Enerji Dergisi Facebook Enerji Dergisi Twitter Enerji Dergisi RSS
Yenilenebilir enerjinin payı 2020’de %26’yı aşacak

Yenilenebilir enerji, 2014 yılında dünya genelinde, enerjide arz güvenliği ve sürdürülebilirliği geliştirmeye yönelik politika uygulamalarının desteğiyle gelmiş geçmiş en yüksek büyüme oranı yakaladı. 




yenilenebilir_dunyaYükselen ekonomileriyle dikkat çeken ülkelerde büyümenin devam etmesi ve kurulum maliyetlerinde yaşanan düşüş, yenilenebilir enerjinin ivmesine dünya genelinde hız kazandıracak en önemli iki fırsat olarak öne çıkıyor. Dünya genelinde gerçekleştirilen elektrik üretiminde 2013 yılında %22 olan yenilenebilir enerji payının 2020 yılında %26’nın üzerine çıkması bekleniyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (UAEA), “2015 Orta Vadeli Yenilenebilir Enerji Piyasası Raporu”nu geçtiğimiz Ekim ayında yayımladı. Yenilenebilir enerjinin dünya genelindeki durumuna dair güncel bilgiler yanında, 2020 yılına yönelik piyasa analizleri ve tahminler de içeren rapor hakkında konuşan UAEA İcra Direktörü Fatih Birol, “önümüzdeki beş yıllık süreçte elektrik üretiminde büyüme göstermesi beklenen en büyük tek kaynağın ‘yenilenebilir enerji’ olduğunu” söyledi. Raporda yenilenebilir enerjinin iklim değişikliğiyle mücadele ve enerji güvenliğinin artırılması konularındaki öneminin altı çizilerek, yenilenebilir yatırımların daha hızlı büyümesini engelleyen politik belirsizliklerin bir an önce ortadan kaldırılması konusunda hükümetler uyarılıyor.
 
YENİ KAPASİTE İLAVELERİNİN
%45’İ YENİLENEBİLİRDEN 
“2015 Orta Vadeli Yenilenebilir Enerji Piyasası Raporu”na göre, 2014 yılı içerisinde dünya genelinde toplam 130 GW’lık yenilenebilir kapasite ilavesi gerçekleşti. Bu rakam, üretim sektöründe dünya kapasitesine yapılmış net ilavelerin %45’ten fazlasını oluşturuyor. Rapora göre, yenilenebilir üretim maliyetleri 2014 yılında dünyanın birçok yerinde düşmeye devam etti. Son bir yıl içinde açıklanan bazı çok düşük sözleşme fiyatlarının Brezilya, Hindistan, Ortadoğu, Güney Afrika ve ABD gibi bölgelerde, azalan hak ediş seviyeleriyle, gelişmeyi daha da ileri taşıması bekleniyor. Uluslararası Enerji Ajansı, yenilenebilir elektrik üretimini teşvik eden “enerji çeşitliliği”, “yerel kirliliğin azaltılması” ve “dekarbonizasyon” gibi politika hedeflerinin, “fosil yakıt fiyatları şimdikinden daha düşük bile olsa” gücünü koruyacağını belirtiyor. Çin ve Hindistan gibi kilit öneme sahip ülkelerin yenilenebilir kurulumlar konusunda var olan hırslarını geleceğe yönelik olarak da artırdığına işaret eden raporda özetle şu değerlendirmelere yer veriliyor:
* Yenilenebilir enerjinin orta vadede güç kapasitesine yapılacak net ilavelerde “en büyük kaynak” olarak öne çıkması bekleniyor. Toplamda yaklaşık yarısı hidroelektrik harici olan kaynaklarıyla yenilenebilir enerjinin 2020 yılına kadar bu alandaki genişlemenin neredeyse üçte ikisini temsil edeceği hesaplanıyor. Bu öngörüye göre; elektrik üretiminde yenilenebilir enerji payı 2013 yılı değeri olan %22’den 2020 yılına gelindiğinde %26’nın üzerine çıkacak ve yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretimi Çin, Hindistan ve Brezilya’nın bugünkü toplam bütünleşik talebinden daha yüksek bir seviyeye ulaşacak. Ancak gelişmekte olan ülkelerde finansman, erişim ve entegrasyon konularında yaşanan güçlüklerin yanısıra, bazı bölgelerde (özellikle de Avrupa ve Japonya’da) piyasa entegrasyonu ve politikalar konusunda süren belirsizlikler nedeniyle yıllık kurulum trendinin yavaşlaması bekleniyor.
 
KARASAL ALANDAKİ
RES’LER BÜYÜMENİN ÖNCÜSÜ
* Yenilenebilir kapasite ve elektrik üretimindeki artışın 1/3’ten fazlasını gerçekleştirdiği hesaplanan karasal rüzgâr santralleri, küresel ölçekte yenilenebilir büyümeye öncülük ediyor. Yeni kapasite kurulumlarında ikinci 1/3’lük dilimin sahibi olan solar PV (fotovoltaik) tesisler, en büyük ikinci kaynağı oluşturuyor. Yenilenebilir kapasiteye yapılan ilavelerinin beşte biri, yenilenebilir elektrik üretimindeki artışın ise dörtte birden fazlası, devreye yeni alınan hidroelektrik tesislerden geliyor. Bu arada diğer yenilenebilir teknolojilerin de - toplam miktar açısından daha yavaş büyüme kaydetmekle birlikte - önemli bir gelişim içinde oldukları görülüyor. Örneğin biyo-enerji alanında (Avrupa’da kömürden biyokütleye dönüşümlerle, Asya ülkelerinde ise yerel kaynakların kullanımı sayesinde) gelişme gözleniyor. Açık denizdeki (offshore) rüzgâr kurulumlarının da, üretim maliyetlerinde beklenen düşüşler ve Avrupa kıtasında devreye girecek büyük offshore projeleriyle birlikte 2020 yılına dek üç katın üzerinde artış göstermesi bekleniyor.
 
* OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkelerinde elektrik üretim kapasitesine yapılan net ilavelerin neredeyse tamamının, hidroelektrik harici yenilenebilir kaynaklardan geldiği görülüyor. Ancak yıllık kurulumların düşük seviyelerde stabilize olduğu OECD ülkeleri, yenilenebilirdeki büyümenin yalnızca üçte birini bünyesinde gerçekleştirmektedir. OECD güç sistemleri, genel olarak düşük seyreden talep artışı şartlarında ve yüksek teşvik düzeylerinin olmadığı bir ortamda, uzun vadeli politika çerçevelerini devam ettirme konusunda güçlüklerle karşı karşıyadır.
 
* Yenilenebilirler OECD harici ülkelerde elektrik üretim kapasitesine yapılan ilavelerin neredeyse yarısını oluşturuyor; ancak fosil yakıtların hâlâ ağır basan rolü, bu ülkelerde hızla büyüyen talebi karşılamada yukarı yönlü önemli bir potansiyel olarak yenilenebilir kaynakları işaret ediyor.
* Mutlak veriler ışığında bakıldığında Avrupa Birliği (AB-28), yenilenebilir enerjide Çin’den sonra ikinci büyük piyasa durumundadır. Ancak Avrupa Birliği’nde yıllık yenilenebilir kurulumlar düşüş göstermektedir. ABD, yenilenebilir enerjide - sürekli düşen doğal gaz fiyatlarına rağmen - üçüncü büyük piyasa durumundadır. Bu alanda dinamik yapısını korumakta olan ABD’de, federal teşviklerle ilgili belirsizlik, yenilenebilir projelerin hayata geçirilmesi konusunda istikrarsız bir görünüm ortaya çıkarıyor. Japonya’da ise kritik bir görünüm sergileyen elektrik arz durumu ve uygulanan cömert destek programının solar fotovoltaik projelerde güçlü büyümeyi teşvik ettiği görülüyor. Ancak şebeke entegrasyonundaki güçlüklerin bu alandaki kurulum trendinde düşüşe neden olduğu da gözlerden kaçmıyor.
* Bazı yeni piyasalarda (örneğin Meksika) güçlü bir talebin ortaya çıktığı görülüyor. Hızla artan elektrik talepleri, kaynak çeşitliği gereksinimleri ve yerel kirlilik konusunda artan kaygılarla dikkat çeken Çin, Hindistan, Brezilya ve diğer gelişmekte olan ülkelerin orta vadede yaşanacak yenilenebilir genişlemenin üçte ikisine sahne olacakları öngörülüyor.  
 
 
KAPASİTE ARTIŞININ %40’INI
TEK BAŞINA ÇİN GERÇEKLEŞTİRDİ
* Küresel yenilenebilir kapasite artışının %40’ının – yani, İngiltere’nin mevcut toplam elektrik üretim kapasitesinin üç katına denk düşen bir miktarın - tek başına Çin tarafından gerçekleştirildiği hesaplanıyor. Artan elektrik üretim gereksinimi, ülkede yaygınlaşan çevre kirliliği kaygıları ve hırslı hedeflerden güç alan elverişli politik ortamı sayesinde Çin’in, 2020 yılına dek bu alanda yapılacak toplam yeni yatırımların yaklaşık üçte birini gerçekleştirmesi gerekiyor. İstikrarsız bir güç kaynağı olarak değerlendirilen yenilenebilirlerin elektrik sistemine daha yüksek seviyelerde entegrasyonunun desteklenmesi amacıyla (Çin’de) ilan edilen sektörel reformlar, yenilenebilirlerin rolünü pekiştirmeye yardımcı olacaktır. Çin’de karasal alanlarda kurulacak rüzgâr santrallerinde ve solar PV tesislerde güçlü artış beklenmektedir. Çin’de hidroelektriğin yıllık büyüme hızı düşüyor; ama kümülatif hidroelektrik kapasite artışı Avustralya’nın mevcut toplam elektrik üretim kapasitesine denk miktardadır.
 
* Yenilenebilir elektrik üretim tesislerinin dünya çapında kurulumunda düşük petrol fiyat ortamının etkili olduğu tezi, gerçeklikten ziyade bir algı olarak kendini gösteriyor. Taşımacılık sektöründe biyoyakıtlarla ve yenilenebilir ısıtmayla daha dolaysız bir rekabet halinde bulunan petrolün, elektrik üretim sektöründeki etkisi yalnızca petrol yakıtlı ‘pik yük’ santralleriyle (bir de sıvılaştırılmış doğal gaza dayalı elektrik üretiminde başvurulan petrole endeskleme konusuyla) sınırlıdır.
* Yenilenebilir enerjinin çekiciliği daha çok hükümetlerin politik destekleri ve uygun piyasa tasarımını sürdürme konusundaki kararlılığına bağlı olan bir konudur. Bu alanlarda kalıcı belirsizlikler, çok daha büyük tahmin riskleri doğuracaktır.
* Uluslararası Enerji Ajansı (UAEA), 2020 yılına dek yenilenebilir kapasiteye her yıl yapılacak yeni yatırım tutarının 230 milyar dolar seviyesinde gerçekleşeceği tahmin ediyor. (Yenilenebilir kapasiteyi 2014 yılında yapılan yeni yatırım tutarı 270 milyar dolar olarak gerçekleşti.) Bu eğilim esas olarak kapasite artışındaki yavaşlamanın bir sonucu, ama aynı zamanda daha dinamik teknolojilerdeki yatırım maliyetlerinin düşmesi de bu konuda etkili oluyor. Öte yandan yenilenebilir büyüme, gelişmiş politika ve piyasa çerçevelerinin hayata geçirilmesi halinde daha da hızlanabilir… UAEA’nın bu duruma ilişkin olarak yaptığı hızlandırılmış projeksiyona göre, “enerji güvenliği, yerel kirliliğin önüne geçme ve iklim yararlarının güçlü şekilde benimsenmesi” halinde 2014-2020 döneminde yenilenebilir elektrik üretiminde %25’in üzerinde kümülatif artış gerçekleşebilir. Bu durumda 2020 yılına dek bu alana yapılacak yıllık yeni yatırım tutarı, 315 milyar doları aşacaktır… Bunun başarılabilmesi için karar alıcıların çevreye zarar veren eski elektrik santrallerini aşama aşama kapatacakları konusunda açık mesajlar vermeleri ve (özellikle gelişmekte olan ülkelerde) finansman maliyetlerinin yükselmesine neden olan pazara giriş ve yatırım risklerine odaklanılması gerekmektedir.
 
ÜRETİM MALİYETİNDE AZALMA SÜRECEK
* Yenilenebilir elektrik üretim maliyetlerinin azalmaya devam edeceği tahmin ediliyor.
2010- 2015 arasında (karasal alanda) rüzgara dayalı olarak yapılan elektrik üretiminde küresel ortalama gösterge maliyeti %30 düşüş gösterirken, şebeke ölçeğindeki yeni solar PV kurulumlarında bu düşüş üçte iki olarak kaydedildi. 2015 – 2020 döneminde yeni karasal rüzgar tesislerinde bu maliyetin daha düşeceği, şebeke ölçeğindeki yeni solar PV tesislerde ise ilave bir maliyet azalması olacağı tahmin ediliyor.
* Karasal alanlardaki rüzgar santralleri ve solar PV yatırımları için yüksek seviyelerde teşvikler artık gerekmiyor, ama bu tesislerin ekonomik çekicilikleri düzenleyici yasal çerçeveye ve piyasa dizaynına hâlâ güçlü şekilde bağımlılık gösteriyor. Bu arada bazı teknolojiler (off-shore rüzgar tesisleri, solar termal elektrik üretimi ve kimi biyo-enerji teknolojileri), bu alanlardaki öğrenme eğrisini kısaltmak için sürekli politik destek gerektiriyor.
* Yenilenebilir elektrik üretiminde 2015-2019 dönemine ilişkin olarak dünya genelinde açıklanmış son uzun vadeli sözleşme fiyatları, önümüzdeki beş yıl içerisinde teknolojideki ilerleme ve daha iyi finansman ve daha iyi kaynakların yeni pazarlara doğru genişlemesiyle daha düşük üretim maliyetlerinin bile mümkün olduğunu gösteriyor. (BAKINIZ: YUKARDAKİ DÜNYA HARİTASI…) Yeni karasal rüzgâr santralleri bugün birçok ülkede 60-80 dolar/MWh arası fiyatlarla sözleşmeye bağlanabilmektedir; hatta Brezilya, Mısır, Güney Afrika, ABD gibi bazı ülkelerde 50 dolar/MWh dolayında daha iyi fiyatlar da söz konusu. Bu arada, şebeke ölçeğinde yeni solar PV projeleri de 80-100 dolar/MWh fiyatlarla, en iyi durumda ise (örneğin BAE, Ürdün, Güney Afrika ve ABD’nin bazı eyaletlerinde) 60 dolar/MWh dolayında fiyatlarla yapılabilmektedir. Teknoloji maliyetleri azalırken, ülkeden ülkeye ve zamana göre farklılık gösteren finansman şartları, projeler üzerinde daha önemli rol oynuyor. Bazı ülkelerde uzun vadeli sözleşmelere yönelik fiyat rekabeti, verimli kaynaklar, finansal riski azaltma önlemleri ve/veya imtiyazlı finansmanların bir araya gelmesi, daha düşük fiyatların ortaya çıkmasına da neden olabiliyor. Bu şartlar şu an tüm pazarlarda mevcut bulunmasa da, bazı ülkelerin “daha uygun fiyatlı”, “temiz” enerjiye dayalı kalkınma yolunda adım adım varacakları ilerdeki potansiyelin göstergesi durumundadırlar.
 
DİĞER SEKTÖRLERDEKİ DURUM
* Yenilenebilir kaynaklar diğer sektörlerde de – elektrik üretim sektöründeki durumlarının gerisinde kalsalar bile– yükseliyor. Yenilenebilirlerin bugüne kadar ısıtma sektöründe “nihai enerji tüketiminin yaklaşık yarısına”, taşımacılık sektöründe ise “toplam tüketimin dörtte birine” karşılık gelen ilerleyişi, elektrik sektöründeki gelişimine göre daha yavaş olmuştur. Yenilenebilir kaynaklar, aynı zamanda bu sektörlerin dekarbonizasyonu ve çeşitlendirilmesi anlamında hayati öneme sahiptir, ancak bu alanlardaki gelişimleri iklim değişikliği hedeflerini karşılamak için gerekli seviyenin hayli gerisinde kalmaktadır.
* Yenilenebilir ısı teknolojileri “maliyet-etkin” bir seçenek olabilecekken, düşük petrol fiyatları periyodunun uzaması gelişmelerini baltalayabilir, özellikle de biyoenerji piyasalarında… Yenilenebilir enerjinin küresel ölçekte – geleneksel biyokütle hariç - ısıtma amaçlı olarak kullanımı orta vadede kısmi bir artışla sınırlı kalacak gibi görünüyor. Özellikle OECD üyesi Avrupa ülkelerinde uygulanan yenilenebilir ısıtma destek programları, bu alanda gelişmenin önemli destekleyicileri olmaya devam ediyor. Bunun yanında OECD üyesi olmayan bir dizi ülke de küçük ölçekli solar termal sistemleri desteklemeye yönelik politikalar uyguluyor. Bölgesel ısıtma ağlarını destekleyen girişimlerin de yenilenebilir ısının entegrasyonunu kolaylaştırmada yardımcı olması bekleniyor. Yenilenebilirlerin sanayide ısıtma amaçlı olarak kullanımı da, özellikle OECD üyesi olmayan ülkelerde, piyasa yavaş gelişiyor olmakla birlikte büyük bir potansiyel oluşturmaktadır. Sanayide proses ısı temini uygulamalarının teşvik edilmesi söz konusudur. Ancak yenilenebilir ısıtmanın daha güçlü ve geniş kapsamlı yükselişi,  daha derin ve yaygın politika çerçeveleri gerektirmektedir.
 
 
KARASAL RES’LER İLE SOLAR PV’NİN ARTAN CAZİBESİ
 
* Karasal alanlardaki rüzgar projeleri ve solar PV teknolojisi, fosil yakıtlara karşı henüz yaygın biçimde rekabet gücü elde edememiş olmasına rağmen, karşılaştırmalı maliyet seviyeleri bakımından, doğal gaza dayalı elektrik üretim maliyetleriyle – mevcut yakıt fiyat sistemi altında bile -  giderek daha fazla kıyaslanabilir hale gelmektedir. Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerde karasal rüzgar projeleri, fosil yakıtlara göre daha “maliyet-etkin” bir yeni üretim kaynağını temsil edebilir. Ancak ABD gibi düşük fiyatlı doğal gaz piyasalarında karşılaştırılabilirlik, daha ileri maliyet azaltımları gerektirecektir. Diğer taraftan hidroelektrik, jeotermal ve biyoenerji teknolojileri de fosil yakıtlar karşısında büyük ölçüde rekabetçi konumdadırlar; ancak sosyal kabul, proje geliştirme ve finansman konularıyla ilişkili risklerle karşı karşıyadırlar.
* Bu gelişen maliyet trendi, solar PV ve karasal rüzgar teknolojilerinin alternatifleri karşısında otomatik olarak daha rekabetçi veya maliyet etkin olduğu anlamına gelmez. Rekabet gücü aynı zamanda yapılan üretimin değeri ve değişken karakterli yenilenebilirlerin sisteme daha yüksek oranda entegrasyonuyla bağlantılı maliyetlerle de ilişkilidir. Ayrıca, yakıt fiyatlarının değişkenliği karşısında yenilenebilir teknolojilerin muhtemel “fiyat koruma” değerlerinin ve fosil yakıtların çevresel dış etkilerinin de hesaba katılması gerekir. Her halükarda yenilenebilirler, gelişmekte olan ekonomik özellikleriyle riskleri iyi dağıtılmış bir enerji yatırım portföyü içinde değeri gitgide artan bir seçenek haline gelmektedir.
 

Yorumlar

Hiçbir yorum bulunamadı


Yeni yorum yaz