Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
AK Parti’nin 13 yıllık enerji performansı

AK Parti’nin enerjide 13 yıllık performansını değerlendiren sektör temsilcileri tüm alanlarda önemli bir dönüşüm ve büyüme yaşandığını söylüyor. Yapılan yeni düzenlemelerle sektörde serbestleşmenin ve rekabetçi bir piyasa yapısının temellerinin atıldığına dikkat çeken temsilciler, bunun mutlaka devam ettirilmesi ve yatırımlar önündeki bürokratik engellerin kaldırılması gerektiğini vurguluyor. 




akparti_enerjiSüreyya Yücel Özden
RİSKLERE KARŞI UYARDI 
 
Son 13 yıllık perspektiften Türkiye enerji sektörünün durumuna bakıldığında özellikle elektrik enerjisi açısından, kurulu güç, üretim ve tüketimde önemli artışlar yaşandığını vurgulayan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Enerji İş Konseyi Başkanı Süreyya Yücel Özden, “2000 yılında 20.000 MW’larla belirtilen kurulu güç, günümüzde 71.000 MW düzeyine, üretim 125 milyar Kwh’tan 250 milyar Kwh düzeyine, tüketim ise biraz bu değerin üzerindeki bir düzeye yükselmiştir. Benzer artışlar, doğal gaz ve petrol ithalat ve tüketiminde de olmuştur. Özetle belirtmek gerekirse üretim, tüketim ve yatırım rakamları büyümüştür. Ayrıca, yasal ortamda da değişiklikler olmuştur. Örneğin, 2001 yılında 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasası çıkartılmış, daha sonra bu yasa 6446 sayılı Yasa ile 2013 yılında yenilenmiştir. Yasal değişiklikler konusunda, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası’nı, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nu, 5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu’nu, 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu’nu gibi değişiklikleri zikretmek mümkündür. Bir diğer önemli gelişme de Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun kurulması ve piyasa yönetimi çalışmalarına başlamasıdır. Yine bu dönemde önemli özelleştirmeler gerçekleştirilip, dağıtım özelleştirmeleri tamamlandı. Üretim tesisleri özelleştirmeleri sonucunda da elektrik üretiminde özel sektörün payı %75 düzeyine ulaştı. Tekrar olarak belirtmek gerekirse, son 13 yılda enerji sektöründe önemli ölçüde sayısal büyüklüklere ulaşıldığını söylemek yanlış olmayacaktır” diyor. 
Ulaşılan bu büyüklüğe karşın gelecek açısından risklerin ve sorunların varlığına dikkat çeken Özden, şunları aktarıyor: “Enerjide serbest piyasa uygulamasına geçilmiştir ama piyasa uygulaması ne yatırımcıya, ne de tüketici / kullanıcıya tam olarak güven verici şekilde yerleşmemiştir. Tüketici kesim, elektrikte, doğalgazda ve de petrolde ucuzluk beklentisi içindedir. Üretici kesim ise, örneğin elektrikte fiyat artışı istemektedir. Her iki kesimin birbiriyle çelişen beklenti veya istekleri gerçekleştirilememektedir. Doğalgaz ve petrolde ayrıca enerji ekipmanları temininde, yüksek ölçüde dışa bağımlılık devam etmektedir. Enerji kullanımında verimlilik kavramı henüz toplumumuzda tam anlaşılamamıştır, kayıp-kaçak ve israf devam etmektedir. Geleceğe dönük talep tahminleri konusunda değişik görüşler vardır. 2030 yılına doğru, mevcut elektrik kurulu gücünün iki katına çıkarılması, talebin 430 milyar Kwh düzeyinde olacağı, 2023 yılına kadar 120 milyar USD’lık yatırım yapılacağı söylemleri duyulmaktadır. Bu olayların nasıl gerçekleştirileceği, finansman konularının nasıl çözümleneceği belli değildir. Dünya ülkelerinin birçoğu akıllı şebeke uygulamasına geçmiş bulunmaktadır. Türkiye de bu konuda gerekeni yapmaya başlamalıdır. Türkiye’nin enerji sektörü açısından büyük bir avantajı jeopolitik konumudur. Ancak, Ortadoğu gibi siyasal risklerin çok olduğu bir bölgede ve ortamda bu avantajdan faydalanmak, çok yönlü dikkatli bir dış politika ve ona göre hazırlanmış stratejilerin uygulanmasını gerektirmektedir ki, bunun böyle yapıldığını söylemek zordur. Enerji sektöründe son 13 yıl için daha birçok husus dile getirilebilir. Bazı önemli gelişmeler olmuştur ancak geleceğe dönük küçümsenmeyecek riskler ve sorunların olduğu da yadsınamaz. Bunlar için zaman kaybetmeden hazırlık çalışmalarına başlanılması konusu ülkeyi yönetecek olanların gündeminde ilk sıralarda yer almalıdır.” 
 
Önder Karaduman
ELEKTRİK PİYASASI 
BÜYÜK BİR DÖNÜŞÜM GEÇİRDİ 
 
Geçtiğimiz 13 yıllık döneme bakıldığında 2001’de yürürlüğe giren 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile sektörde serbestleşmenin ve rekabetçi bir piyasa yapısının temellerinin atıldığını belirten Elektrik Üreticileri Derneği (EÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Önder Karaduman, aynı yıl kuruluşu gerçekleştirilen EPDK’nın ikincil mevzuat düzenlemeleri ile birlikte de özel sektör yatırımlarının önü açıldığını söylüyor. Sektörün geçmiş 13 yılı değerlendirdiğinde en başta hedeflenen tam rekabetçi ve şeffaf bir serbest bir piyasa yapısına tümüyle ulaşılmasa da bu yolda çok önemli mesafeler alındığını vurgulayan Karaduman sözlerini şöyle sürdürüyor: “Her şeyden önce, sektörde temel öncelik olması gereken arz güvenliği konusunda başarılı bir sınav verildiği bir gerçektir. 2002 yılında 32.000 MW’lar seviyesinde olan kurulu gücümüz bugün itibariyle 72.000 MW’lar seviyesine, 130 milyar kWh olan üretimimiz ise 250 milyar kWh seviyesine ulaşmıştır. Yıldan yıla artan üretim yatırımlarının büyüklüğü yaklaşık 60 milyar dolara tekabül etmektedir ve bu yatırımların neredeyse tamamı özel sektör tarafından çok zor şartlarda gerçekleştirilmiştir. Bu başarı tablosunu gölgeleyen durum ise, arz güvenliği gibi temel önceliklerden olması gereken kaynak çeşitliliğinde ve yerli kaynak oranında geriye gitmiş olmamızdır. Türkiye geçtiğimiz 13 yıllık dönemde, elektrik üretiminde doğalgaza aşırı derecede bağımlı hale gelmiştir. 2000’li yılların başında üretimde doğalgazın payı %25’ler seviyesindeyken bu oran bugün %45’ler seviyesinde seyretmektedir. Geçtiğimiz yıllardan bu yana, doğalgazın payının düşürüleceğine dair ortaya konan tüm söylemlere rağmen durum değişmemiştir. Diğer taraftan, yine sıklıkla vurgulanmasına rağmen yerli kömürün üretimdeki payı artırılamamıştır. Son 13 yıllık dönemde toplam kurulu gücün sadece %2,7’si kadar yerli kömür santrali devreye alınabilmiştir. 2002 yılında toplam kurulu güç içindeki payı %22 olan yerli kömür santrallerinin payı ’lere kadar düşmüştür. Tüm bu gelişmeler enerji ithalat faturamızın yıldan yıla daha çok kabarmasına yol açmıştır. Doğalgaz ithalatımız 3.5 kat, kömür ithalatımız ise 2.5 kat artış göstermiştir. Aynı dönem içerisinde, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmek üzere mevzuat düzenlemeleri yapılmış olmasına rağmen, yatırım süreçlerinde yaşanan zorluklar ve engeller nedeniyle beklenen atılım gerçekleştirilememiştir. Neticede Türkiye enerjide dışa bağımlılığın en yüksek olduğu ülkelerden biri haline gelmiştir.” 
Son 13 yıllık dönemde en çok tartışılan konu başlıklarından birinin de nükleer enerji olduğunu belirten Önder Karaduman, “Bu alanda somut adımlar atılarak Akkuyu’da 4.800 MW ve Sinop’ta 4.480 MW gücünde iki adet nükleer santralin yapılması için uluslararası anlaşmalar yapılması olumlu bir gelişme olmuştur. Ancak yapılan anlaşmaların içeriği (özellikle alım garantisi fiyatları), nükleer ile ilgili düzenleme ve denetleme faaliyetlerinin belirsizliği, lisanslama ve inşa süreci ile ilgili gecikmeler ve kamuoyuna yeteri kadar tatmin edici açıklamaların yapılmıyor olması gibi sorunlar nedeniyle nükleer maceramızda yeni sorunlarla karşılaşmamız kaçınılmaz görünmektedir” diyor. Bir diğer önemli konu başlığın da enerji verimliliği olduğuna dikkat çeken Karaduman, yapılan tüm çalışmalara rağmen enerji verimliliğinde ve verimliliğin en önemli göstergesi olan enerji yoğunluğu konusunda Türkiye’nin yerinde saydığını söylüyor. Sektörümüzün en önemli problemlerinden olan kaçak elektrik kullanımında da arzu edilen hedeflere ulaşılamadığını belirten Karaduman,  dağıtım bölgelerinin özelleştirilmesinin temel nedenlerden biri olan kaçak kullanımın engellenmesi hususunda bir miktar iyileşme sağlansa da, özelleştirmelerin bu alanda beklenen etkiyi yaratamadığını düşünüyor. Sektördeki kurumsal yapılarla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Karaduman, “Ne yazık ki sektöre yön veren kamu kurumlarında, gereken ölçülerde şeffaf, katılımcı ve liyakat esaslı bir yönetim anlayışının oluştuğunu iddia etmek zordur. Kamu, özel sektörün hızına yetişmekte zorlanmaktadır” diyor.  
Türkiye elektrik piyasasının geçtiğimiz 13 yıllık dönemde çok büyük bir dönüşüm geçirdiğini vurgulayan Karaduman, şunları ekliyor: “Kuşkusuz ki bu dönüşümü kusursuz bir şekilde yönetmek kolay bir iş değildir. Tüm eksikliklere rağmen, rekabetçi ve şeffaf bir piyasa yapısının oluşması için önemli bir mesafe alınmıştır. Umuyoruz ki bundan sonraki süreçte, daha güçlü ve şeffaf kurumsal yapılanmalarla birlikte yönetişim anlayışının hâkim olduğu, yatırımların önündeki engellerin kaldırılarak yatırım ortamının iyileştirildiği, kaynak çeşitliliği ve dışa bağımlılık gibi temel sorunların cesaretli politikalarla üstesinden gelindiği bir dönemi hep birlikte başlatırız. Özel sektör olarak üzerimize düşeni yapmaya her zaman hazırız.”    
 
Nihat Özdemir
4 YILDA ŞEBEKELERE 
7-8 $ YATIRIM YAPILACAK 
 
Makro açıdan bakıldığında sadece dağıtımda 13 milyar dolara ulaşan özelleştirme bedelleriyle kamu bütçesine önemli katkı sağladıklarını belirten Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, “Türkiye dağıtım özelleştirmelerinden dünya örneklerinin üzerinde gelirler elde etti. Bunda konjonktürün olumlu etkisi kadar bizlerin yeni yatırım alanları bulma ihtiyacı da belirleyici oldu. Dağıtım gibi tüm gelirlerin düzenleyici kurum tarafından belirlendiği bir sektörde, mali sürdürülebilirlikte kurumun sorumluluğudur. Beklentimiz resmin bütünü içinde müşteri memnuniyetini, emre amadeliği ve mali sürdürülebilirliği dengeli ele alan düzenlemeler ile bu sektörün hedeflenen seviyeye en kısa sürede ulaşmasıdır” diyor. 
Dağıtımın evrensel bir hizmet olduğunu bildiklerini bunun gereklerini yerine getirdiklerini vurgulayan Özdemir, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Rekabetçi, müşteri odaklı ve sürdürülebilir bir elektrik piyasası hepimizin dileği ve ihtiyacıdır. İkinci uygulama döneminde dağıtım şirketleri 5 milyar dolar yatırım gerçekleştirmektedirler. Üçüncü uygulama dönemi yatırım bütçelerinin önemli oranda artacağını düşünüyoruz. Öncelikle yeni özelleşen bölgelerin ciddi yatırım ihtiyaçları vardır. Ayrıca yeni yasa ile birlikte sayaçların dağıtım şirketlerince tedarik edilecek olduğu bilinmektedir. Bağlantı hatları dağıtım şirketlerince yapılıp işletilecektir. Şebekemiz hat olarak %30 oranında büyümüştür. Ayrıca en önemli konulardan bir tanesi olan lisanssız yenilenebilir enerji tesislerinin hızla artışı, dağıtım şirketlerine büyük sorumluluklar getirmektedir. Tüm bu etkenler dikkate alındığında 2016-2020 döneminde dağıtım şirketlerinin şebekelerimize 7-8 milyar dolarlık yatırım yapacağını düşünmekteyiz. Çalışmalarına başladığımız üçüncü uygulama dönemi sektörün tüm paydaşları açısından atılan ilk adımların istenilen sonuçlara evrilmesini görmemiz gereken bir dönem olmalıdır. Serbest piyasalarda dağıtım şirketlerinin kaliteli ve kesintisiz hizmet sunarken, sürdürülebilir finansal yapılara sahip olması düzenleyici kurum tarafından temin edilmelidir. Yeterli hassasiyeti ve öngörüyü hep birlikte sergilemezsek çok kırılgan bir dönemin bizleri beklediğini ifade etmek isterim. İçinde bulunduğumuz ikinci uygulama dönemi dinamik bir dönem oldu. Özellikle mevzuatta çok değişiklikler yaşadık. Bunun geçiş döneminin bir sonucu olduğunu, yeni dönemde bu değişikliklerin azalacağını biliyoruz. Öngörülebilirlik ve şeffaflık bu sektör için ekmek ile su gibidir. Dağıtım şirketlerinin her türlü geliri düzenleyici kurumlar tarafından belirlenir. Faaliyetleri denetlenir. Dolayısıyla dağıtım şirketlerinin sürdürülebilir finansal yapılara sahip olması düzenleyici kurum tarafından temin edilmektedir. Elektrikte serbest piyasa geçişi üretim özelleşme ile birlikte ilk aşamasını tamamlamış olacaktır. 2016 yılında başlayacak üçüncü uygulama dönemi serbest piyasanın gerekleri kadar geçiş döneminin gerçeklerinin de dikkate alındığı ve tarifelere konu edildiği bir dönem olmak zorundadır. Bu sektör hepimizin sektörü. Bu şirketleri ve varlıklarını korumak, en iyi şekilde işletmek ve geleceğe taşımak boynumuzun bir borcudur ve hep bu şekilde de davranmaya çalışıyoruz. Bu inanışımızı da korumaya devam edeceğiz.” 
 
Mustafa Serdar Ataseven
RÜZGAR ENERJİSİNE İLGİ ARTIYOR 
 
Türkiye’de rüzgar enerjisi sektörünün 2005 yılından sonra hız kazandığını belirten Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Serdar Ataseven, “Kurulu güç 2006 yılında 30 MW düzeyinde iken, 2015’e geldiğimiz şu günlerde 4,192 MW düzeyine ulaştı. Son zamanlarda yılda ortalama 500 MW’lık rüzgar santrali işletmeye alınırken, 2014’te rekor kırılarak 804 MW’lık santral işletmeye alındı ve Avrupa’da beşinci, dünyada onuncu sıraya yükseldik. Ülkemizde rüzgar enerjisi sektörüne, yerli ve yabancı yatırımcılar ile finansman kuruluşlarının ilgisi büyük. Nisan ayında alınan başvurular bunun en güzel kanıtı. Açıklanan kapasite 3.000 MW olmasına rağmen, 14 kat daha fazla (yaklaşık 42.000 MW’lık) başvuru oldu. Çanakkale’den Van’a kadar pek çok il için yatırımcılar ilgi gösterdi. Açıklanan kapasitelere baktığımızda, Türkiye’de hızla gelişen sürdürülebilir bir rüzgar enerjisi sektörünün olduğunu görüyoruz” diyor. 
Olumlu bu gelişmelere karşın sektörün önünde duran bürokratik engeller kaldırılmaz ve sorunlar devam ederse 2023 için belirlenen 20 bin MW’lık kurulu güç hedefinin ancak yarısına ulaşılabileceğine dikkat çeken Ataseven, şunları aktarıyor: “Türkiye yenilenebilir enerji kullanımını destekler bir politika yürütüyor. Bununla birlikte bakanlıklar arasında ve kurumlar arasında koordinasyon bulunmamasından kaynaklanan bazı sorunlar yaşanıyor. Bir bölgede kurulması planlanan rüzgar enerji santraliyle ilgili olarak, bir bakanlık lisans ve izin verirken, öbür bakanlık çeşitli gerekçelerle izin vermeyebiliyor. Ya da belediyelerde farklı uygulamalar ile karşılaşılabiliyor. Bir santrali hayata geçirebilmek için 37 farklı kurum ve kuruluştan izin alınması gerekiyor. Dolayısıyla rüzgar enerji santralleri için inşaat izin süreleri çerçevesinde, bakanlıklar ve kurumlar arasında koordinasyon sağlanması çok önemli. İnşaat izinleriyle ilgili süreçleri tek bir noktadan sağlayabilmemiz gerekiyor. Ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yerel belediyeler tarafından bir iç düzenleme ile yüksek harçlar alınmaya başladı. Fizibilitede bu harçlar öngörülmediği için yatırımcı zor durumda kaldı. Şimdilik bunların sonuçları kurulu gücümüze yansımadı ama birkaç yıl sonra bu süreçlere takılan ve harçlardan dolayı yatırımlarına devam edemeyenler nedeniyle kurulu güç kapasitemiz azalabilir. Bu sorunların kısa bir süre içinde çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz. Gelecek yıldan beklentimiz de bu süreçleri göz önüne aldığımızda yıllık 800- 900 MW arasında bir kurulu güce ulaşmak. Yani 2016 yılının sonunda toplamda 5.700-5.800 MW civarında kurulu güce ulaşabiliriz. Rüzgar enerjisi temiz, karbon emisyonu olmayan çevreci bir kaynak. Yerli ve hiç tükenmeyen bir enerji kaynağı olduğu için de ucuz. Türkiye’de rüzgara yatırım artarsa, elektrik fiyatları ucuzlar. En önemlisi dışa bağımlılığımız azalır. Yenilenebilir enerji kaynakları bu nedenle ülkemiz için büyük önem taşıyor.”  
 
Hakan Erkan
ENGELLER KALDIRILIRSA 
10 BİN MW’LIK GÜCE ULAŞABİLİRİZ 
 
Güneş enerjisinin yenilenebilir enerji teknolojileri arasında en büyük gelişme ve uygulama alanına sahip sistemler olduğuna dikkat çeken Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Başkan Yardımcısı Hakan Erkan, “Dünyada güneş enerjisinde 2011 yılında %75 oranında bir rekor büyüme sağlanmıştır. Sonrasında sırayla 2012 için %43, 2013 için %38 ve son olarak 2014 için %33’lük bir büyüme oranına imza atılmıştır. Toplamda yaklaşık 185.000 MW’lık güneş santrali kurularak güneş santrallerinin ne derece güvenilir birer yatırım ve üretim gücü olduğu dünya çapında kanıtlanmıştır” diyor. Türkiye’nin 1,400 – 2,000 kWh/m² aralığında global ışınım potansiyeline sahip olduğu belirten Erkan, “Böylesi kuvvetli bir ışınım oranına rağmen ülkemizde ilk güneş projeleri hem yasa eksikliği hem de teknolojinin çok tanınmamasından dolayı off-grid yani şebekeden bağımsız küçük sistemlerle başlamıştır. İlerleyen zamanda 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun çıkması Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği’nin yayınlanması ve 600 MW’lık ilk lisanslı Güneş Enerji Santrali (GES) kapasitesinin açıklanması ile sektörde hareketlenme olsa da gerçek ivme 2014 yılında lisanssız GES kurulumlarının hızlanması ile kazanılmıştır” diyor.   
Türkiye’de güneş enerjisi yatırımlarının lisanslı ve lisanssız olmak üzere iki farklı şekilde yapıldığını vurgulayan Hakan Erkan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Lisanssız piyasamız için Temmuz 2015 tarihinde TEDAŞ tarafından açıklanan resmi toplam proje başvuru adeti 2 bin 570, yapılan bu başvuruların kümülatif toplamı ise 2 bin 100 MW olmuştur. Aynı verilere göre bu projelerin yaklaşık 100 MW’lık kısmı için geçici kabul yapılmış durumdadır. Lisanssız piyasası için TEİAŞ’ın açıkladığı Temmuz ayı kapasitesi 5 bin 857 MW olmuş ve belirlenen kapasitenin ihtiyaçlar doğrultusunda genişletilebileceği belirtilmiştir. Lisanslı alanda ise 2013 yılında başlaması planlanan 600 MW’lık lisans yarışması 2015’in ilk çeyreği içerisinde sonuçlandırılmış, yeni kapasite için 2016’da başvuruların alınması yasa gereği beklenmektedir. GENSED olarak, GES kurulu güç kapasitesinin 2015 yılı sonunda 300 MW,  2020’de 5 bin MW ve 2023 yılında ise 10 bin MW’ın üzerinde olacağı ön görülmektedir. Tabi bu değerlere ulaşılabilmesi için sektörümüzün yaşadığı sorunların çözülmesi ve mevzuatla ilgili düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu sorunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:  
Yerli ürünler için belirlenen katkı paylarında yaşanan sorunların biran önce çözülmesi ve yerli üretimin desteklenmesi, 
Lisanslı projelerde kapasite açıklanırken belirleme kriterlerinin piyasa ihtiyaçlarına cevap verecek düzeye getirilmesi, 
Lisanslama sürecinde başvurudan başlayarak, geçici kabul yapılana kadar yaşanan gecikmelerin önlenmesi ve sağlıklı bir lisanslama prosedürünün hayata geçirilmesi, 
Kalifiye iş gücünün arttırılması amaçlı düzenlemelerin ve eğitimlerin yapılması, 
Lisanssız uygulamalarda mevzuattan kaynaklı sıkıntıların giderilmesi ve süreçteki bürokratik işlemlerin azaltılması. 
GENSED olarak tüm sektör paydaşları ile birlikte sağlıklı bir piyasanın oluşumu için her türlü girişime katkı verdiğimizi ve desteklediğimizi belirtmek isteriz.” 
 
 
 
 
 
 
 

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz