Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
İran-Batı uzlaşması Türkiye’yi enerjide merkez hedefine yakınlaştıracak

Ambargonun kalkması kısa sürede olmasa da uzun vadede İran’ın enerjide ‘oyun değiştirici’ bir rol üstlenmesini sağlayacak. İlişkilerini doğru yönetilmesiyle Türkiye’nin bu ülkeden alacağı petrol ve doğalgaz miktarının artacağını belirten enerji uzmanları, İran'ın gazanın TANAP’a katılma olasılığının Türkiye’nin enerji merkezi olma iddiasını güçlendireceğini düşünüyor. 




boru_hatİran ile Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve Almanya (P5+1 ülkeleri) arasında gerçekleştirilen nükleer müzakerelerde geçtiğimiz aylarda anlaşma sağladı. Yani İran'ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında Tahran'a uygulanan ekonomik yaptırımlar hafifleyecek. Ambargonun kalkmasını sağlayacak anlaşmanın yapılmasıyla dikkatler dev ülkenin kaynaklarına yöneldi. Şüphesiz dünyanın enerji süper güçlerinden biri olan İran, OPEC üyesi ülkeler arasında ikinci büyük ihracatçı ve dünyanın beşinci büyük petrol üreticisi konumunda. İran, sahip olduğu 157 milyar varillik petrol rezervi ile dünyadaki kanıtlanmış petrol rezervlerinin %9,3’ünü elinde bulunduruyor. İran’ın çok önemli miktarda doğalgaz rezervleri de bulunuyor. Sahip olduğu 34 trilyon metreküp doğalgaz rezervi ile İran dünyada ilk sırada yer alıyor. Dünyadaki doğalgaz kaynaklarının ,2’sine ev sahipliği yapan İran’a ambargonun kalkmasından etkilenecek başlıca ülkelerden biri de kuşkusuz Türkiye olacak. Anlaşmayla beraber petrol fiyatlarında yaşanacak olası düşüşle Türkiye’nin bu ülkeden yaptığı doğalgaz ve petrol ithalatının artacağını belirten enerji uzmanları, ayrıca Türkiye’nin de parçası olduğu TANAP gibi enerji projelerine İran’ın dâhil olabileceğini, bunun da, Türkiye’yi enerji merkezi olma yolunda daha da güçlendireceğini düşünüyor. 
 
Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl 
İRAN PETROL FİYATINDA 
ESNETMEYE GİDEBİLİR 
 
Yapılan anlaşma ile İran’ın IAEA’nın nükleer programını denetlemesine izin verdiğini vurgulayan SETA Ankara Ekonomi Araştırmacısı Prof. Dr. Erdal Tanas Karagöl, “Yapılan anlaşmanın İran’ın nükleer enerji alanında atmayı düşündüğü adımların nasıl şekilleneceğini belirsiz kılsa da İran, dış pazarlara yoğunlaşarak hem enerji kaynakları transferinde hem de ticarette ekonomik faaliyetlerini genişletmek isteyecektir. Ambargonun kalkmasıyla oluşabilecek muhtemel durum, yaptırımlar kapsamında İran’ın özellikle doğalgaz sektöründe ihtiyaç duyduğu teknoloji transfer yasağının kalkması olabilir. Uygulanan teknoloji transferi yasağı İran’ın LNG üretimi yapamamasının önündeki en büyük engellerden birini oluşturmaktadır. İran yasağın kalkmasıyla birlikte bu alandaki teknolojileri ithal ederek hem üretim kapasitesini arttıracak hem de LNG gibi sahip olduğu enerji rezervlerini başka formatlarda üreterek enerji kaynaklarını çevresindeki ülkelerin yanı sıra kendisine uzak coğrafyalara da pazarlama imkanı elde edecektir” dedi. 
Enerjinin, Türkiye-İran ilişkilerinin merkezinde öncelikli konuların başında geldiğine dikkat çeken Karagöl, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu anlamda bakıldığında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 2014 yılında 13,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşirken bu miktarın 7,8 milyar dolarlık kısmını Türkiye’nin İran’dan ithal ettiği enerji kaynakları oluşturmaktadır. İran açısından bakıldığında ise Türkiye, İran’ın doğalgaz ihracatında ilk sırada yer alırken petrol ihraç ettiği ülkeler sıralamasında ise ilk beş içerisinde yer almaktadır. İran–Türkiye ilişkilerinde yaptırımların kalkması halinde gerçekleşebilecek olası durumlardan bir tanesi İran’ın Türkiye’ye uyguladığı fiyat politikasında daha esnek davranması olabilir. İran’ın elindeki enerji kaynaklarını dış pazarlara daha kolay ihraç etme imkânına ulaşacak olması İran üzerinde Türkiye’nin rolünün artmasına sebep olacaktır. Bunun sebebi de İran’ın gerçekleştirdiği üretimi en uygun şekilde pazarlayabileceği tek güzergâhın Türkiye üzerinden geçmesidir. İran’ın sahip olduğu kaynakları en az maliyetle ihraç edebileceği güzergahın Türkiye olması İran’ın Türkiye’ye karşı takındığı tutumda ambargo sonrası durumun aksine farklı bir politika uygulamasına neden olacaktır. Bu durum iki ülke arasında enerji alanında en büyük sorun olan fiyat konusunun daha sağlıklı bir düzleme taşınmasına sebep olacaktır. Bununla birlikte ambargoların kalkması Türkiye’nin de parçası olduğu TANAP gibi enerji projelerine İran’ın dâhil edilmesini de gündeme getirebilir. Bu durum İran’ın hem bölgesel hem de küresel sisteme entegrasyonunun sağlanması açısından oldukça önemli bir adım olabilir.” 
 
Mehmet Öğütçü
BİR DEV UYANIYOR 
 
İran’ın, petrol, doğalgaz ve petrokimyasallarda bir dünya devi olduğunu belirten The Bosphorus Energy Club Başkanı Mehmet Öğütçü, “1979 İslam Devrimi, ardından İran-Irak Savaşı, Batı’nın can acıtan yaptırımları bu devin uyanmasını, dünya enerji pazarlarında ‘oyun değiştirici’ olmasını geciktirdi. Şimdi önünde 10 yılların potansiyel gücünü fiili güce dönüştürmek için bir fırsat var. Şayet her şey öngörüldüğü gibi giderse, 2016 başında itibaren yaptırımlar aşamalı olarak kalmaya başlayacak, eşzamanlı olarak da bizim 1980 sonrası reformlarına benzer bir dizi dönüşümcü karar ilan edilecek. Hedef, izleyen beş yılda reformları tamamlayıp İran’ı hem uluslararası camiaya bütünüyle katmak hem de ülke içinde refah, istikrar ve güveni tesis etmek. Bu hususta siyasi irade var gibi gözüküyor ama parçalı, dağınık iktidar yapısı nedeniyle dini lider, Cumhurbaşkanı ve Devrim Muhafızları arasında atılacak adımlar konusunda nasıl bir mutabakat olur, ciddi ihtilaflar çıkar mı henüz bilemiyoruz” dedi. Öğütçü, sık sık pürüzler yaşandığı, karşılıklı güven ortamı iyileştirilmediği için Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin sadece ihtiyatlı iyimserliğe imkan verdiğini söylüyor. İran’ın dış dünya ile ticaret, yatırım, finans ve teknoloji akımlarının Türkiye'ye kısa ve orta vadede olumlu yansıyacağını vurgulayan Öğütçü, şunları ekledi: “Daha ötesinde, doğrudan diş dünya bağlantıları arttıkça, ucuz enerji ve hammadde imkânı, nitelikli işgücü kaynağı, girişimcilik ruhu ve yaptırımlar sırasında süratle gelişen imalat sanayi kapasitesi sayesinde İran'ın Türk ekonomisi karşısında önemli bir rakip olması kaçınılmaz. Bence buna karşı önlemler ve yeni yaklaşımları yumurta kapıya dayanmadan bugünden almalıyız.” 
 
Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu
SORUNLARIMIZI ÇÖZMELİYİZ
 
Kağıt üzerinde bakıldığında ambargonun en fazla Türkiye’yi olumsuz yönde etkilediğinin görüldüğünü, ambargonun kalkması ile iki ülke için her şeyin “güllük gülistanlık” olacağı yolunda değerlendirmeler yapıldığını anımsatan Uluslararası Enerji Ekonomisi Birliği (IAEE) Başkanı, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Kumbaroğlu, bu yorumlara katılmıyor. Türkiye ve İran’ın başta Irak, Suriye ve Yemen politikalarında farklı kutupları destekleyip, birbirine neredeyse zıt görüşler savunduğunu, enerji ticaretinde yıllardır çözemediği sorunlar bulunduğuna dikkat çeken Kumbaroğlu, şunları söyledi: “Beklenti şu; ambargo kalkacak ve Türkiye, İran üzerinden Ortadoğu’ya açılacak, İran da ülkemiz üzerinden Batı’ya. Türk firmaları ise ambargonun kaldırıldığı gün akın akın İran’a gidecek ve altyapı, üstyapı yatırımlarına imza atacak. Oysa dış politikadan sonra uluslararası ilişkileri etkileyen en önemli unsurlardan biri olan enerji alanındaki sorunları gidermeden bunları beklemek olanaksız. Ambargodan önce İran ile sorunları çözmeliyiz. İran, diğer Ortadoğu ülkeleri gibi değil, çok önemli bir güç. Dünyanın ikinci büyük doğalgaz ve dördüncü büyük petrol rezervlerine sahip. Uluslararası politikada da güçlü zeminler hazırlıyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde İran ve Çin ekonomi bakanları bir araya gelerek Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılma sürecinin başlaması yolunda önemli adımlar attılar. 1989 yılında dönemin IAEE Başkanı Rajendra Pachauri tarafından geliştirilen İran-Pakistan doğalgaz boru hattı projesi de ambargonun kalkmasıyla Çin’den gelecek finansmanla kısa sürede hayata geçirilecek. İran, Doğu’ya yönelik açılım hazırlıklarını sürdürürken Batı’dan da uzak kalmadı ve özellikle Almanya ile son yıllarda çok yakın bir ekonomi diyaloğu geliştirdi. Türkiye, tüm bu süreçleri yakinen takip etmeli ve pozisyonunu ona göre belirlemeli. Unutmamalı ki İran, Türkiye’ye muhtaç değil.” Kumbaroğlu, siyasi sorunların giderilmesi durumunda dünyanın en önemli enerji koridorlarından biri olan Türkiye ve İran arasındaki koridorun hem iki ülke hem de Avrasya coğrafyası için çok büyük ekonomik değer sağlayacağını, iki ülke arasındaki işbirliğinin sadece ekonomik çıkarlara değil, Ortadoğu’da barış ve istikrarın gelişmesine de katkı sağlayacağını kaydetti.
 
Emin Danış
İRAN’IN AKTÖRLÜĞÜ 
2020’DEN SONRA BAŞLAYACAK 
 
Hazar Strateji Enstitüsü (HASEN) İstanbul Enerji Programı’ndan Emin Danış, nükleer müzakerelerin olumlu sonuçlanmasını, Ortadoğu’da siyasi istikrarın sağlanması ve İran’ın nükleer programına yönelik endişelerin hafifletilmesi açısından önemli bir gelişme olarak görüyor. Bu gelişmenin küresel petrol piyasalarında da ciddi sonuçlar doğuracağını vurgulayan Danış, sözlerini şöyle sürdürdü: “Küresel petrol fiyatlarında son 15 ayda görülen dramatik düşüşün en önemli nedenleri arasında görülen arz-talep dengesizliği, öncelikle küresel petrol talebinin artış hızının yavaşlamasından ve küresel petrol arzının başta ABD olmak üzere OPEC dışı ülkeler sebebiyle artmasından kaynaklanmaktadır. 2015 yılı itibariyle küresel petrol piyasalarındaki günlük arz fazlası yaklaşık 2 milyon varile yakındır. Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri, OPEC’in petrol üretiminde kısıntıya gitmemektedir. Brent petrolün varil fiyatı Çin ve küresel ekonomideki gelişmelerin de etkisiyle 40-55 dolar/varil aralığındaki geniş bir bantta dalgalanmaktadır. Küresel petrol fiyatlarının 2015 yılını 50 dolar/varil seviyesinde kapatabileceği, 2016 yılında ise Brent petrolün ortalama satış fiyatının 55-60 dolar/varil bandında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. İran’a yönelik yaptırımların varılan anlaşma ile kaldırılması durumunda İran’ın petrol üretimi ve ihracatının artacağı, bu artışın da küresel petrol fiyatlarını 40 dolar/varilin altına çekebileceği tahmin edilmektedir. 
Her ne kadar İran sahip olduğu büyük petrol rezervleri ve üretim altyapısı ile küresel petrol fiyatları üzerinde önemli bir belirleyici ülke olsa da, İran’ın petrol üretimi ve ihracatının önümüzdeki 1,5-2 yıllık süreçte yaptırımlar öncesi seviyelere yükselmesi kolay görünmemektedir. İran’ın petrol üretimi ve ihracatında kısa vadede ciddi bir artış yaşanmasının önündeki engeller ve nedenleri değerlendirildiğinde; uygulanan yaptırımların kademeli olarak kaldırılacak olması İran’ın petrol ihracatının kısa sürede artırmasına imkan vermeyecektir. İran’a yönelik yaptırımların yılın son çeyreğinden itibaren kademeli olarak kaldırılması ya da hafifletilmesi durumunda İran’ın petrol üretiminin ilk 3 aylık süreçte 200-300 bin varil/gün, ilk 6 aylık süreçte ise 500-700 bin varil/gün aralığında artacağı öngörülmektedir. 2016’nın ilk yarısında İran’ın petrol üretimi en iyimser tahminle 1,8 milyon varile çıkabilir. Bu nedenle 2015 ve 2016’nın ilk yarısı için İran kaynaklı petrol arzında küresel piyasalar açısından oyun değiştirici bir artış yaşanması mümkün görünmemektedir. Öte yandan İran’ın açık denizdeki petrol tankerlerinde depoladığı toplam petrol miktarının 30 milyon varile yakın olduğu tahmin edilmektedir. İran’ın tankerlerdeki petrol stoklarını kullanarak spot piyasada petrol arzını kısa süreli arttırma imkanı olduğu da unutulmamalıdır. Yaptırımların kademeli olarak kaldırılması neticesinde İran’ın petrol üretimi ve ihracatı, yaptırımlar öncesi seviyelere en erken 2016’nın ikinci yarısından sonra ulaşabilir. Tüm bu faktörlerin ötesinde, İran’ın toplam petrol üretiminin %80’ine yakınını sağladığı büyük sahaların ıslah edilmesi gerekliliği ve İran’ın üretim teknolojisine yeni yatırımların yapılabilmesi açısından Batılı şirketler başta olmak üzere yabancı yatırımcılara ihtiyaç duyması, kısa ve orta vadede İran’ın küresel petrol fiyatları ve piyasalarında oyun değiştirici olacak bir arz artışı sağlamasına imkan vermeyecektir. İran Ulusal Petrol Şirketinin (NIOC) 2018 yılı için öngördüğü 5,7 milyon varil/gün toplam üretim hedefinin mevcut koşullarda 2020 yılından önce sağlanabilmesi mümkün görünmemektedir.” 
Emin Danış, dünyadaki toplam doğalgaz rezervlerinin ,2’ine sahip olan İran’ın 2013’te toplam 166,6 milyar metreküplük doğalgaz ürettiğini, bu miktarın 162,2 milyar metreküpünü ise iç tüketiminde kullandığını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü: “İran’ın en önemli doğal gaz sahası 14 trilyon metreküplük kanıtlanmış rezervi ile Güney Pars sahasıdır. Katar’ın kuzey sahasının devamında bulunan Güney Pars sahası İran’ın toplam gaz rezervlerinin yüzde 40’ını barındırmaktadır. Kish, Kuzey Pars, Lavan, Gülşen ve Firdevs ise ülkenin diğer önemli gaz sahalardır. Lavan sahasının geliştirilmesinin 2016’da tamamlanması beklenirken, Kish, Gülşen, Firdevs ve Kuzey Pars sahalarında üretimin 2020 yılından önce gerçekleşmesi beklenmemektedir. Ülkenin en büyük doğalgaz rezervlerini içeren ve 24 fazdan oluşan Güney Pars sahasında şimdiye kadar 12 faz geliştirilebilmiştir. Sahanın toplam geliştirme maliyetinin 100 milyar dolara yakın olacağı tahmin edilirken yaptırımlar nedeniyle finansman ve gerekli teknolojileri sağlamaktan zorlanan İran’ın bu sahadaki geliştirme çalışmaları istenilen hızda devam etmemiştir. İran, 2016 yılı sonuna kadar doğalgaz üretimini 800 milyon metreküp/gün, 2020 yılında ise 1,1 milyar metreküp/gün seviyesine çıkarmayı planlamaktadır. İran’ın LNG ihracatı yapabilecek tesisleri olmamasından dolayı doğalgaz ihracatındaki tek seçeneği boru hatlarıdır. İran’ın doğalgaz ihraç etmek istediği hedef piyasalarından birisi de Avrupa’dır. İran’ın Avrupa’ya doğalgaz ihracat yapabileceği en istikrarlı ve ekonomik güzergah ise Türkiye’dir. İran’ın bir diğer alternatifi olan LNG ihracatı ise ülkenin LNG ihracatı yapabilmesi için öncelikle doğalgaz üretim kapasitesi ve LNG altyapısının geliştirilmesi gerekliliğinden dolayı kısa ve orta vadede mümkün görünmemektedir. Öte yandan İran’ın başta Güney Pars sahası olmak üzere doğalgaz üretimini artırabilmek için finansman ve teknolojiye ve bunları sağlayabilmek içinde yabancı yatırımcılara ihtiyaç duyması bu sahaların tam olarak devreye alınmasının 2025 yılına doğru gerçekleşebileceğini göstermektedir. Sonuç olarak bakıldığında İran’ın küresel doğalgaz piyasalarında önümüzdeki 10 yıllık süreçte önemli değişimlere neden olabilecek etkiler yaratması beklenmemektedir. Bununla birlikte sahip olduğu rezervleri itibariyle İran uzun vadede küresel LNG piyasasındaki önemli oyunculardan birisi haline gelebilecektir.” 
 
İTHAL EDİLEN PETROL MİKTARI ARTACAK 
 
Emin Danış, İran’a yaptırımların kalkmasının ülkenin gelirleri ve ithalatını artacağı için Türkiye’yi de olumlu olarak etkileyeceğini söyledi. Türkiye’nin en pahalı doğalgazı İran’dan aldığını hatırlatan Danış, “İran yaptırımlar devam ederken bile gaz fiyatında indirime gitmediği için iki ülke uluslararası tahkime gitti. Türkiye’nin petrol ithalatında İran önde gelen ülkelerden birisi yaptırımların kalkması sonrası İran’dan ithal edilen petrol miktarı biraz daha artabilir. Bununla birlikte İran’ın Türkiye’nin toplam doğalgaz ithalatındaki 2014 sonu itibariyle olan payı hem İran doğalgaz üretiminin imkan vermemesi boru hattının kapasitesinin yetersiz olması ve çok yüksek fiyatından dolayı değişmeyecektir. Önümüzdeki yıllarda İran gazının Avrupa’ya gitmesi söz konusu olduğunda bunun geçeceği en ekonomik ve istikrarlı güzergah Türkiye olduğu için Türkiye’den halihazırda inşa edilen ve 2018’de ilk gaz akışının sağlanacağı TANAP aracılığıyla geçmesi mümkün olacaktır. İran gazının Türkiye üzerinden geçmesi durumunda Türkiye’nin enerji Hub’ı olması ve uluslararası enerji jeopolitiğindeki konumunu güçlendirecektir.” 
 
RAKAMLARLA İRAN'IN ENERJİ POTANSİYELİ
 
Dünya kanıtlanmış petrol rezervlerinde payı %9.3
Toplam petrol rezervleri 157.8 milyar varil
2015’te günlük petrol üretimi ortalama 2.8 milyon varil
2015’te günlük petrol ihracatı 1.1 milyon varil
Dünyadaki doğalgaz rezervlerinin ,2’ine sahip
Toplam doğalgaz rezervi 33,8 trilyon metreküp
Günlük doğalgaz üretimi 166,6 milyar metreküp 
 
 
 

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz