Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Sürdürülebilir kalkınma için 3Y formülü

3Y olarak formüle ettikleri ‘Yerli, Yenilikçi ve Yeşil’ üretimin Türkiye'nin en önemli önceliklerinden olduğunun vurgulayan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “Ülkemizde verimliliğe dayalı bir sürdürülebilir kalkınma modeli çerçevesinde mal ve hizmet üretmeyi sağlamak istiyoruz. Temiz üretim veya eko-verimlilik sayesinde; belli bir mal veya hizmeti üretmek için daha az doğal kaynak ve enerji tüketmek ve aynı zamanda daha az atık oluşturmak mümkün hale geliyor” dedi. 




fikri_isikBilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Verimlilik Genel Müdürlüğü tarafından 6-7 Ekim’de Bilkent Kongre ve Merkezi’nde gerçekleştirilen 5. Ulusal Verimlilik Kongresi’nde; akademisyenler, sanayiciler, politika yapıcılar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve üniversite öğrencilerini bir araya getiren konferansta verimlilik kavramı her boyutuyla, kuramsal olduğu kadar uygulamaya dönük yönüyle de masaya yatırıldı. 
Açılış oturumunda konuşan Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, “verimlilik” uygulamalarının büyüme ve küresel ölçekte rekabet gücünü artırma çabalarında anahtar öneme sahip olduğunu söyledi. Işık, günümüzde giderek önem kazanan bir kavram olan “verimlilik” konusunun iş dünyası, hükümetler ve bilim insanlarının gündeminde ağırlıklı yer tutmaya önümüzdeki süreçte de devam edeceğini belirtti. Ülkelerin gelişiminin verimlilik artışı ve kaynakların etkin kullanımıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Işık, “2. Dünya Savaşı sonrası bir harabeye dönmüş olan Japonya’nın kısa süre içinde toparlanmasında ve ekonomik güç haline gelmesinde devletçe başlatılan verimlilik politikalarının önemli bir katkısı oldu. Keza Singapur, 1960’lı yıllarda 500 dolar olan kişi başı milli gelirini – ki, o tarihlerde Türkiye’nin kişi başı milli geliri de aynı düzeydeydi - 2014 yılında 56 bin dolara çıkardı. Ülkenin bu başarısının, özellikle 1981 yılında Singapur hükümetinin başlattığı verimlilik hareketinin önemli bir sonucu olduğunu birçok uzman ve akademisyen ifade ediyor. Benzer bir gelişmenin de Güney Kore’de yaşandığını biliyoruz” diye konuştu. 
 
VERİMLİLİK ARTIŞINA 
AŞIRI ODAKLANMA DA SAKINCALI!
 
Fikri Işık, bugün dünyada nüfus, doğal kaynaklar, coğrafi konum gibi kriterler açısından birbirine çok benzer konumda olan ülkelerin farklı büyüme performansı göstermesinin temel nedenlerinden bir tanesinin de, verimlilik bilincine gösterdikleri farklı yaklaşımlar olduğunu belirtti. Verimlilik kavramının genel ve basit bir tanımlamayla, “daha az girdi ile daha çok çıktı elde etmek” şeklinde tanımlandığını, ancak bu tanımda iki açıdan eksiklik olduğunu dile getiren Bakan Işık, “Bu tanım herşeyden önce çok kısa vadeli sonuçlara odaklanmaktadır. İkincisi ise, nicelik-nitelik ayrımı bu tanımlamada dikkate alınmamaktadır. Bizler ürettiğimiz ürünün sadece sayısına ve maliyetine değil, kalitesine de günümüz dünyasında odaklanmak durumundayız. Hatta ürünün kalitesine odaklanmak da aslında yeterli olmamaktadır. Bazen mevcut teknoloji içinde verimlilik artışına aşırı odaklanma yeni teknolojilere geçiş konusunda geç kalmaya sebep olabiliyor. En çarpıcı örneği, fotoğraf ekipmanları üreticisi dev bir firmanın, sadece verimlilik artışına odaklandığı ve dijital teknolojiye geçişi ıskaladığı için iflas etmiş olmasıdır. Bunun gibi pek çok örneği iş dünyasında görmek mümkündür” dedi. 
Bakan Işık, şöyle sürdürdü: “İş dünyasında daha fazla yatırım, daha fazla üretim ve daha az maliyet gibi konular, elbette önemli konular. Ancak unutmayalım ki verimlilik, el ve makine kapasitesinden daha çok zihin kapasitemizi artırmamız sonucunda ortaya çıkar. Eşyaya farklı bakmak, olaylara değişik açılardan yaklaşmak ve ortaya bir yenilik koymak, bugün verimliliğin çok daha önemli bir boyutunu oluşturuyor. Bakanlık olarak Ar-Ge, inovasyon, tasarım gibi konulara çok daha yoğun bir şekilde odaklamamızın temelinde de bu yatıyor. Ülke olarak biz düşük gelir seviyesinden orta gelir seviyesine doğru yükselirken atıl kapasitemizi aktif hale getirdik, bir başka deyişle verimliliğimizi artırdık. Önümüzdeki dönemde yüksek gelir seviyesine çıkmak için artık yeni kapasite oluşturmamız, verimlilik ve yenilik kavramlarını bir arada ele almamız gerekiyor. Kalkınmanın belirleyici unsuru ve itici gücü olan verimliliği artırmamız, ancak uzun dönemli politikalarla, akılcı, yenilikçi ve çağdaş yönetim anlayışıyla mümkün olabilir. Ülkemizin son 13 yılda yakaladığı gelişme performansını gelecek yıllara taşımamızda, hayatın her alanında sağlayacağımız verimlilik artışının doğrudan etkisi olacak. Makro düzeydeki reform paketlerinden detay eylem alanlarına kadar bütün politikalarımızı bu gerçeğe, bu ihtiyaca göre kurguluyoruz. Mesela 2014-2018 yıllarını kapsayan 10. Kalkınma Planı’nda uygulamaya aldığımız dönüşüm programlarından birisi de, üretimde verimliliğin artırılmasıdır. Hassas bir konu olması nedeniyle enerji verimliliğini ayrı bir program olarak ele aldık. Doğrudan verimlilik artışı sağlamaya yönelik bu somut eylem planlarıyla verimlilik artışı için çalışmalarımızı aralıksız bir şekilde sürdürüyoruz.”
 
BAKANLIK GÜNDEMİNDEKİ PROJELER… 
 
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca yürütülen verimlilik artırıcı çalışma ve projeler hakkında bilgi de veren Bakan Işık, sanayi üretimini verimli şekilde gerçekleştirmeden sağlıklı ekonomik büyüme ve kalkınmanın sağlanamayacağını belirtti. Bu anlayışla imalat sanayinde verimliliğin artırılması programını uygulamaya koyduklarını, bu program kapsamında Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yönetimlerinde verimlilik çalışmalarını koordine edecek bir yapı oluşturulacağını vurgulayan Işık konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ayrıca işletmelerin verimliliğini karşılaştırmak üzere bir bilgi sistemi ve veri tabanı kuruyoruz. Bu doğrultuda KOBİ’lerin Verimliliğini Artırma Projesi’ni de başlattık. Bu projeyle imalatçı KOBİ’lerin rekabet güçlerini ve verimliliklerini artıracak destekler geliştirmeyi amaçlıyoruz. Enerji Verimliliğinin Geliştirilmesi Dönüşüm Programı içinde yer alan ‘sanayide enerji verimliliğinin artırılması’ bileşeni de Bakanlığımızca koordine ediliyor. Bu kapsamda başlattığımız ‘Sanayide Verimsiz Elektrik Motorlarının Dönüşümü’ programıyla işletmelerde kullanılan 7.5 kWh ve üzeri güçteki motorların envanter tespitini, yerli ve yüksek verimli motor üretim teknolojisini ve kapasitesini geliştirmeyi, piyasa denetimini artırmayı, finansal destek mekanizmaları oluşturarak verimli elektrik motorlarına geçiş sağlamayı hedefliyoruz. Böylece Türkiye’nin toplam üretiminin %35’ine karşılık gelen sanayideki elektrik motorlarının tükettiği enerjiden çok büyük tasarruf sağlamayı hedefliyoruz. Bu dönüşüm sağlandığında 8.5 milyar TL’yi bulan bir tasarruf sağlanmış olacaktır. Dönüşüm programı kapsamında verimsiz elektrik motorlarını verimli olanlarla değiştirecek olan KOBİ’lerimize KOSGEB tarafından kredi faiz desteği uygulamasını da başlatıyoruz. KOSGEB’in konuyla ilgili çalışmaları son aşamaya geldi. Bu ay Kayseri’de pilot uygulamayı başlatıyoruz. Bu çalışmaların yanısıra sanayimizin verimlilik temelli yapısal dönüşümünü sağlamak amacıyla Verimlilik Stratejisi ve Eylem Planı’nı 2015-2018 dönemi için uygulamaya koyduk. Bu strateji planında yer alan eylemler doğrultusunda temiz üretim merkezlerinin kurulması, endüstriyel simbiyoz (yani ortak yaşam uygulamalarının) çoğaltılması, yeşil ve yeni nesil sanayi bölgelerinin kurulması, KOBİ verimlilik eğitimleri için model fabrika kurulması, işletmelere yönelik bir verimlilik belgelendirme mekanizmasının oluşturulması, Türkiye bölgesel ve sektörel verimlilik haritasının oluşturulması, verimlilik akademisinin kurulması gibi önemli eylemleri hayata geçirmek üzere çalışmalarımızı da sürdürüyoruz.”
 
YERLİ, YENİLİKÇİ VE YEŞİL ÜRETİM 
 
Bakanlığının çalışma anlayışını “3Y” formülü ile özetleyebileceğini kaydeden Işık, “Yerli, Yenilikçi ve Yeşil üretim anlayışıyla, ülkemizde verimliliğe dayalı bir sürdürülebilir kalkınma modeli çerçevesinde mal ve hizmet üretimini sağlamak istiyoruz” dedi ve şöyle sürdürdü: “Temiz üretim veya eko-verimlilik sayesinde belli bir mal ve hizmeti üretmek için daha az doğal kaynak ve enerji tüketmek ve aynı zamanda daha az atık oluşturmak mümkün hale geliyor. Bu nedenle TÜBİTAK-MAM bünyesinde Çevre ve Temiz Üretim Enstitüsü’nü kurduk. Bu enstitü iki yıldır işletmelerde temiz üretim uygulamalarını yaygınlaştırmaya ve bu teknolojileri geliştirmeye yönelik faaliyetler yürütüyor. Burada başlattığımız bir projeyle sanayide kaynak verimliliği potansiyelini belirliyoruz. Bu anlamda sanayimizin yol haritası olduğunu düşündüğümüz Ulusal Ekoverimlilik Programı’nı da uygulamaya koyduk. Yürüttüğümüz faaliyetlerle bu alana ilişkin bilgilerin paylaşıldığı Temiz Üretim Bilgi Platformu’nu da faaliyete geçirdik. Verimlilik alanında yaptığımız bir diğer önemli çalışma da, verimlilik istatistiklerini oluşturmaktır. Doğru politikalar oluşturabilmek için doğru verilere ve bu verileri doğru kullanan sağlam analizlere ihtiyaç var. Bu doğrultuda ülkemizdeki verimlilik altyapısını gelişmiş ülkeler seviyesine getirme yolunda önemli mesafe katettik. Üç aylık ve yıllık dönemlerle imalat sanayine ilişkin ulusal verimlilik istatistiklerini sektörler bazında yayımlıyorduk. Bu yıl ilk defa bölgesel verimlilik istatistiklerini de yayımlamaya başladık. Böylece 26 bölgede sektörler arasında işgücü verimliliğini takip etmiş oluyoruz. Yine 2015 yılı Şubat ayı itibarıyla ülkemizde bu alanda bir ilk olmak üzere sanayimizin “yeşil karne”sini, yani sürdürülebilir üretim göstergelerini kamuoyuyla paylaştık. Bundan böyle dönemsel olarak yayımlayacağımız bu veriler üzerinden verimlilik politika ve uygulamalarımızın sonuçlarını daha iyi izleyebilecek, yeni uygulama araçlarımızı daha rasyonel olarak şekillendirebileceğiz.” 
 
ETKİ ANALİZLERİNE AĞIRLIK VERDİK
 
Bakanlığın verimlilik politikaları geliştirirken “kendi verimliliğini” de sıkı sıkı takip etmeyi de ihmal etmediğini söyleyen Bakan Işık, göreve geldiği ilk andan itibaren üzerinde en fazla durduğu konuların başında “etki analizi” çalışmaları geldiğini kaydederek, “Göreve geldikten sonra verdiğim ilk talimat da zaten Etki Değerlendirme Daire Başkanlığı’nın kurulması oldu” dedi. Kurumsal kapasitesi sürekli gelişen Etki Değerlendirme Birimi’nin Başkanlığı’nın Ar-Ge ve inovasyona yönelik Bakanlık programlarında etki analizleri yapmaya başladığı bilgisini veren Işık, bu çalışmayı neden önemsediklerini de şöyle özetledi: “Kamuoyunda çok ciddi bir tartışma oluyor, deniyor ki; ‘Bu kadar destek veriyoruz, bu kadar para harcıyoruz, ama arzu ettiğimiz verimi alabiliyor, arzuladığımız çıktılara ulaşabiliyor muyuz? Bunu ölçmenin dünyadaki en önemli bilimsel yöntemi etki analizidir. Şu anda biz etki analizini kurumsal hale getirdik. Ve artık pek çok programı etki değerlendirmesine tabi tutuyoruz. Ve bu programlar ışığında politikalarımızda yapacağımız revizyonları belirliyoruz. Çok çarpıcı bir örneği kısaca paylaşmak isterim. Bizim Girişimci Bilgi Sistemimiz var. Sanayi envanteri olarak başlayan ama onun daha ötesine geçen bu sistemde tespit ettiğimiz çok temel bir gerçek bize şunu gösteriyor: 
İşletmelerde ölçek büyüdükçe kârlılık artıyor. 
Firmaların ihracatı arttıkça kârlılığı da artıyor. 
Tasarım yapan firmaların kârlılığı daha da artıyor.
Teknoloji düzeyi yükseler firmaların kârlılıkları artıyor. 
Fakat çeşitli değerlendirmelerin ardından bahsettiğimiz bu sonuçlara varırken, bir alanda bir boşluk olduğunu gördük: İleri teknolojiyle uğraşan mikro ölçekli –10’dan az eleman çalıştıran – firmalar zarar ediyorlardı. Ya da bu işletmelerde kârlılık gözükmüyordu. Acaba verilerde mi bir hata yaptık diye araştırınca gördük ki, mikro ölçekli firmaların yüksek teknolojiyle çalışırken insan kaynağı giderleri yüksek oluyor ve bu da onların kârlılığını engelliyor. Ve yeni geliştirdiğimiz destek programında mikro ölçekli yüksek teknoloji şirketlerine ‘genel yönetim gideri’ desteği verme kararı aldık. Politikaların oluşumunda verilerin önemini bu örnek de göstermektedir.” 
 
TEK YOL, VERİMLİLİK VE ÜRETKENLİK ARTIŞI 
 
Kongrenin açılış oturumunun hemen ardından Bilkent Üniversitesi öğretim üyelerinden, İktisadi İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, “Türkiye Ekonomisinde Sürdürülebilir Bölgesel Kalkınma” başlıklı bir konferans verdi. Küresel ölçekte ve Türkiye özelinde verimlilik artırıcı politika ve uygulamaların önemine değinen Prof. Dr. Yeldan, OECD’nin Temmuz 2014 tarihli “Gelecek 50 Yılın Politik Güçlükleri” raporundan bölümler aktararak şunları söyledi: 
“OECD, raporunda 2060 yılına kadar dünya ekonomisinde beklenen genel eğilimler üzerine eğiliyor. OECD’ye göre, 2060 yılına gelene dek dünya ekonomisinde ciddi bir yavaşlama olacak. Öyle ki, küresel ekonominin 2014-2030 arasında ortalama %3.6 büyümesi öngörülürken, daha sonra 2060 kadar olan ikinci dönemde büyüme hızı %2.7’ye gerileyecek. İkinci öngörüde ise; OECD’nin ‘gelişmiş’ ekonomilerinde büyüme hızının 2014-2030 döneminde  %2.4 olarak tahmin edildiğini, daha sonra 2060’a gelindiğinde bu oranın %0.5’e gerileyeceğinin belirtildiğini görüyoruz. Bunun ardından iki tane öğenin altını çiziyor OECD; Bunlardan bir tanesi yaşlanma, yani genç nüfusun işgücüne katılımının giderek yavaşlaması olgusudur. Bunun sonucu olarak OECD, 1950 sonrası Hollywood filmlerinde rastlanan manzaranın benzerini öngörüyor: Büyük aileler… Çoluk çocuk, büyük bir araba, iş gücüne katılımın sürekli olarak artırıldığı bebek çoğaltan bir nesil. 1960’larda işgücüne katılan bu yeni nesil, 1990’larda emekli olmaya başlamıştı. Arkasından da dünyada böyle güçlü bir nüfus artışı yaşanmadı. 
Raporda değinilen ikinci önemli sorun, iklim değişikliğinin yarattığı sorunlardır. OECD’ye göre bu konu, dünya ekonomisinde verimlilik artışlarının önünde ciddi bir engel olarak kendini gösterecektir. Bu nedenle ki, Kyto Protokolü  bu yılın Aralık ayında Paris’te yeniden masaya yatırılacak ve sera gazlarının emisyonlarıyla mücadelede, gönüllülük esasına göre yeni hedefler ortaya konacak. OECD, bu mücadelenin başarısız olması veya yeterince başarılı olamaması halinde, endüstriyel proseslerden ve katı yakıtların yakılmasından kaynaklanan sera gazı salımlarının iki misli yükseleceğini; yıllık 48,7 milyon tondan 2060 yılında 99,5 milyon tona ulaşacağını tahmin ediyor. Bu da dünya ekonomisi için tarımsal üretkenliğin azalması, yeni bakterili hastalıkların artması, işgücü üretkenliğinin bu nedenle düşmesi gibi bir dizi sorunu gündeme getirmektedir. Dolayısıyla bizim dışımızdan kaynaklanan bir dizi tehdit dünya ekonomisini ve dolayısıyla Türkiye ekonomisini kabaca önümüzdeki 50 sene içerisinde tehdit edecek görünümdedir… Buradan çıkışın yolu kuşkusuz verimlilik ve üretkenlik artışına yönelik ciddi tedbirler almaktan ve dünya sanayileşme merdiveninde üretkenlik artışına dayalı bir sanayileşme ve büyüme çizgisi yaratmaktan geçiyor.”
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz