Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Türkiye salınımını en fazla artıran ülke

Ekonomi Gazetecileri Derneği’nin, bu yıl beşincisi düzenlediği Küresel Isınma Kurultayı’nda enerji verimliliği masaya yatırıldı. Kurultayın sonuç bildirgesinde; “Enerji verimliliği konusunda atılacak samimi adımlar, doğa tahribatını azaltabilir” vurgusu yapıldı.  





karbon_elektrikEkonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen “Küresel Isınma Kurultayı” İstanbul’da yapıldı. Toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bu önemli konuya dikkat çekmek, kamuoyunu bilgilendirmek, farkındalık yaratmak ve geniş kitlelere ulaşabilen yazılı/görsel/sosyal medya çalışanlarını bilinçlendirmek amacıyla gerçekleştirilen kurultayda enerji verimliliği masaya yatırıldı.
Kurultay sonrasında panelistlerin sunumları ile katılımcıların görüşleri dikkate alınarak EGD Küresel Isınma Kurultayı Bilim Kurulu Üyeleri İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ve Belediyeler Birliği Çevre Yönetim Merkezi Direktörü Aynur Acar tarafından hazırlanan sonuç bildirgesinde, önemli tespitlere yer verildi. Bildirgede, Türkiye’nin son yıllarda fosil yakıt odaklı enerji politikaları uyguladığı, yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık verilmesi gerektiği, enerji verimliliği konusunda oluşturulan eylem planlarının olumlu olduğu, ancak aynı zamanda enerji talebinin yönetilmesi ve azaltılması gerektiği vurgulandı.

2035 YILINDA 450 PPM CO2
EŞİK DEĞERİ AŞILABİLİR
Küresel ısınmaya ilişkin önemli vurguların yapıldığı bildirgede, 2012 yılı sonunda sona eren Kyoto Protokolü’nün, Katar’ın Doha kentinde yapılan 18. Taraflar Konferansı’nda devamına karar verildiği vurgulandı. İkinci yükümlülük dönemi olarak adlandırılan bu sürecin 2020 yılının sonuna kadar devam edeceği belirtilen bildirgede, Avrupa Birliği üye ülkeleri ile Avustralya ve İsviçre sera gazında azaltım hedefleri koyarken, Türkiye’nin halen bir hedefinin bulunmadığına dikkat çekildi.
2012 yılı sonu itibariyle atmosferdeki CO2 konsantrasyonun 394 ppm’e ulaştığı vurgulanan bildirgede, şu değerlendirmelere yer verildi: “Mayıs 2013’te 400 ppm sınırı aşıldı. Ancak ormanların büyüme dönemi olması nedeniyle ağaçların CO2’i bağlayacağı ve 2013 yılı sonunda 396-397 ppm’e gerileyeceği tahmin ediliyor. 400 ppm eşiğinin ise 2014 ya da 2015 yılında aşılacağı tahmin ediliyor. Küresel olarak sıcaklıkların 2 C° artmasına neden olacak 450 ppm CO2 konsantrasyonuna ise 2035-2040 yıllarında ulaşılabilir. Bu değer iklim değişikliği için geri dönülemez nokta olarak kabul ediliyor. Bu arada iklim değişikliğine bağlı olarak meydana gelen afet haberleri artıyor. Samsun’da 2012 yaz aylarında meydana gelen sel felaketi hala hafızalarda. Almanya’da ise meydana gelen sel ‘yüzyılın afeti’ olarak adlandırılıyor. 2010 yılı Türkiye’de ve dünyada en sıcak yıl oldu. Uzmanlar 2013 yılında rekor bekliyor. Ünlü ekonomist Nicholas Stern tarafından küresel ısınmanın getireceği toplam zararın, dünyanın toplam Gayri Safi Milli Hasılası’nın yüzde 5 ile yüzde 20’si, başka bir ifadeyle 3 ile 20 trilyon dolar civarında bir ekonomik kaybın olacağı ifade edilmekte. Ancak küresel ısınma ve iklim değişikliğinin gündemin ilk sırasına oturduğunu söylemek pek mümkün değil.”  
Sonuç bildirgesinde, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de küresel ısınma ve iklim değişikliğinin gündemin ilk sırasına oturduğunu söylemenin pek mümkün olmadığı vurgulandı. Bildirgede, Türkiye enerji arzının %31’i kömür, %32’si doğal gaz ve %27’si petrolden sağlandığı, enerjinin %90’ının fosil yakıtlardan üretilmesi sonucunda 1990 yılında 188,4 milyon ton olan CO2 salınımın, 2011 yılında 422,4 milyon tona çıktığı, artışın 1990 yılına göre 4,2 olduğu ve bu artış oranıyla sera gazı salınımlarını en fazla artıran ülke konumuna geldiğimiz belirtildi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 2012 yılının “kömür yılı” olarak ilan edilmesi nedeniyle Doha’daki Taraflar Konferansı’nda Türkiye’ye Uluslararası İklim Eylem Ağı tarafından “günün fosili” ödülü verildiği hatırlatıldı.

ENERJİ, KÜRESEL ISINMA
AÇISINDAN NEDEN ÖNEMLİ?
Bildirgede “Enerji üretimi küresel ısınma açısından neden önemli?” sorusuna da cevap verilerek şunlar belirtildi: “Zira sera gazlarının artmasında enerji üretimi %26, endüstri , ormansızlaşma , tarım , ulaşım , yapılar %8 ve atıklar %3 oranında katkı yapıyor. Diğer taraftan insanlığın refah düzeyinin artması da enerji ihtiyacının sürekli artmasına yol açmakta. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 2010 yılı itibarıyla dünyada 12,7 milyar ton eşdeğer petrol (TEP) enerji arzı gerçekleşti. 1973 yılına göre ise enerji arzı iki katına çıktı. İleriye dönük projelerde iklim dostu projeler oluşturulamazsa, 2035 yılında 18,3 milyar ton eşdeğer petrol bir enerji talebi olacağı öngörülüyor. Kritik eşik diye kabul edilen 450 ppm CO2 konsantrasyonu dikkate alındığında 2035 yılında fosil yakıtların payının azaltılması ve hidroelektrik ile diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının payının %27’e çıkarılması ve üretimin 14,9 milyar TEP’te tutulması gerekmekte. Dünya genelinde 2010 yılı itibariyle enerji üretiminde %32,4 payla en fazla petrol kullanılıyor. Bunu %27,3 ile kömür, %21,4 ile doğal gaz izliyor. Nükleer enerjinin payı ise %5,7 kadar. Yenilenebilir enerji kaynaklarından biyoyakıtlar dünya enerji arzının kadarını oluştururken, hidroelektrik enerji üretiminin payı %2,3, diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının (güneş, rüzgar, jeotermal, dalga vb.) kullanımı ise %1’den dahi az. Enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtlardan kaynaklanan CO2 salınımları 2010 yılında 30,3 milyar tona ulaştı. Bu salınımların % 43’ü kömür, % 36’sı petrol ve % 20’si ise doğal gaz kullanımından kaynaklandı. 2035 yılında ise CO2 salınımları 43,2 milyar ton olabilir.”  

YATIRIMLARDA YENİLENEBİLİR
ENERJİYE DÖNÜLMELİ
İklim Ağı Raporu’na göre kurulu güç olarak ele alındığında 2012 yılı Eylül ayı itibariyle 34,8 GW termik, 18,6 GW hidroelektrik, 2,1 jeotermal ve rüzgar enerjisi olmak üzere, Türkiye’nin toplam 55,8 GW’lık bir kapasitesi bulunduğu hatırlatılan bildirgede, ruhsat almış ya da inşa halindeki 48 GW kapasitenin de önümüzdeki birkaç yıl içinde devreye gireceği vurgulandı. Ancak devreye girecek santrallerin 26,8 GW’lik kısmının fosil yakıt kullanan santrallerden oluşacağına dikkat çekilen bildirgede şu tespitlere yer verildi: “Halbuki Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları açısından oldukça zengin bir ülke. Yenilenebilir enerji kaynaklarından rüzgarın enerji üretimine uygun kapasitesi 48 GW, jeotermal enerjinin 31,5 GW civarında olduğu biliniyor. Türkiye rüzgar potansiyeli yüksek ülkeler arasında sayılmakta ve yabancı yatırımcılar Türkiye’yi bu konuda iyi bir pazar olarak görmektedirler. Türkiye jeotermal enerji bakımından da dünyada önemli bir yere sahip. Ancak kaplıcalar ve termal tesisler olarak turizm sektörünün hizmetine açılan bu alternatif enerji seçeneğinde sadece sıcak sudan yararlanıyor ve elektrik üretmiyoruz. Güneş enerjisi potansiyelimizin ise Makine Mühendisleri Odası’nca 2011 yılındaki elektrik tüketiminin 2 katı kadar olduğu bildiriliyor. Türkiye topraklarının tamamında güneş radyasyonundan elektrik üretebilecek şartlara sahip olmamıza ve 1900 kWh/m2/yıl güneş radyasyonuna maruz kalmamıza rağmen bu enerjiyle sadece su ısıtıyoruz. Oysa Almanya 900-1300 kWh/m2/yıl radyasyonla dünya lideri. Türkiye, güneş enerjisiyle dışa olan bağımlılıktan %55-60 kurtulabilir. Bölgesel ölçekli hedeflerle biogaz yatırımları teşvik edilerek bu alternatif enerji kaynağından da maksimum ölçüde yararlanılabilir. Su da bir yenilenebilir enerji kaynağıdır. Enerji konusundaki dışa bağımlılığın azaltılması için HES’ler de kurulabilir.”

KARARLI ADIMLAR GEREKİYOR
Bildirgede Enerji Verimliliği Strateji Belgesi, Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik gibi mevzuat ve eylem planlarının hazırlanmasının iklim değişikliği ile mücadele açısından oldukça önemli olduğu vurgulandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı rakamlarına göre, Türkiye’de bina sektöründe %30, sanayi sektöründe %20 ve ulaşım sektöründe kadar enerji tasarruf potansiyeli olduğu, bu enerji verimliliği potansiyelinin tamamının kullanılması durumunda, 3 Atatürk Barajı büyüklüğünde HES’in ürettiği enerji tasarrufu yaratılabileceğinin vurgulandığı bildirgede, “Ancak bu hedeflere ulaşılması ancak kararlı ve ciddi adımlarla mümkün. Enerjiye olan talebin iyi yönetilememesi ve azaltılamaması durumunda enerji tüketimi artacaktır” denildi.

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz