Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Türkiye gönüllü karbon piyasasında ana aktör konumunda!

Yaklaşık 4 milyon tonluk sertifika satışı, 16 milyon dolarlık ticaret hacmi ile Türkiye’nin gönüllü karbon piyasasının ana aktörlerden biri olduğunu belirten İklim Değişikliği ve Karbon Yönetimi Derneği Başkanı M. Kemal Demirkol, karbon piyasası alanında kurulacak ulusal bir mekanizmayla hem iç piyasanın güçlendirileceğini hem de uluslararası olumsuzluklara karşı kırılganlığın azaltılacağını söylüyor.





kemal_demirkolDünyada karbon ticaretinin gelişimi ve bugün ulaşılan düzeyden söz eder misiniz?
Emisyon ticareti, atmosferi kirletici gazların salımını azaltmak amacı ile oluşturulmuş piyasa bazlı bir ekonomik teşvik mekanizmasıdır. Karbon ticareti ise 1994 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) uygulama esaslarını ve ülkeler bazında yükümlülükleri belirleyen Kyoto Protokolü çerçevesinde oluşturulan ve spesifik olarak sera gazlarının konsantrasyonun azaltılmasını hedefleyen esneklik mekanizmalarından biridir. Bu mekanizmanın oluşturulmasında temel amacı; emisyon yoğun sektörlerin ve ülkelerin düşük ya da sıfır karbonlu uygulamalara geçişlerine destek sağlamak ve fosil yakıt teknolojileri ile rekabet etmekte güçlük çeken yeni ve temiz teknolojilerin de uygulanabilirliğini artırmaktır.
Avrupa Birliği’nde 2005 yılından bu yana uygulamada olan EU ETS (AB Emisyon Ticaret Sistemi) bu kapsamda oluşturulmuştur ve “Zorunlu Karbon Piyasası” için bir örnek teşkil etmektedir. EU ETS mekanizması içerisinde enerji ve emisyon yoğun tesisler kendi aralarında “EUA” (EU Allowance) ticareti yapmaktadırlar. Emisyon azaltım yükümlülüğü olan bu işletmeler her yıl belirli bir miktar azaltım kredisini gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde gerçekleştirdikleri yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği gibi projelerden elde edilen karbon sertifikaları ile de karşılayabilirler (CER, Certified Emission Reduction”). Bunlara ek olarak Türkiye’nin de karbon sertifikalarının ticaretinin yapabildiği ve herhangi bir karbon kotası ve tahsisi olmayan, kurumların gönüllülük esasına bağlı olarak gelişen “Gönüllü Karbon Piyasası” bulunmaktadır. Bu piyasada “Zorunlu Karbon Piyasaları” dışında kalan sektörler ve ülkelerde gerçekleştirilen emisyon azaltım projelerinin elde ettiği sertifikalar alıcılarla buluşmaktadır.
Bu hafta yayınlanan “State of the Voluntary Carbon Markets 2012”  raporuna göre 2012 yılında ticareti yapılan CER kredileri 2 milyar tona ulaştı, toplam ticaret hacmi ise 6.4 milyar dolar şeklinde gerçekleşti. Gönüllü karbon piyasalarında ise 42 milyon ton kredi ticareti ile toplam 172 milyon dolarlık bir ticaret geçekleşti. Bu rakamlara bakarak zorunlu karbon piyasası altında ticareti yapılan CER kredilerinin hacminin gönüllü karbon piyasasına göre çok daha büyük olduğunu görüyoruz.

PMR PROJESİ TİCARETİN
TEMELLERİNİ ATACAK
Gönüllü karbon piyasasında yer alan Türkiye’nin ticaret anlamında ulaştığı düzey nedir? Bu ticaretin artırılması için nasıl bir yol izlenmesi gerekiyor?
Türkiye, Gönüllü Karbon Piyasası’nın ana aktörlerden biri konumunda. Yeni State of the Voluntary Carbon Markets 2012 raporuna göre Türkiye, 2012 yılında yaklaşık 4 milyon tonluk sertifika satışı ile 16 milyon dolarlık ticaret hacmine ulaştı. Türkiye’de karbon piyasasının gelişebilmesi için en önemli temel taşlardan biri; ulusal olarak kurulacak bir emisyon ticaret mekanizması üzerinden kendi iç talebini yaratabilmesi ve gerçekleştirilen emisyon azaltımına katkıda bulunan projeleri kayıt altına alması, kredilerin şeffaf ve güvenilir bir şekilde ticaretinin yapılabilmesini sağlamaktır.
Türkiye, özellikle yenilenebilir enerjinin ve enerji verimliliğinin teşvik edilmesi için somut mevzuat ve strateji oluşturma konularında adımlar attı. Yenilenebilir enerjiden sağlanan elektrik için tarife garantisi uygulaması, yerli teknoloji üretiminin teşvik edilmesi, 2012 yılında yayınlanan “Enerji Verimliliği Strateji Belgesi”nde yer alan somut ve ölçülebilir kriterler buna örnek olarak gösterilebilir. Ancak, Türkiye’nin enerji ihtiyacının %75’ini ithal ettiği ve bütçe üzerinde yarattığı olumsuz etkiler de göz önünde bulundurularak yerli kömür de en üst düzeyde değerlendirilmek istenmektedir. Temiz kömür teknolojilerine ciddi bir yatırım yapılmadığı sürece bu durumun Türkiye emisyonlarını olumsuz etkileyeceği açıktır.
Karbon piyasasının ve emisyon ticaretinin ülkemizde gelişebilmesine katkıda bulunabilecek önemli bir adım olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2012 yılında “Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik” (MRV Yönetmeliği) yayınlandı. EU ETS direktif ve kılavuzlarını esas alan bu yönetmeliğe göre büyük emisyon salımına sebep olan sektörler 2014 yılı Haziran ayından itibaren sera gazı emisyonlarını Bakanlığa raporlamakla yükümlüler. Orta ve uzun vadede Türkiye’de bir ulusal karbon ticaret sistemin kurulmasının temel taşı sayılabilecek bu uygulama ile Türkiye’de elde edilen kredilerin iç piyasada alıcı bulmasına ve arz –talep dengesinin iyileşmesine katkıda bulunması beklenmektedir. Yine Türkiye Haziran 2013’te Dünya Bankası PMR (Partnership for Market Readiness) projesi için 3 milyon dolar hibe almaya hak kazandı. Koordinasyonu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen proje, “Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik’in uygulanmasına yönelik olarak çalışmaların yapılması ve emisyon ticareti pilot uygulamaları ile ülkemizde şeffaf ve etkin emisyon ticaret sisteminin temellerinin atılması hedefleniyor.

Türkiye’nin Kyoto Protokolü kapsamında attığı adımları yeterli buluyor musunuz? Uluslararası alanda yaşanan gelişmeler bu adımları nasıl etkiledi?
Türkiye henüz herhangi bir sera gazı azaltım taahhüdü almadı. Bunda en büyük sebep, geçmişte ve halen büyük kirletici olan ABD’nin herhangi bir taahhüt almamasının yanı sıra, gelişen ekonomilerine paralel olarak bugünün dünyasında en büyük kirleticilerden olan Çin ve Hindistan gibi ülkelerin de Kyoto Protokolü altında herhangi bir yükümlülüklerinin olmaması gösterilebilir. “Ortak ama farklı sorumluluklar” prensibi dahilinde uluslararası iklim müzakerelerinin en büyük tıkanma noktası ülke sınıflandırmaları ve yükümlülükler çerçevesinde oluşmakta, özellikle ABD ve Çin arasında yaşanan gerginlikler müzakereleri tıkanma noktasına getirmektedir. 2012 yılında 1. Yükümlülük Dönemi sona eren Kyoto Protokolü’nün yerine nasıl bir sistemin geleceği halen netleşmemiştir. Bu durum sadece karbon piyasalarına fiyatların düşmesi olarak değil, kurum ve ülkelere de politikaların yönünün ne olması gerektiği konusunda zayıf sinyaller vermektedir. Uluslararası çerçevede cereyan eden bu belirsizlik Türkiye’ye de yansıdı. 2010 yılında açılan İklim Değişikliği Daire Başkanlığı, 2013 yılında başka bir daire ile birleştirilerek personel sayısının azaltılmış olması bunlardan biri olarak değerlendirilebilir. Ancak, yine de aradan geçen 4 yıl içinde Türkiye belki yavaş, ama piyasanın gelişmesi için önemli adımlara da imza attı.

KARBON SERTİFİKA FİYATLARI DÜŞECEK
Türkiye 2023 yılında karbon ekonomisi alanında nasıl bir yerde olacak? Bu alanda orta ve uzun vadeli öngörüleriniz neler?
MRV Yönetmeliği ve PMR projeleri Türkiye’de ulusal olarak karbon ekonomisinin mevzuatla kurulmuş, şeffaf ve güvenilir bir şekilde takip edilen, hatta belki diğer ülkelerin emisyon ticaret sistemleri ile entegre olabilmesi açısından çok önemli adımlar. Ancak, Türkiye’deki mevzuat ve piyasa gelişmeleri uluslararası iklim rejimi bağlamında alınacak kararlardan ya da kararsızlıklardan bağımsız olmayacaktır. Bu sebeple, 2015’teki COP’ta (Tarafalar Konferansı) karar verilmesi konusunda anlaşılan ve 2020’de tüm ülkeleri kapsayacak şekilde yürürlüğe girmesi öngörülen yeni iklim anlaşması Türkiye’deki resmi de etkileyecektir. 2015’e kadar karbon sertifikası fiyatlarının düşük ve durağan bir şekilde seyretmesini bekleyebiliriz. Ondan sonraki durumu ise COP 2015’teki kararlar belirleyecektir diyebiliriz. Ancak, Türkiye’nin ulusal bir mekanizmanın kurulmasına ve işlemesine yönelik olarak atacağı somut adımlar iç piyasasının güçlenmesine ve uluslararası olumsuzluklara karşı daha az kırılgan olmasına katkıda bulunacaktır.

YENİLENEBİLİR ENERJİ
EMİSYONA KARŞI EN BÜYÜK SİLAH
İklim Değişikliği ve Karbon Yönetimi Derneği Başkanı M. Kemal Demirkol, Uluslararası Enerji Ajansı istatistiklerine göre, küresel enerji ihtiyacının 80%’inin fosil yakıtlardan sağlandığını hatırlatarak, karbon salınımını azaltama enerjinin rolünü şöyle açıklıyor: “Sadece bu tabloya bakarak bile fosil yakıta bağlı enerji sistemimizin değişmesinin iklim değişikliği ile mücadelede en önemli unsur olduğu açık bir şekilde görülebilir. Yenilenebilir enerji teknolojileri, yerli ve temiz kaynak olmaları sebebi ile fosil yakıtla beslenen enerji sistemlerimizin sürdürülebilir ve hatta sıfır emisyonla işleyen enerji sistemlerine dönüştürülebilmesindeki en önemli alternatiftir. EIA Yenilenebilir Enerji Raporu’na göre, 2012 yılı itibarı ile küresel enerji ihtiyacının sadece ’ü yenilenebilir enerjiden sağlandı. Bu rakam rüzgar ve güneş gibi teknolojilerin yaygınlaşmasına rağmen 2000 yılından bu yana sabit bir seyir izlemiştir. Ancak, hükümet politikaları, maliyetlerin düşmesi, ulusal emisyon azaltım hedeflerinin ve çalışmalarının yaygınlaşması ile yenilenebilir enerjinin payının 2030 yılında %30 seviyelerinde olması beklenmekte.” 
 
  http://www.forest-trends.org/documents/files/doc_3898.pdf

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz