fizibıl olursa, 2050 yılında GSYİH kaybı yaklaşık %5 azaltılmış olacaktır. Nükleer enerjinin ve CCS teknolojisinin bulunmayacağı bir ortamda ise Tayvan’ın, eğer düşük karbonlu bir çevre elde etme konusunda ciddi ise endüstrisini ‘enerji yoğunluğu’ daha düşük bir yapıya dönüştürmekten başka çaresi yok. Zira Tayvan’da enerji talebinin neredeyse yarısı sanayi sektöründen geliyor.”
Yen-Heng Henry Chen, nükleer elektrik üretiminin Tayvan’da ve dünyada giderek ‘daha az uygun’ bir çözüm olmaya doğru gittiğini, uluslararası emisyon ticareti sistemine katılımın, enerji maliyetlerini sanayi sektörü ve tüketiciler için daha uygun hale getirebileceğini söylüyor.

AB’NİN DÜŞÜK KARBON STRATEJİSİ VE NÜKLEER
Aynı konu, Avrupa Birliği tarafından da değerlendirmeye alınmış durumda. Düşük karbon ekonomisine geçişte nükleer fisyonun etkileri, geçen yıl Avrupa Komisyonu öncülüğünde çok sayıda bilim insanı ve uzmanın katılımıyla Avrupa çapında gerçekleştirilen disiplinler arası çalışmada ele alındı. O çalışmaya katılan isimlerden biri olan, İspanyol Nükleer Enerji Forumu Başkanı María Teresa Dominguez, 2013 Şubat’ında Brüksel’de gerçekleştirilen sempozyumda, “mevcut nükleer tesislerde güvenlik artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi ve 100’ü aşkın yeni nükleer ünitenin (özellikle Orta Avrupa, İngiltere, Finlandiya ve diğer ülkelerde) gelecek yıllarda inşa edilmesinin AB’nin düşük karbon stratejileriyle uyumlu olduğunu” söylüyordu.
Dominguez’in verdiği bilgiye göre, 2011 yılında Avrupa Birliği ülkelerinde var olan 150 civarındaki nükleer güç santralinin 130’u faal durumdaydı. Bunların toplam kapasitesi 125 GW’ı buluyor. Ancak Japonya’da yaşanan Fukuşima kazası AB’nin nükleer politikasında değişikliğe zemin hazırladı. Bazı ülkeler nükleer santrallerini kapatma kararı aldılar. Almanya’da son nükleer ünitenin 2025 yılında kapatılması planlanırken, Belçika tüm ünitelerini 2015-2025 arası kapatmayı planlıyor. Diğer ülkelerde ise var olan nükleer santrallerin ömrünü uzatmaya yönelik yatırımlar gündemde bulunuyor. Fukuşima sonrası stres testleri de yapılması planlanan bu çalışmalar arasında.
Günümüzde Avrupa Birliği’nde tüketilen elektriğin %30’a yakın bölümü ile endüstriyel uygulamalar ve bölgesel ısıtma için gerekli proses ısısının küçük bir bölümünün nükleer enerjiden elde edildiğini belirten María Teresa Dominguez, 1957 yılından bu yana Euratom Anlaşması ile desteklenen nükleer enerjinin geliştirilmesi konusunun, Birliğin oluşumu sürecinde de ana unsurlardan biri olmaya devam ettiğini vurgulayarak, “Nükleer, sağlayacağı katkıya güvenilebilen, öngörülebilir, temiz, rekabetçi ve ekonomik bir baz yük enerji kaynağıdır. Avrupa Birliği’ne çevre, ekonomi ve büyüme boyutunda da olumlu katkıları oluyor. AB üyesi ülkelerde nükleer sektörde yaklaşık 500 bin kişi doğrudan ya da dolaylı olarak istihdam edilmekte. Ayrıca yarattığı 400 bin türev iş de hesaba katılacak olursa, toplamda 900 bin dolayında insanın nükleer enerji bağlantılı faaliyetlerde istihdam edildiğini söyleyebiliriz. Nükleerin Avrupa ekonomisi için yarattığı katma değerin yıllık 70 milyar Avro olduğu tahmin ediliyor” diyor.

2050 İÇİN FARKLI SENARYOLAR
Avrupa Birliği’nin 2050 yılına yönelik Enerji Yol Haritası’na nükleer perspektiften bakıldığında farklı “karbonsuzlaştırma” senaryoları görülebileceğini belirten Dominguez, nükleerin 2050 yılına kadar “aşama aşama devre dışı bırakılması” tasarımını içeren senaryoya karşın, Avrupa Birliği elektriğinin -20’sinin nükleer enerjiden üretileceği varsayımına dayandırılmış üç ayrı senaryo daha olduğunu belirtiyor ve şöyle konuşuyor:
“Avrupa Komisyonu, üye devletlerin nükleer enerji kullanıp kullanmaması konusunda tarafsız bir yaklaşım geliştiriyor. 2050 Enerji Yol Haritası da Avrupa’da nükleer enerjinin gelecekte kaydedeceği gelişim konusunda bir tahmin ya da öneriye yer vermiyor. Ancak farklı senaryolar içeriyor. Halen inşa halinde olan nükleer santrallerin 2050 yılında kullanımda olması, şu an var olanların ise ömürlerini tamamlamış olması ve yerlerine yenilerinin konmaması varsayımına dayanan senaryonun gerçekleşmesi halinde nükleer, AB’nin birincil enerji tüketiminin %3’ten daha az bir kısmını karşılayacak. (şu an ’ünü karşılıyor) Diğer senaryo, karbon tutma ve depolama (CCS) teknolojisinin enerji miksi içine gecikmeli girişinin muhtemel etkilerini araştırıyor. Bilindiği gibi, CCS teknolojisi, gaz ve kömüre dayalı elektrik üretim tesislerinden atmosfere yayılan CO2 emisyonlarının tutulması ve depolanmasına olanak veriyor. Üye ülkelerde CCS teknolojisinden tam olarak yararlanmak mümkün olabilirse, nükleere dayalı elektrik üretiminin daha da büyük bir rol oynayacağı tahmin ediliyor. Bu senaryonun gerçek olması durumunda, nükleerin 2050 yılında enerji tüketimi içindeki payının hemen hemen 2005 yılındaki seviye ile aynı olacağı öngörülüyor ('e karşı ). Nükleer enerjinin payı elbette ki üye devletlerin kararlarına bağlı olarak, daha yüksek olabilecektir.”

2050’YE KADAR 100-120 YENİ NGS
2050 yılında Avrupa Birliği’nin toplam elektrik üretim kapasitesinin %20’si (140 GW) nükleere dayalı olacaksa, o tarihe dek 100-120 nükleer güç santralinin inşa edilmiş olması gerektiğini belirten Dominguez, “Kuvvetle muhtemeldir ki, nükleer enerjiye bel bağlayan ülkeler yeni santraller inşa etmeden önce, mevcut nükleer tesislerinin çoğunu (2015 – 2035 yılları arasında) ‘iyileştirme’ programlarına sokacaklar. Bu durumda faal haldeki santrallerin çoğunun 2030-2050 yılları arasında kapatılması gerekiyor. Aynı periyotta yeni NGS’lerin de şebekeye bağlanmış olması lazım. Yedi yıllık bir inşaat süresi varsayarsak, yeni santral inşaatlarının büyük bölümü 2025-2050 arasında gerçekleşecektir” diyor.  
Avrupa Birliği’nin günümüzdeki sera gazı emisyonlarının yıllık yaklaşık 4,5 milyar ton karbondioksit eşdeğeri (500 milyon yurttaş / yıllık kişi başı 9 ton) olduğunu anımsatan İspanyol Nükleer Enerji Forumu Başkanı Dominguez, “2050 yılında AB elektrik üretiminin %20’sinin nükleer enerjiye dayanması, (‘karbon yakalama ve depolama’ teknolojisi olmadan taş kömürünün kullanıldığı en kötü durum senaryosuyla karşılaştırıldığında) karbondioksit emisyonlarında yıllık 840 milyon tonluk tasarruf sağlayacaktır” diye konuşuyor.
Nükleer enerji faaliyetlerinin Birlik ülkelerine sosyo-ekonomik faydası da olacağını söyleyen Dominguez, yeni bir reaktör yapımının ortalama 6 milyar euro, tesis ömrünü uzatmaya yönelik iyileştirme projelerinin ise (tesis başına) 900 milyon euro gerektirdiğini anımsatarak, “En mütevazı rakamlarla söylemek gerekirse; iyileştirmeler için toplamda 90 milyar, yeni reaktörler için ise 600 milyar Avro’luk yatırım, 20 yıllık bir süreçte 300 bin yeni iş olanağı anlamına gelecektir” diyor…

KOJENERASYONLA DAHA ÇOK KARBONSUZLAŞMA
Elektrik üretimi haricinde büyük ölçekli nükleer kojenerasyon uygulamalarıyla da “daha fazla karbonsuzlaşma” sağlanabileceğinin altını çizen İspanyol Nükleer Enerji Forumu Başkanı María Teresa Dominguez, nükleer kojenerasyonun düşük sıcaklıklarda kanıtlanmış bir teknoloji olduğunu ve Avrupa genelinde halen su soğutmalı 13 ayrı reaktörün bölgesel ısıtma veya proses ısıtması için buhar tedarik eder durumda olduğunu anımsatarak, “Avrupa’da özellikle 250-550 °C aralığında çok büyük endüstriyel ısı pazarı mevcut. Karbonsuzlaştırma stratejisinin bir unsuru olarak nükleer enerji potansiyelinden yararlanılması, o nedenle hem elektrik sektörü için hem de endüstriyel proses ısı piyasası için son derece önemlidir” diyor.
Dominguez, karbon tutma ve depolama (CCS) teknolojisi ve yenilikçi yenilenebilir teknolojilere dayalı kurulumları desteklemek amacıyla kurulmuş olan; Avrupa Birliği’nin karbonsuzlaşma stratejisinin önemli destekleyicilerinden Yeni Katılımcılar Rezerv Fonu’nun (NER300) nükleer enerjiyi kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisinde de bulunuyor. 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz